22 Şubat 2016 Pazartesi

Biz yaşarken


Her anın aslında verilmiş bir hediye olduğu dünyamızda tesadüfen yaşamaya devam ediyoruz. Alışıyoruz günden güne ama zor oluyor doğruyu söylemek gerekirse. Biraz eksik, biraz acayip, yorucu, stresli ve bilinmez. 

Kediciği hala yanımıza alamadık ama şu birkaç gün içinde yeni evine gelir o da. Buraya sanırım o da halen alışamadı, pek havası yok gibi. Eve gelince ve bizli yaşama geri dönünce düzeleceğini ümit ediyorum. Şimdilik yumoş battaniyelerde uyumaya devam ediyor.


Havalarda İzmir etkisi sürmekte. Bahar gibi aynı. Yalnız tabi önümüz mart olduğu için soğukların geleceğini düşünüyorum. Geçenlerde balkonda oturup bir kahve içtim, hava yine bahardan çalıntıydı. Çok sessiz bizim buralar. Cezayir'deki şantiyemizi aratmıyor bu yönüyle. Etrafın yeşillik olmasını da seviyorum. Evin yolunda bağ bahçe tarla dolu. Şehre ait olmayan ruhum yeşili görünce huzur buluyor. Yalnız, ev aslında şehre çok uzak olmamasına rağmen-20 dk sürüyor Karşıyaka'ya- henüz yalnız bir yere gidemiyorum ve bu beni sıkıyor. Araba da kullanmadığım için alıp da çıkamıyorum. Şu evin ana işleri biterse pratik yapıp yakın zamanda trafiğe çıkmayı planlıyorum. Buradaki en büyük hedefim bu. Bunu başaramazsam buradaki hayatım Cezayir'dekinden pek de farklı olmayacak çünkü. 


Nihayet avizelerimizi de alabildik. Her şey ateş pahası. Fiyatlar o kadar acayip ki şaşıp kalıyoruz. İnanamıyoruz çoğu zaman insanlar bir avizeye milyarlar veriyorlar mı gerçekten? Uygun fiyatlı olur diye Karabağlar'a gittik oranın da bir farkı yokmuş diğer yerlerden. Neyse ki şansımız yaver gitti de bir nebze uygun fiyatlı şeyler bulabildik. Bizim gibi memlekete dönen arkadaşlar hep anlatıyorlardı her şey pahalı, sıkıntı yaşıyoruz diye ama insan tecrübe etmeden anlamıyormuş demek ki. Ev müstakil olduğu için de şimdilik daha çok işi var. Alt kat henüz ardiye durumunda, bahara kadar düzenlemeyi umuyorum. Daha İzmit'ten eşyalarım da gelmedi, o da ayrı bir stres. Hani 8 senelik evliyiz ama yeni evli gibi eşya taşıma dertlerimiz var. E o zaman yaşamadık bunları şimdi yaşıyoruz. Açıkçası sıkıntılı bir süreç. Öyle keyifli tarafları paran varsa var, hayatın gerçeği böyle saçma bir şey işte. En güzel tarafı henüz benim için geçerli olmasa da ait hissedebilmek. Başımızı sokacağımız bir evimiz var çok şükür ve sağlığımız yerinde. Daha da başka bir şey istemiyorum zaten. Umarım yaşadığımız sıkıntılardan sonra güzel günler bizi bekliyordur. Umarım döndüğümüze pişman olmayız. 


Bir de tabi ege mutfağına hızlıca giriş yaptım diyebilirim. Şevket'in bu hali ile yeni tanıştık, kuzu etli nohutlu hali hoşuma gitti. Öncesinde sadesini yemiştim. Bostanlı pazarı bir nimet, çarşambaları gidiyorum. Her çeşit sebze meyve var ve fiyatlar uygun. Cibez, şevketi bostan, radika, ebegümeci, mantarın türleri pazarda mevcut, en keyifli kısmı şu anlık bu. Bir tane de pazar arabası edindim fıtır fıtır çekiştirerek dolaşıyorum pazarda. İşte o an, o renklerin içinde iyi hissediyorum. Bir de gece kafamı yastığa koyduğumda üstümde çok kat olmadığını bilmek huzurla uyutuyor. Yalnız buralarda hırsızlık oluyormuş diye duyduk stresliyiz. Bahçeye çit çevirteceğiz. Gece alt kattan tık sesi gelse uyanıyorum, henüz idrak edemedim bu tip evlerin bir yerlerinden sesler gelebileceğini. 

Bilmiyorum, tuhafım. İnsanlar ölüyor, biz yaşıyoruz ama ne için? Neden çabalıyoruz bunca, neden bunca stres? Yaşayacağız ve bir gün hop gideceğiz bir başımıza. Böyle olunca işte anlamsız geliyor bunca telaş, afallıyorum. Düşünceler kafamda öyle yoğun ki geldiğimden beri bazen iç sesimi duyamıyorum. Egenin renkleri iyi geliyor bir tek, denize bile yakınlaşamamışken henüz pazara çıkmak ruhuma iyi geliyor. Bir de şu telaşı atlatıp yazmaya ve okumaya devam edebilsem, işte buna çok ihtiyacım var. A bir de geldiğime sevinen insanların olduğunu bilmeye ihtiyacım var, aranmaya, sorulmaya...Hayat bıraktığım yerden devam etmiyormuş aslında bunu anladım. Hani döndük ya hala aklım 2007 de bıraktığım hayatta, aradaki boşluk çok uzunmuş meğer ve pek çok şey değişmiş. Yaşayarak görüyorum. Yani düşündüğüm kadar kolay değilmiş. 

Yazacağım yine. Memlekete kesin dönüş yaptım ama bloga kesin dönemedim henüz.

Not: Cezayir ile ilgili mailler almaya devam ediyorum. Koşturmacadan yanıtlamaya zaman bulamıyorum ama en kısa zamanda boş vakit yaratınca yazacağım. Lütfen hemen dönüş yapamadığım için bana kızmayın!

Herkese sevgiler...

8 Şubat 2016 Pazartesi

Hayaller Villakent, gerçekler Gediz Elektrik


Türkiye maceramızın başladığı tam bir ay on dokuz gün oldu. Daha yeni dünyaya gelen bir bebek misali alışmaya çalışıyoruz. Gerçekten bir farkımız olduğunu düşünmüyorum o ilk hallerinden. İçine düştüğümüz dünya denen yerde, gayretle ilerlemeye çabalıyoruz.

Evimiz şehre biraz uzak sakin bir yerde. Seyrek köyüne yakın, bir nebze de olsa doğallıkla baş başayız. Türkiye güzel memleket, İzmir’de tabi medeniyetin sembolü, havası suyu güzel, kimilerini tenzih ederek demeliyim ki insanları da güzel, yani aslında hala iyi insanlar var etrafımızda, ama tabi ne kadar kaldılar bilemiyorum. Ortalık çakal dolu, kelimenin tam manasıyla hem de. Nereden, kimden ne kopartırım gözüyle bakıyor insanlar diğerlerine. Bir de insanlar çirkin, şöyle yüzüne bakınca içimizin açıldığı o güzel yüzlü insanlar kuş olup gitmişler sanki. Diyorum ya çakal gibi bakıyorlar böyle insanın içine içine.

İçinde yaşayınca tabi bambaşka oluyor bu memleket, dönüşüyor zamanla. Çirkin yüzlü, bedbaht, umutsuz insanlara dönüşüyor sanki.

Başka kıtadayken, her şeyden kilometrelerce uzaktayken beyaz camdan izlediğimiz o dünya aslında kurmaca gibi geliyor insana. Hani bazen tüm söylenenlere inat bu kadar da olmaz diyorsun ama şimdi bakıyorum da oluyormuş.

Cezayir gerçekten hala bozulmamış, saf bir ülke. Özlüyor muyum diye kendime sıkça soruyorum, hayır özlediğim o değil, yüzlerdeki masumiyeti özlüyorum ben. Yeni açılan alışveriş merkezinde yürüyen merdiveni hayretler içerisinde seyreden insanların saflığını özlüyorum. Benim özlediğim aslında olmak istediğimiz halimizden kopup gelişimiz. Geçmiş gibi aynı. Hani büyükler hep derler ya aah o eski zamanlar diye, ahh o eski insanlar neredeler şimdi?

Türkiye kocaman bir gayya kuyusu adeta, etrafı da rengârenk çiçeklerle, mavi denizlerle çevrilmiş. Aslında öyle olmadığını anlamak çok da uzun sürmüyor. Bir gün bir uyanıyorsunuz evinizin elektrik sayacını değiştirmeye gelen elektrikçiler (habersizce geliyorlar ve işlemi de haberiniz olmadan yapıyorlar) bir kablo bağlantı hatası yapıyorlar ve evinizdeki ısıtıcı, buzdolabı, internetin modemi, ziliniz, prizleriniz falan yanıyor.(Biz yine ucuz kurtulmuşuz kimilerinin evi bile yanmış bu şekilde) Sonra binbir güçlükle hata yapmalarına karşın basıp giden o adamları arayıp buluyorsunuz ve onlar karşınıza pişkince dikilip yani tabi olmaması lazım ama yaptık bir hata diyorlar. Ha bir de aa siz elektriğinizi kestiğimizi fark etmediniz mi diyebiliyorlar. Tabi uyurken ben genelde elektriklerin kesildiğini anlarım çünkü öyle özel güçlerim var aman sakın kimse duymasın. İşte Türkiye aslında böyle bir yer. Ha tabi biliyorduk biz böyle olduğunu sadece unutmuşuz hatırlatıyorlar günbegün. Özlemle döndüğümüz evimizde iki tane işini bilmez yüzünden günlerdir oturamıyoruz, çünkü buz gibi, çünkü buzdolabımız da bozuk, çünkü internetimiz de yok, çünkü şu anda dükkanını kapatıp gitmiş olan şömineci adamın yaptığı şömine de evin içine tütüyor onu da yakamıyoruz. 

Yani bunlar daha ne ki? Böyle bir yer işte bizim güzel memleketimiz ve canımız insanlarımız!