29 Temmuz 2008 Salı

Geçmeyen Zaman

Zaman, zaman, zaman...Çok eski bir yazımda şöyle yazmışım zaman tüy ve kurşun gibi..Ne doğru bir cümle..
Bugünlerde zaman enteresan bir şekilde ilerliyor. Sanırım gitme zamanı yaklaştığı için olsa gerek. Sanki hiiç geçmiyor olduğu yerde sayıklıyor. Türkiye de zaman çok çabuk geçiyordu hep benim için özellikle de buradan tatil amaçlı gittiğimde. Cezayir e gelmeden evvel öyle değildi tabi. Sonra tuhaf bir biçimde gördüm ki burdada zaman deli gibi geçiyor. Aslında bu duruma şaşırdım. İlk geldiğim zamanlar burayı tanıma hevesinin verdiği heyecandan çabuk geçiyordu sanırım. Bir ara duraksamalar yaşadık birlikte ama sonra yine aynı tempoya girdik. Sabah uyanıyor öğlen yemek yiyor sonra odamda kitap okuyor ve akşamüstü internete girmek için eşimin ofisine geliyordum ve bir anda gece oluveriyordu. İnanılmazdı. Şimdiyse dakikaları sayıyorum adeta gözüm hep takvimde ve saatte. Sanki takvime aralıklı olarak baksam bir anda gün geçecekmiş gibi geliyor.
Bugün yine aynı şekilde öğlen yemeğimi yedikten sonra odama gittim. İçimden film izlemek geldi. Sonra düğün cdlerimizi taktım ve biraz onlara baktım. Ne kadar da güzeldi. Birkaç gündür boncuklarımla haşır neşirim. Birkaç tane kolye ve bileklik yaptım kendime. Sanırım bugün yarın fotoğraflarını çekerim ve sizlerle de paylaşırım. Zevkli bir uğraş. Ama yatağımın üzerinde yaptığım için dün resmen boynum tutuldu. Akşam bir ağrı kesicinin eşliğinde rahatlaması için krem sürüp ovduk. Sabah kalktığımda daha iyiydi. Deminden beri yine gözüm saatte. Çok komik hissediyorum kendimi. Bile bile lades yani. Çocuk gibiyim.
Türkiyeye gitmemize beş gün kaldı. Aklım hep orda. Gittiğimizde neler yapacağımızı nerelere gideceğimizi düşünüp duruyorum. Saatlerce öylesine uzanıp kafamda yerleri canlandırmak ve oralarda hayali geziler yapmak hoşuma gidiyor. Bir yandan da bavulları düşünüyorum. İçlerine neler koymalıyım gelirken acaba bize yeter mi burdan götürdüğümüz bavullar diye geçen sefer ile mukayese yapmaya çalışıyorum. Burdaki fazla eşyaları her gittiğimiz seferde götürüyorum. Yerine yenileri geliyor tabiki. Okuduğum kitaplarım gidiyor okumak istediklerim geliyor, oyuncaklarım gidiyor yerine başka bir tane geliyor. Burdan eşim bana bir ayıcık almıştı üzerinde yeşil bir kazak var pek şeker. Adı da mümü. Bu sefer onu da götürücem giderken gelirken başka bir tane getirebilmek için. Çok fazla eşya olsun istemiyorum evde çünkü taşınma durumunda falan onlarla uğraşmak çok zor olacaktır. Malum bavullarımızın bir ağırlık kapasitesi var. Son gelişimde sadece iki bavul geldim ama birinin ağırlığı 30 kiloyu geçtiği için havaalanında boşaltmam gerekti. Tam bir sinir harbiydi. Ama onun da yolunu buldum ve getirmek için aldığım hiçbir şeyi geri bırakmadık. Bavuldan bir el çantası alıp fazlalık olan 2 kilomu onun içine tıkıverdim telaşla. Ama baya bir heyecan yaptım. Bu sefer de gelirken yine ekstra bir yemek çantası yapmayı düşünüyoruz. Burda en çok ihtiyacımız olan şey benim kitaplarım ve ıvır zıvırlarım haricinde yiyecek oluyor. Özellikle de beyaz peynir ve zeytin.
Havalar yine aşırı derecede sıcak. Dışarı da durmak akıl karı değil. Odalarda klimalar olmasa ne yapardık bilemiyorum. Bu sene sadece bir defa havuza gidebildik. O yüzden yazlıklara gidince bol bol denize girmeyi planlıyorum. Su kuşu olacağım yine. Büyük bir zevkle. Ve türkiyede çekeceğim yeni bir sürü fotoğrafı düşününce heyecanlanıyorum. Blogum için süper olacak. Eminim yazacak da çok fazla şey olacak. Gerçi oradaki zamanların bize verdiği hazzı kelimeler ifade etmekte yetersiz kalacaktır eminim. Hadi artık zaman bize bir kıyak yapıversen de hemencecik geçiversen. Ama sonra bir müddet durman gerekecek unutma sakın!

27 Temmuz 2008 Pazar

Tünel Açılışı

Yaklaşık olarak bir haftadır Djebahia daki kampımızda ve ofislerde bir koşturmaca hakim. Bunun sebebi T2 tünelinin bitmiş olmasından dolayı açılışının yapılacağı güne dair hazırlıklar. Bugün nihayet o gün:) Uzun zamandır verilen emeklerin sergileniş günü. Herkes bir yerlere yetişme çabasında. Ben de buna dahilim tabi. Yetişme anlamında değil ama açılışın heyecanı anlamında. Eşimin çook çalıştığı zamanlarının meyvesi gözle görünür bir hale gelir oldu artık. Tabi daha diğer tünelin de bitmesi gerek. Ama yine de heyecan verici böyle bir olaya şahit olmak.


Şu sıralarda Cumhurbaşkanı da gelmiş olmalı Tünel açılışı için. Umarım herşey yolunda gitmiştir. Bu paragrafı yazdıktan sonra Cezayir Türk Büyükelçisi Ahmet Bigalı da bizi ziyarete geldi. Türk personelle tanıştı. Proje müdürü Süleyman Taşatan, Mali İdari İşler Şefi Semih Dinçbudak, Teknik Ofis Şefi Yiğit Buğra Tekeli (eşim:))ve ben Süleyman bey'in odasında bir müddet görüşme imkanı bulduk. Gerçekten çok sıcak bir insan büyükelçi. Görüşme olanağı bulmuşken kendisine Cezayir ile ilgili araştırma yapmak isteğimi ve gerekli kaynak bulmak ve görüşmeler yapabilmek için yardım istediğimi söyledim. Çok güzel karşıladı hatta fikir hoşuna gitti. Elinden ne gelirse yapacağını ve seve seve yardım edeceğini söyledi. En yakın zamanda bu konuyla ilgili çalışmalarımı hızlandıracağım. İlk başta biraz korkuyordum ya ilgilenmezse falan diye ama gerçekten korktuğum gibi olmadı. O yüzden şu anda çok sevinçliyim. Valla nasıl heyecan yaptıysam hala kalbim küt küt atıyor. Ayrıca Cezayir'de böyle sempatik, bilgili, iyi niyetli, araştırmalara sıcak bakan bir temsilcimiz olduğunu görmek beni inanılmaz sevindirdi. Umarım hepimiz için herşey daha güzel olur.





Sağ taraftan başlayarak Süleyman Taşatan, Ticaret Müsteşarı Muzaffer Bey, Büyükelçi Ahmet Bigalı, Semih Dinçbudak ve ben. Eşim bu sırada fotoğraf çektiği için o giremedi fotoğrafa. Keşke o olsaydı burda da ben çekseydim ama yola çıkacakları için acele ettik o sırada bana da fotoğrafa katılmamı söylediler. Güzel bir anı oldu.




Eşim ve Semih abimiz:)


Ben ve Semih abimiz.

25 Temmuz 2008 Cuma

Doğum Günü Akşamımız

Biliyorsunuz artık dün eşimin doğum günüydü. Ofiste ona ufak bir sürpriz yaptım. Pasta ve kola aldırdım büyük bir heyecanla bekliyordum malzemeleri aldırdığım kişinin gelmesini. Hiçbir şey yokmuş gibi ofiste internete girmeye devam ederken Omar geldi. Pastayı alacak olan kişi bu Omar. Komik bir adam. Bu kadar zamanda ben Arapçayı öğrenemedim ama o maşallah güzel konuşuyor Türkçeyi. Cezayirlileri bu konuda tebrik etmek gerek gerçekten. Neyse işte böyle her zamanki gibi masamda oturuken Omar geldi bana malzemeler için ona verdiğim paranın üstünü getirdi. Çaktırmayayım derken bir de pasta ve kolayı aldım içerde dedi. Hadii güler misin ağlar mısın? Bizim sürpriz güme gitti resmen. Neyse güldük eşimle bir müddet. Böyle bir pot kırmasının ardından bir de ne gördüm pasta da mum yok. Hadiiii yine sinirden başladım gülmeye. Neyse bir daha yolladık yakındaki köye mum alması için Omar ı. Bir de geldi ki yarım saat sonra elinde kocaman beyaz mumlar hani şu elektrik kesildiğinde kullandığımız. Bu sefer bişey yapamadık artık. Hırsla pastanın ortasına dikiverdim mumu. En azından bir mum olsun değil mi pastamızda?

Epey geciktik tabi oyalandık uzun zaman saat 6 ya geliyordu kamptan çıktığımızda yola. Trafik de kalabalıktı şansımıza. Cumartesi günü Tünelin açılışı olacağı ve Cumhurbaşkanı da açılışa geleceği için jandarma bütün yolları güvenlik amacıyla kapatmıştı. Bir müddet hep köy yollarından gitmek zorunda kaldık. Saat 8 e geliyordu Alger merkezdeydik.

Daha önceden kararlaştırdığımız gibi El Djeazair Oteline gittik. Oteli çok beğendim. İlk defa gittim ben eşim daha evvel de gitmişti. Bir anda havamız değişti sanki Cezayirden çıkmışız da başka bir memlekete gelivermişiz 2 saatte. Yaşasın medeniyet dedim kendi kendime. Otel devlet oteli ama beş yıldızlı otellerden bir farkı yoktu. Osmanlı tarzında döşenmişti içerisi büyük ölçüde. Seramikleri ve dekoru çok beğendim. Kapıda Fesli ve şalvarlı bir adam karşıladı bizi. Çok ilginç geldi gördüğümde. Çok fazla yerini gezemedik ama dekoratif eşyalar ve geleneksel cezayir kıyafetleri ve takılarının sergilendiği bölümler oldukça güzeldi. Bir de gelin gördüm şansımıza. Aaa unuttum söylemeye otele girdiğimizde içerden zılgıt sesleri yükseliyordu. Gelinin akrabaları zılgıt çekiyorlardı.

Çin lokantasına gittik etrafa biraz göz gezdirdikten sonra. İçerisi son derece güzeldi. Balayımızda gittiğimiz çin lokantası kadar güzeldi diyebilirim. Özellikle Cezayir için. Yalnız yeniden Türk mutfağının gözünü seveyim dedim. Bizim yemeklerimiz gibisi yok ya. Bu arada tabi çubukları kullanmayı unutmuşum bayağı uğraştım yemek için. Ama hırs yaptım hiç çatal bıçak kullanmadım herşeyi çubuklarımla yedim. Belli bir zaman sonra alıştım zaten. Eşim dayanamadı çatalla yedi heehe:)

Yemekler benim damak zevkime pek uygun değildi ama yine de değişikti. Çin lokantasında özellikle yemeği çok sevdiğim karides cipslerinden ikram ettiler onları hapır hupur yedim. Süper lezzetliler. Sonra Pekin tarzı acılı çorba içtik. İçinde bilimum havuç kabak falan vardı bir de siyah mantar. Zaten çorbayı pek içtiğim söylenemez bulaşık suyu gibiydi bence. Ama eşim sevdi ve hepsini bitirdi. Hele ben içindeki o bırk bırk şeyin mantar olduğunu duyunca tabağı bir kenara koyuverdim. Ardından ben barbekü soslu ördek ve soyalı salata yedim eşim de istiridye soslu ördek ve pilav yedi. Ördek parçaları güzeldi. Hindi den pek de bir farkı yok zaten. Güzel sosuyla doymama biraz da olsa yardım etti ördeğim bana:) Bilmediğim yemekler konusunda gerçekten pek de şanslı sayılmam. İstediğim şeyler nedense hep tuhaf çıkıyor. Bir tatlı istedim yemeğin ardından dondurma üstünde krema yanında da incecik bir gofret geldi şaka gibi! Eşim elmalı pay istedi onunki süper güzeldi. Yine de benim yaptığım elmalı payın yanında pek de bir önemi kalmıyor. Sadece görünüşü daha havalı..Ben de biraz süslersem payımı hıhhhh o da neymiş öyle dedirtiveririm anında:)
Bol bol fotoğraf çektik yine her zamanki gibi. Aralarından seçtiklerimi koyuyorum buraya. Oteli ve restorantı tanıtmak amacıyla. Bu memlekette de güzel şeyler varmış demek ki. Umarım daha bir sürü güzellik keşfederiz. Bizim için bu bile çok güzel bir değişiklik oldu. Kırmızı şarap eşliğinde romantik bir yemek yemiş olduk. Yine de güzelce doymak ve yemekten zevk almak için Çin Restoranına gitmemek gerektiğini düşünüyorum ben. Çin böreğini tavsiye ederim ama kesinlikle. Dünkü menüde yoktu ama ben onu da karides cipsi kadar çok seviyorum.



Burası otelin girişindeki kocaman muz ağacı ve yanında fotoğraf çekmeye ve çekilmeye son derece meraklı olan ben:)




İştee çok sevdiğim karides cipsleriiiii:):)

Bu gördüğünüz de içindeki siyah bırk bırk mantarlarla içtiğimiz Pekin usulü acılı çorbam:(

Bu sandık yakından gerçekten çok güzel. Kocaman bir sandık üst fotoğrafta boyutu daha net görülmüştür sanırım..

Bunlar da oteldeki gelin ve damat. Damat sağ taraftaki bey bu arada. Fotoğraf çekmek istediğimizi söylediğimizde gülümseyerek onay verdiler gayet kibarlardı ben de çok sevindim bu duruma cidden.

Bu kapıya bayıldım. Özellikle kapı fotoğrafları takıntısı olan ben ve de bol bol kapı fotoğrafı çekmeye çalışan ben bu kapıyı görünce hemen makinama sarıldım:) Umarım beğenmişsinizdir siz de..

24 Temmuz 2008 Perşembe

Mutlu Yıllar Aşkım İyiki Doğdun!!!


Bugün eşimin canımın mümü'nün tarçınımın doğum günü. Ben de onun kadar mutluyum. Böyle; bir heyecan bir heyecan sanki benim doğum günüm. Sevdiğin kişinin yüzündeki gülücükleri ve kalbindeki heyecanı görmek o kadar güzel ki...


İyiki karşılaşmışız. İyiki girmişiz birbirimizin hayatına. İyiki Funda annem ve Tuna babam benim şeker kocamı dünyaya getirmişler birlikte. Ne güzel de yapmışlar. Böylesine iyi kalpli böylesine içten, sevgi dolu bir insan var hayatımda ve inşallah uzun yıllar sağlıkla mutlulukla huzurla yaşayacağız birlikte.


İlk tanıştığımız zamanı hatırlıyorum da ikimizde de çocukça bir telaş bir heyecan. Birbirimizin yüzüne bakamamıştık. Ama gözlerimiz birbirine değdiği anda anlamışız ikimizde "işte bu!" demişiz hayatım da olması gereken yegane insan. Daha sonra konuşmalarımızda anlatmıştık birbirimize. Çok güzel günler geçirdik birlikte ve hala da geçiriyoruz. Daha nice yollardan nice zamanlardan geçeceğiz karı koca olarak. Bu en büyük mutluluğumuz. Bazen hala inanamıyorum evlendiğimize. Öylesine hızla ama aynı zamanda da çoşkuyla. Keşke evlendiğimiz anı tekrar tekrar yaşayabilsek. İlk sefer heyecandan bişey anlayamıyormuş insan. Böyle arada bir tazelenmeli anılar, sevdiklerimizle birlikte.


Kendimi gerçekten şanslı hissetmeme sebep olduğun için, senin yanında doyasıya mutlu olduğum için, o güzel yüzüne her yeni günde içimi doldururcasına bakabildiğim için, aşk dolu sözlerin için, yanında huzurlu ve güvende hissettiğim için minnettarım. İyiki varsın bir tanem. Seni çok seviyorum ve hayatım boyunca da seveceğim. Varlığın varlığıma en büyük armağan!!!

22 Temmuz 2008 Salı

Cezayir Fotoğrafları İle Kısa Bir Tanıtım


Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim Cezayirden. Geçenlerde babam bir yorumunda insanların Cezayir ile ilgili fazlaca bir bilgiye sahip olmadıklarını ve bloguma fotoğraflar falan koymamı istemişti. Bugün ben de bu işe verdim kendimi. Kendi çektiğim ve bilgisayarımda bulduğum bazı fotoğrafları paylaşmak istedim sizlerle. Cezayir e gelmeden evvel şehri ve insanlarını daha iyi tanımak için bir rehber kitap aramıştım kendime. Ama hiçbir yerde bulamadım hatta istanbulda da birçok kitapçı gezdim. Bir tane buldum o da Cezayir de Fransız Soykırımı diye iç karartıcı savaş sahneleriyle dolu kanımca biraz kıytırık bir kitaptı. Bu yüzden bundan sonra yazılarımın bir bölümünde Cezayir i anlatan, tanıtan parçalar oluşturup bilgi sahibi olmak isteyenlere sunacağım. Şu anda tek isteğim bir Antropolog olarak burayla ilgili güzel bir alan çalışması yapmak ve bunun sonucu olarak bir kitap yayınlamak. Çalışmalara başladım sayılır. Gelişmelerden sizi haberdar ederim:) Fotoğrafları seveceğinizi umuyorum. Burası tarih kokan ve bence görülmesi gereken bir yer. Her ne kadar yaşam koşulları zor olsa da...


Burası Alger merkezdeki Grande Poste binası. Büyük Postane binası. Gerçekten benim en çok beğendiğim yerlerden bir tanesi. Bu binanın kapılarından daha evvel bahsetmiştim. Umarım yakın plan çekme olanağı da bulacağım en kısa zamanda.

Burası şehrin iç kısımlarından bir fotoğraf. Binalar genelde maviye boyalı ve ferforjeli. Fransızlardan kalma son derece gösterişli.
Bu fotoğrafı çok zorlu bir şekilde çektim. Pek de iyi çekemedim ama en azından fikir verebiliyor. Bir düğün konvoyunun orkestrası. Çala çala gidiyorlardı çekmeden edemedim.)


Bu fotoğrafı La Madrak tan çıktıktan sonra Alger e dönerken yol üzerinde bir yerde çektim ama yerin adını hatırlayamıyorum. Bulduğum an yazacağım. Bu bir deniz feneri. Hemen aşağısında kayalıklar ve deniz var. Arabada olduğumuz için ancak bu kadarını çekebildim. Yanına giden yolu da bulamadık o yüzden deniz kenarına kadar inemedik. Belki bir dahaki sefere şansımız yaver gider.
Burası Alger merkeze girmeden hemen evvel bir cadde. Uzaktaki beyaz binalar algerin merkezindeki kocaman binalar.

Burası da henüz içerilere kadar girmeyi başaramadığımız liman. Casbah. Kasaba dan gelen bir kelime. Osmanlılar kurmuş burayı. Çok da güzel görünüyor gerçekten.

Bu şehir de tüm camiler böyle. İlk geldiğimde çok şaşırmıştım. Ama şimdi alıştım hatta hoşuma bile gidiyorlar. Yakınımızdaki köy de yani şantiyenin yakınındaki köy de Djebahia da da var onu da en kısa zamanda sizin için fotoğraflayacağım.

Burası da Casbah. Bu fotoyu eşim çekmiş hatta evlenmeden önce tanıtım amaçlı bana yollamıştı. Çok beğenmiştim. Hala da en sevdiğim fotolar arasındadır.

Yukarıdaki anıt'ın adı Makam-ı Şehit. Cezayir'in simgesi diyebilirim. Gece ışıklandırmasıyla çok heybetli bir görünüşü var.

Bu da hafta içi kaldığımız kampın uzaktan görüntüsü. Pek seçilmiyor sanırım ama biz oradaki prefabrik binalardan birinde kalıyoruz..

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Güzel Filmler

Cezayir günlerimin çoğunda Türkiye'den getirdiğim filmlerimi izliyorum. Gelirken yüklenip bir sürü bir sürü film almıştım. Her seferinde yenilerini getiriyor izlediklerimi geri götürüyorum. Eğer çok beğendiğim olursa onları bırakıyorum burda bir defa daha izlemek için. Sevdiğim bir film olursa defalarca izleyebilirim. Eskiden beri bu böyle. Hatta bazı filmleri ezberledim artık. Yine de izlemekten kendimi alamıyorum. Şu ana kadar burda ve türkiyede de tabi o kadar çok film izledim ki..Tam bir filmkoliğim diyebilirim. Kitap okumanın yanı sıra burda en çok yaptığım şey güzel filmler bulup izlemek. Bazen zamanın tozlu sayfalarından çekip çıkarttıklarım da oluyor. Casablanca gibi örneğin.


Eşim daha çok aksiyon ve macera seviyor. Ben animasyon falan da çok seviyorum. Bazen odadayken onun izlemek istemeyeceği şeyleri kendim izliyorum. Genelde akşam yemeklerinden sonra yapacak bişey olmayınca filme dalıyoruz. Bazı geceler saat erken olursa iki tane film bile izliyoruz. Hatta Lost ları bitirmemişken daha deli gibi izliyorduk. Tatil günlerinde gün aydınlanana kadar lost izlediğimizi biliyorum:)



Dün gece de National Treasure ın ikinci bölümünü izledik. O da harikaydı. İkimizde ve özellikle ben böyle İndiana Jones tarzı filmlere hasta oluyorum. Antropolog ruhumdan kaynaklanıyor. Bu tür filmler izlediğimde de gece süper bir uyku çekiyorum hayallerle dolu. Nereleri keşfediyorum rüyalarımda ne aksiyonlar yaşıyorum bir bilseniz. Yeni İndiana Jones da çıkmış sanırım onu da izlemek gerek bir ara.


Daha evvelki günde de benim daha önce bayılarak izlediğim Türkçeye Aşk Tarifi diye çevrilen bir filmi izledik. Tam bana göreydi. Güzel bir mutfakta baş aşçılık yapan Katherine Zeta Jones başrolde. Ama bence filmi sakın karnınız açken izlemeyin. Zira ben yemek yemiştim ama o güzel görünümlü yemekleri görünce ağzım sulandı. Süper bir görsel şölen diyebilirim bu film için. Hem de romantik ve eğlenceli..


Ayrıca bir Audrey Tatoo hayranı olarak bu sevimli ve hoş hatunun bütün filmlerini izlemeye çalışıyorum. Amelie zaten harikaydı bence. Seviyor Sevmiyor adlı filmi Zengin Avcısını ve Türkçesini hatırlayamadığım Ensemble Ces't Tout adlı filmini de çok sevdim. Zengin Avcısına eşim de bayıldı. Diğerlerini daha onunla birlikte izlemedik. Ben odada kaçamak izledim:)



Ayrıca eşimle şu ana kadar en çok severek izlediğimiz film Cesaretin Var mı Aşka oldu sanırım. Çok deli dolu ve eğlenceli bir filmdi. Eşimden de ilk defa bir filmi benim gibi beğendiğine dair sinyaller aldığım bir filmdi. Her zaman zevkle izlediğim Marion Cotillard yine kendisine hayran bıraktı beni. Ayrıca Guilauma Canet de süperdi tabi. Sonunu da hayranlıkla izleyeceksiniz. İki sonlu bir film. Nasıl isterseniz öyle bitirebilirsiniz. İkisi de çok vurucu.

Tabiki daha pek çok film var beğenerek izlediğim ama şimdi burda hepsini yazmaya kalkarsam sayfalar yetmez. Zaman zaman aklıma geldikçe ve yenilerini izledikçe sizinle paylaşacağım. Ama inanın tavsiye ettiklerimi izlerseniz pişman olmayacaksınız.

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Yaşasııınn havuza girdikk

Nihayet dün havuza girebilmeyi başardık. Geçen haftanın hüsranından sonra bu hafta havuza girmeyi çok istememeye karar vermiştim. Hani çok isteyince olmuyor ya:) İçimden sanki beni duyan varmış da ona göre günümü düzenliyormuş gibi çok da istemiyorum olmazsa da olur hem zaten tatile az kaldı gidemezsek türkiyede bol bol yüzerim falan diyordum. Aksi gibi perşembe günü yağmurr yağmuur... Dedim bu sefer de şansımız yaver gitmiyor. Neyse akşamdan anlaştık kocamla. Sabah 9.30 a kurduk saatleri. Ben kalkıp havaya bakıcam güzel mi diye güzelse kahvaltı edip hazırlanıcaz, değilse uyumaya devam edicez diye. Bir uyandım sabah kapıyı açtım gökyüzü pırıl pırıl pırıldıyor. Kocaman bir sevinç çığlığı atmak geldi içimden. Hemen kahvaltı hazırladım ki geç kalmayalım yer bulabilelim diye. Ama ben krep yapmaya falan kalkınca kocam da bilgisayarı ile uğraşıyordu çay faslı falan derken evden neredeyse 12 ye geliyordu çıktık. Otele gittik. Kapıdaki görevliyi şöyle bir süzdüm yüz ifadesinden anlayabilirmiyim acaba diye ki kendimi hazırlayayım havuz dolu ya da kapalı ya da giremezsiniz demelere. Neyse öyle bişey olmadı. Hemen girdik. Şezlong ve şemsiye kalmamıştı malesef gölge bir yer bulduk ve kocaman plastik koltuklarda oturduk. Orda bulunmak bile harikaydı uzun zamandan sonra. Ben dedim hemen giriyorum. Eşim biraz dergi baktı ben cup diye atlayıverdim suya bir posta yüzdüm. Sonra ikinci seferde zorla onu da ikna ettim girmeye. Birlikte yüzdük. Pek güzeldi. Havuzun suyu da sıcak değildi ama üşütecek kadar serin de değildi girince alışıyor insan. Yüzmek çok keyifli bişey gerçekten de. Su kuşu oldum resmen.


Dondurma yedik kocaman kocaman. Ben biraz bikinim kurusun diye güneşte durdum ama inanın 10 dk olmamıştır yani. Akşam üstüne doğru bir de ne görelim ikimizde yanmışız. Hadi ben kuruma derdine yandım ama eşim ne ara yandı gölgede oturdu hep anlamadım. Omuzlarımız ve biraz da sırtımız kırmızı kırmızı oldu. Acıyor da tabi biraz. Neyse şimdi güneşe pek çıkmayacağımız için geçer birkaç güne. Nitekim güzel bir gün geçirdik. Pek dinlendik diyemeyeceğim çünkü havuz insanı yoruyor. Eve geldiğimizde pestil gibiydik. Bişeyler atıştırdık sonra hemen yattık.



Havuza giderken fotoğraf makinamızı götürmedik bu sefer. Çünkü orda ona hakim olmak epey zor olabilirdi. Mazallah su falan gelir bir yerine ya da çalarlar falan diye almadık. Aslında minik bir hp digitalim var üniversiteden kalma onu da şarj etmeyi unutmuşum. Telimle bir iki foto çektim onları koymayı düşünüyorum yazıma eğer yükleyebilirsem. Türkiye'ye bir gidelim zaten deli gibi deli gibi fotoğraf çekicem. Kimse beni tutamaz. Hatta sabah erkencecik kalkıp günü yakalamak istiyorum her gün. Burda yeterince uyuyorum zaten. Hem belki o zaman günler daha yavaş geçer..

Saçlarım pek kötü oldu boyalarım aktı. Gittiğimizde ilk işim kuaföre gidip saçlarımı boyatmak olacak. Kuaförde olmayı özledim. Şöyle güzel bir bakım yapmak istiyorum kendime artık. Bir de saçlarım yapılırken türk kahvesi içersem harika olacak:)

17 Temmuz 2008 Perşembe

Cezayir'de Doğalgaz hattına terörist saldırı

Dün gece bizim için ilk başta her zamanki gibi normal bir geceydi. Akşam yemeğimizi yedikten sonra biri müddet tv odasında bir filme takıldık star daydı sanırım. Sonra erken saatte film izlemek için odamıza döndük ve ardından günün verdiği yorgunlukla uykuya daldık. Gece saat 3 sularında odamızdaki klimadan acayip sesler geldiğini duydum uyku sersemi. Sanki klima uzun zamandır içinde sakladığı canavar kişiliğini ortaya çıkartmak için çabalıyor ve tüm gücüyle çığlık atıyordu. Tabi bunun böyle bir şey olmadığını biraz ayıldığımda farkettim uykumdan. Bir anda sarsılmaya başladı prefabrik odamız. Önce tünelde çalışma olduğu için büyük makinalar çalıştığından yakınımızdan buldozer falan geçiyor sandım sonra dedim kesin deprem oluyor. Birden odanın içinde büyük bir aydınlanma oldu. Sanki gün ağırdı anında. Eşim: "uyan; patlattılar" dedi ben anlamadım önce sonra dedim bizi vurdu teröristler ya da yakınımızda bulunan askeri birliği vurdular dedim. Meğerse karşı dağdaki -ki bize yakınlığı 20-25 km var- doğalgaz boru hattını bombalamışlar. Hemen makinamızı alıp fotoğraf çekmek için dışarı çıktık. Dışarıda nasıl bir aydınlık var anlatamam. Her yer kocaman bulutlarla kaplandı ve bir süre sonra turuncuya çalmaya başladı gökyüzü. Bütün kamp uykusundan uyanmıştı. Herkes tuhaf tuhaf uykulu gözlerle ve de şaşkın tabiki olanları izliyordu. Yiğit daha birkaç sene önce aynı olayı daha şiddetli yaşadığı için tedirgin olmadı. Bana da evvelden anlatmıştı böyle böyle olmuştu diye hatta çektiği kamera görüntülerini göstermişti. Bu yüzden belli bir zaman sonra sakinleştim ve korkmadım. Ama ilk yataktan fırladığımda kalbim küt küt atıyordu. Makinayı ellerimde sabitleyebilmek için epey uğraştım. Çünkü ellerim titriyordu. Tabi sonra alevleri izledik zaten doğalgazı kıstılar sanırım azalmaya başladı ve bir süre sonra söndü. Umarım çok fazla ölen olmamıştır. Bundan sonra uyumak biraz zor oldu tabi. Uykumuz açıldı yatakta döndük durduk. Ama ben dün gece şunu daha iyi anladım. Hayatımda atraksiyon sevmiyorum böyle herşeyin olduğu gibi sakin dingin ve huzurlu gitmesinden yanayım. Önceleri böyle düşünmezdim ama şimdi eminim artık. Yaşlandık mı nedir? Çılgınlıklar ve türlü adrenalin hiç bana göre değilmiş..Umarım bir daha böyle bir heyecan yaşamayız. Biz iyiyiz merak etmeyin:)

16 Temmuz 2008 Çarşamba

Cezayir günlerimizde gittiğimiz yerlerden bazıları

Genelde Cezayir ile ilgili yazdığım çoğu yazımda bahsediyorum haftada sadece bir gün tatil yapabildiğimizden. O da cuma günü olduğu için gezip görülecek yerler oldukça sınırlı. Biz de olabildiğince vaktimizi güzel değerlendirmeye çalışıyoruz. Genelde Hydra denilen yere gidiyoruz. Yeterince yer var gezilebilecek. Özellikle giyim mağazaları. Hele hafta içi görseniz güzel olabileceğine dair hiç olasılık beslemeyeceğiniz kuytularda kalan minik dükkanlar bile açıldığında harika oluyorlar. O dükkanların içlerinin nasıl o kadar ayrınltı dolu olduğuna ben bile inanamıyorum bazen. Çok güzel antikalar, çeşit çeşit ıvır zıvırlarla dolu tabiri caizse bit kadar dükkanlar. Tabi bunların yanı sıra kocaaamaan dükkanlar da yok değil. Ama buraya gelirken duyduğum herşey geldiğimde anladım yalan. Burda hiçbirşey bulamayacağımı söyleyenlerin, sıkıntı çekeceğimden bahsedenlerin hepsi yanıldılar. Ve ben bunun için mutluyum doğruyu söylemek gerekirse. Tek sıkıntım hafta içi yeteri kadar dolaşamamak buralarda. Cezayir i istediğim gibi keşfedememek. Upuzun bir cadde ve iki tarafında da ne arasanız bulabiliyorsunuz. Marketler zaten ağzına kadar malzeme dolu. Yiyecekler, içecekler, istediğiniz her çeşit yerli ve yabancı mallar var. Birkaç ay evvel Mango açıldı. Bunun için ayrıca sevindim tabiki mangosever bir bayan olarak. İki katlı kocaman bir mağaza. Her şey var aynı türkiyedeki gibi. Ucuzlukta sadece bir defa gidebildim ama yine de güzel mallar vardı. Sonra Koton'un kıyafetlerini satan Tatoo diye bir mağaza var orası da çok güzel. Yine iki katlı. Gez dolaş gönlünce.

Cezayir'in merkezin'de kocaman bir postane binası var. Meşhur bir yer zaten. Türkiye de bellediğimiz buluşma alanları gibi bir yer tarif etmeye kalkınca genelde herkes postane binasından bahseder. En kısa zamanda onun da fotoğrafını çekeceğim sizlerle paylaşmak için. Açık kahve ağaçtan işlemeli bir bina. Süper güzel bence. Ayrıca giriş kapısına da bayılıyorum.

Fotoğrafları teker teker koyacaktım ama çok yer kapladı ve zor oldu o yüzden bende böyle bir yöntem denedim. Şimdi onlar hakkında biraz açıklama yapayım:

1-Bu resimde kocacım Hydra da ansızın benim objektifime yakalandığında. İşte o görülen cadde her perşembe gittiğimiz uzun cadde.
2-İkinci fotoda uzaktan çekmişim biraz ama kitap dergi v.s aldığımız miniş dükkan. Çoğu dergi var ama tabi fransızca. Bir keresinde National Geographic in ingilizcesini görmüştüm sadece.
3-Yine uzaktan ama baya uzaktan cadde görünüyor.
4-Kocacım elimizde yeni vantilatörümüzü taşırken.
5-Bu marketten su falan almıştık bir defasında genelde başka bir marketi kullanıyoruz bu şimdilik yedeklerde.
6-Bu bina da Cezayir e özgü kıyafet tasarımları yapan bir dükkan var. Çok bana hitap etmediği için bakmadık. Ama güzel tasarımları da var. Daha sonra yakından çekerim yine.
7-Manken kızlarımız amanın da aman pek süslüler. Çok değişik şeyler değil ama yine de modern.
8**İşte mangooooo yaşasın. Kocaman mangomuz. İçini de çekerim belki bir ara izin verirler mi bilmem ama biraz duygu sömürüsü yapabilirim sanırım:)
9-Burası da benim bildiğim ve sevdiğim en büyük market. Geçenlerde yine büyük market bulduk hemen girdim ama içi fos çıktı. Hiçbirşey yoktu. Burası üç katlı ve tıka basa dolu. Ne ararsanız var. Alt kat komple yiyecek içecek falan, ikinci katta mumlar, kozmetik, örtüler, bujiteri malzemeleri, peçeteler falan filan akla ne gelirse, en üst katta da tabak çanak, masalar, sandalyeler, çatal bıçak takımları, vazolar, bardaklar falan var. Gayet güzel. Tabi çok süper şeyler yok ama Paşabahçedeki gibi yine de bence fazla fazla yeter. Biz burdan almıştık bardak ve tabak takımımızı mesela. Normal sayılabilecek şeyler.
Yine bu perşembe eğer erken çıkabilirsek burada bir tur atarız. Çok güzel bir dönerci var et ve tavuk döner yapıyor. Ama bence pek pişiremiyorlar ben pek sevemedim nedense. Orada en çok sevdiğim nutella lı krep yapıyorlar içine de gofret tanecikleri atıyorlar. İki hafta önce yedik. Acayip güzel bir tat. Bu hafta gidersek fotoğraf çekeceğim. Türkiyeye gelmeden bir gün evvel tatil oluyoruz genelde. Alışveriş yapmak için falan. Bavul hazırlıkları için. Bu sefer de olursa o bir günümüz burdaki en güzel caddeyi fotoğraflıyacağım sizin için. Adı nasıl yazılıyor bilmiyorum ama cezayir in en lüks yeri. Yok yok. Didüş Murad diye söyleniyor. Bütün mağazalar var. Aklıma gelenleri yazıyorum. Adidas, lacoste, levis, diesel gibi. Ayakkabıcılar, dericiler, iç çamaşırcılar, kitapçılar, parfümeriler, restorantlar, cafeler herşey var. Buraya herkes Cezayir in Etiler'i diyor. Yani Türkle tabi bunu diyenler. O gün hem alışveriş hem fotoğraf çekimini bir arada yapacağım sanırım. Kolay gelsin bana.:)

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Kasvetli bir günde yazılan daha çok yemek içerikli mutlu bir yazı

Bugün geç uyandım. Aslında hiç mi hiç istemedi canım kalkmak.. Neden bilmem. Öğlen çok sıcaktı. Yemek yine her zamanki gibi iyi sayılmazdı. İnternette biraz dolaştım. Ankaradan Tuay ablamlar ve Derin geldi. Annem de onlarla Kefken de. Msn ile görüştük biraz. İyiki var bu internet dediğim günlerden biriydi yine bugün. Her gün internet var diye şükrediyorum nerdeyse. Yoksa nasıl zaman geçerdi ve nasıl görüşür özlem giderirdik sevdiklerimizle.
Kafamda bir sürü şey var. Hava acayip kasvetli şu anda. Yağdı yağacak. Turuncu bulutlar geliyor sanırım yine çölden gelen kumlarla birlikte. Her yer tupturuncu olacak sanırım ne güzel. Burasının sevdiğim hallerinden biri. Saçlarımın bakır rengi olduğu günlerdeki gibi. Tabi ben hariç kimse bu gökten gelen turuncu kirlilikten pek memnun değil. Arabalar, yerler, üst baş perişan oluyor.
Şimdi aklım kefkende. Acaba napıyorlar diyorum. Ne güzel sohbetler ediyorlardır, ne güzel yemekler yiyorlardır nefis nefis. Leziz teyzem yine döktürmüştür zeytinyağlı "fasileler"-annemle aramızda-börekler, güzel tereyağlı şehriyeli pilavlar, hatta belki beğendi yapmıştır. Belki de mangal vardır akşama balık da olabilir tabi.. Denize de gittiler. Deniz anası varmış biraz ama belki gitmişlerdir onlar gittiğinde. Ben tabi haziran gelince kefkene gitmeye alışkın olduğum için şimdi denizi nasıl özledim oraları nasıl özledim bir bilseniz. Günleri saymaya başladım bile. Bunun yanında bir de listeler yapıyorum neler yesem gidince, nerelere gitsem, ne fotoğraflar çeksem falan diye. Ama en uzun listem yemekler hakkında. Kilo aldım diyorum yine de aklım sanki yemekten başka bir şeye çalışmıyor bugünlerde. Yani buraya geldiğimizden beri aslında. Evimi de çok özledim. Odamı, kitaplarımı, annemin yemeklerini tabiki, sonra pooh'yu, babamıııııııııı, halamı, arkadaşlarımı, herkesi ver herşeyi. Mesela yürüyüş yapmmayı çok özledim. Eminim izmitteyken gün boyunca evde sabit oturduğum çok az günüm vardır ve onda da biliyorum ki kesin yalnız değilimdir. Bir yere gitmediysem de mutlaka birileri gelir. En kötüsü akşama kadar oturup sıcak havalarda, kışın da havanın yağmasına ve soğuğuna göre bir saate kadar oturup, sonra ver elini sokaklar..Başlarım çarşıya kadar yürümeye. Ağaçlar, insanlar, marketler, kitapçılar, mağazalar, süslü vitrinler, cafeler v.s. Daha da saymadığım bir sürü şey vardır yani. Şimdi özlüyorum o zamanlarımı. Ama insanoğlu her daim birşeyleri özlüyor sanırım. Okul zamanlarımı da özlüyorum örneğin. Keşke diyorum yeniden üniversite yıllarına dönebilsem hatta bazen gözümü karartıp lise yıllarına dönsem bile diyorum delicesine..Hep bir özlem hep bir serzeniş. Tabi bugünümü de kenara atmayayım. Zannetmeyin böyle oturup habire özlem özlem. Burda da artık zamanı yakalamayı ve kendime çevirmeyi öğrendim. Yapabileceğim şeylerin de neler olduğunu biliyorum artık. Artık eskisinden daha rahat geçiyor günlerim. Bazen gerçekten türkiyedeymişim de uzak bir köşesindeymişim gibi hissediyorum. Öyle aramızda 2000 km varmış gibi gelmiyor. Gerçi o da çok sayılmaz uçakla üç saat sürüyor. Neyse az kaldı işte. Hayırlısıyla bir gelelim de memlekete o zaman değmeyin keyfime. Şimdi orada neler yapmak istediğimi şu an aklımda olan kadarıyla yazacağım. Bakalım neler varmış:
-Öncelikle evimde dinlenmek güzel kahvaltılar yapmak istiyorum. Bol bol evime bakmak istiyorum. Belki tuay ablamın japonyadan gelen arkadaşının evimizi çok beğenip saten duvarları sevmesi gibi ben de duvarları severim:) hatta uçaktan inip yeri de öpebilirim:)
-Sucuk yemek istiyorum kahvaltı da bir de pakette hazır satılan kavurmalardan. Sonra tombiş siyah zeytinlerden, zeytinyaplı dolma, süper güzel beyaz peynirlerden, annemin omletinden, babannemin böreğinden, babamın sarıyer börekçisinden aldığı sarıyer böreğinden,
-öğlen menüsüne geçiyorum. Önce ev yemekleri annemin köftesi, zeytinyaplı dolması, pilavı, bir iki sebze yemeği mesela benim için ıspanak yiğit için de bamya, hatta annem duyunca şok olucak ama kerevizi çok özledim yaa, ayrıca annemin yoğurt tatlısı, hıyarlı salatası bir de sosisli milföyü..
-Sonra akşam menüsünde çiğ köfte, annemin zeytinyağlı dolması, tavada hamsi pizza, ya da çipura da olabilir, sonra burda hep yediğimiz ama ordaki lezzeti bulamadığımız tavuk kızartma bir de annemin tavuk budunu pane ile kızartması, bir de patlıcan biber kavurması..Bir de leziz teyzemin sakızlı muhallebisini, perimeçini, kıymalı böreğini de çok özledim..
-Gelelim dışarda neler yapmak istediğime. Yine yemekten bahsedeceğim. Burger king e gidip bu sefer duble değil minik wooper yiyeceğim. Çünkü yeni bir taktik geliştirdim kafamda. Eğer ufak bir tane yersem yanında tavuk kızartması ve onion rings de yiyebilirim. Sonra bursa iskenderde şöyle bir buçuk tereyağlı iskender üzerine de kaymaklı ekmek kadayıfı, dürüm, kokoreç, lahmacun, dayıcım hamburgerinden, piknik sosislisinden, kağıt helva, pamuk şeker, hoşgör pizzası, spagettisi bir de, işkembe çorbası arkasından da saç kavurma, türlü türlü sebzelerden yapılmış salatalar, çiğ börek, mantı, "şu anda tüm izmiti gözümün önünden geçirdim ve sokaklarda bir defa tur attım geldim inanın", aynalı fırın ın muzlu rulo pastası, çınar pastanesinin güzel ve mis kokan kurabiyeleri..
-Şimdilik aklıma gelen yemeklerden sonra, pazara gitmek istediğime karar verdim. Hem evin ordaki sebze pazarına hem de ulus pazarına yani kıyafet pazarına.
-Kendime ve eşime biraz yazlık alışveriş yapmak istiyorum mayo, şort, havlu falan..
-İstanbula gitmek istiyorum bu sefer kesinlikle bol bol fotoğraf çekmek istiyorum. Vapura binmek istiyorum, istanbul da binemezsek izmir de de binebiliriz gerçi ama, ortaköy e gitmek istiyorum, sonra şu yeni açılan istinye parka gitmek istiyorum, kapalıçarşıya gitmek istiyorum, istiklal e gitmek istiyorum,
-Bulabildiğim her yerde türlü türlü kitapçılara gitmek istiyorum. D&R bunların başında geliyor, Remzi kitabevine bir de kadıköydeki Nezih kırtasiyeye gitmek istiyorum.
-Aaa unutmadan Adapazarına gidip ıslama köfte yemek istiyorum..
- İzmire gidince de yeniden fayton a binmek, söğüş yemek, midye yemek, funda annemin yaptığı kabune den yemek, sonra kahvaltı da yaptığı pişi den yemek, lokma tatlısı yemek, deniz börülcesi yemek, kemeraltına gitmek, kipa ya gitmek, sinemaya gitmek, bir de izmir arkeoloji müzesine gitmek istiyorum.
- İzmitteyken çarşıda dolaşmak, outlet e gitmek, özdilek e gitmek istiyorum. Hatta sapancaya gidip göl kenarında kaşarlı mantar ve alabalık yemek istiyorum. Bunların haricinde söylemeden edemeyeceğim bolca yüzmek yüzmek ve yüzmek istiyorum karadenizin sularında. Eski arkadaşlarımı görmek istiyorum. Herkesi çok özledim. Kefken günleri, gece yıldızları seyretmeyi, deniz kenarında akşam yapılan otlu gözlemeyi özledim..
Bazen düşünüyorum da ben bunca şeyi zamanında hep nasıl yedim de 100 kilo olmadım acaba..Ama inanın bana şimdi burda yazıyorum diye abartıyorum gibi gelmesin hepsini yiyoruz gerçekten gidince. Geçen sefer sanırım içlerinden bir tek kokoreç i ıskaladık. Onun haricinde ne yazdıysam yedik aa bir de ıslama köfteyi unuttuk yemeyi.
Ben potansiyel bir yemek canavarıyım. Tanrım yemek yemeyi çok seviyorum..
Şimdilik aklıma gelenler bu kadar..Bu yazı biraz sakıncalı oldu. Karnım deli gibi acıktı yazarken. Eminim okuyanlarda bir şeyler atıştırmaktan kendilerini alamayacaklar..
Hayatımızda herşeyin burda yazılanlar kadar güzel olmasını diliyorum. Sevdiklerimle ve dostlarımla..

13 Temmuz 2008 Pazar

İçimden geldi




12 Temmuz 2008 Cumartesi

Güzel bir perşembe akşamında

Bugün yine aklımda onlarca şeyle oturdum bilgisayarımın başına. Önce okumam gereken maillerimi okudum sonra yazmam gereken maillerimi yazdım, birkaç blog dolaştım ve buraya geri geldim. Blogumu iki gündür yazısız bırakmışım. Dün yazmak istemiştim aslında ama yorgunluğa, uykuya ve kitabımın sayfalarına yenik düştüm. İyi de oldu aslında. Tabi yine yazmadan durmam mümkün mü. Odamda karaladım defterlerime yeni şeyler, sonra renkli resim defterime resimler yaptım.


Perşembe günü geldi diye seviniyordum daha çarşambanın öğle vaktinden itibaren. Ama sonra cuma günü tatil yapmayacağımızı çalışmaları gerektiğini öğrendim türklerin. Havuz hayallerim suya düştü ve boğuldu tabiki. Ama buradaki arkadaşım Sarah'nın doğumgünüydü perşembe günü ve bizi de davet etmişlerdi. Perşembe günü akşamı saat 5.30 gibi yola çıktık. Alger e gittik. Doğum günü hediyemizi aldık ve tam vaktinde buluşacağımız restorantın önündeydik. Aynı anda gelmişiz zaten. Öpüştük -burda üç defa öpülüyorsunuz-mutluluk dileklerimizi ilettik birbirimize.


Restorantda güzel bir yemek yedik ve sohbet ettik. Ben genelde fransızca konuşmalara pek hakim olamadım her ne kadar eşim çevirse bile ama sarah ile türkçe sohbet ettik. Yemekte sadece eşim ve ben vardık. Bizi davet etmelerine çok ama çok sevindik. Bu bizi ne kadar sevdiklerini gösterdi bir kez daha. Daha sonra yoğun bir trafik eşliğinde eğlencemize devam edeceğimiz Zeralda daki Cafe ye gittik. Daha doğrusu çimenlikler içinde güzel bir bahçeye. Bütün ailesi oradaydı Sarah nın. Büyük annesi, büyük babası, teyzeleri, eniştesi ve biz. O kadar tatlı insanlar ki. Son derece güler yüzlü, konuşkan, misafirperver. Anlayamadığım konuşmalar haricinde kendimi hiç yabancı hissetmedim onlara. Büyükannesi beni çok sevdi ben de onu. Son derece şeker bir bayan. Beni hemen evine davet etti. Ve beni beğendiğini anlatmak için eliyle tamam çok güzel işareti yaptı. Çok sevindim tabi ben de. Limonata içtik pastamızı kestik ve yan taraftaki diskotekten gelen çıstak çıstak müzik eşliğinde çok eğlenceli bir gece geçirdik.


Eve vardığımızda saat 12 yi geçiyordu. Cezayir de ilk defa bu kadar geç geldik evimize. Değişiklik oldu bizim için de. Biraz tv ye baktıktan sonra hemen uyuduk günün yorgunluğuyla. Sabah da erkenden yola çıktık ve kampa geri geldik.


İki hafta arka arkaya tatil yapmadan kampta kalmak eşim için de benim içinde biraz zor oluyor. Ama en çok onun için. Sonuçta burası benim için hep tatil demek bir nevi ama o çalışıyor, yoruluyor dinlenmeye ihtiyacı var. Geçen hafta iki gün tatil yapmıştık da nasıl güzeldi o iki gün. İlaç gibi gelmişti ikimize de. Tam anlamıyla dinlendiğimizi hissetmiştik evimizde. İnsanın kendi evinde olması da ayrı bir güzellik zaten. Bu hafta İnşallah bir aksilik çıkmaz evimize gidersek o daha önce bahsettiğim sarımsaklı fesleğenli makarnadan yapacağım ve yanına da somonlu mısırlı salatamızdan. Bir de yeni öğrendiğim karpuzlu limonatadan..Bunun için sabırsızlanıyorum gerçekten de..


Doğum günü kızımız Sarah ve ben:) Altta da doğum günü pastası kesildiğinde alkışlarken..


Sarah'nın babası mösyö Lahcene, eşim ve ben..

Bu fotoğrafta da Sarah'nın teyzesi ve büyükannesiyle birlikte mutlu mutlu gülümserken..