9 Ocak 2014 Perşembe

Cezayir; fotoğraflarda dile gelen şehir

Cezayir  yeni yıla girdiğimizden beri bize güneşli havasıyla yeni yıl hediyesi veriyor adeta. Sanki bahar zamanı gelmiş gibi hissettiriyor insana. Biliyoruz bunun arkasından iyi bir soğuk gelecek ama olsun şimdi güneşin keyfini çıkartma zamanıdır. 

Güneşli zamanlarda, üniversite yıllardında hocalarımızın bizi bahçeye çıkartıp orada ders anlatması gibi, ofis işlerini de bahçeye taşıma hissi ile doluyorum. Masamı hooop diye tutup bahçeye serilmek istiyorum. Hatta keşke çimenlerde çok börtü böcek olmasa da en azından öğle tatillerinde yere örtü serip birkaç satır da olsa kitap okuyabilsek. Yazın bastıran sıcaklar böyle aktivitelere hiç olanak tanımıyor çünkü. 

Cezayir karelerinden hala bir kısmını yayınlamadığımı fark ettim dün. İkiye bölmüştüm çok uzun bir yazı olmasın diye. İnternet olanak vermeyince bugüne kaldı. Umarım fotoğrafları seversiniz.


Yine Didouche Mourad caddesindeki evlerden bir kare. En son gezimizde epey bina fotoğrafı çekmişim, seviniyorum.


Hava güneşli ve aydınlık olduğunda insana bu binalar daha özel duygular hissettiriyor gibi geliyor bana. İçlerine de girebilme imkanı yakalayabilsek keşke bir gün. Burası benim en sevdiğim caddelerden biri herhalde.


Kapalı panjurların, örtülü balkonların ardındaki hayatları her zaman merak etmişimdir. Geceleri açık pencerelerden ışıklı evleri izlemeyi ve hayal kurmayı da çok severim. Burada böyle evlerin içlerini az da olsa görme şansı ne yazık ki yok. O yüzden fikir yürütemiyor pek insan. 


Bu binalar Paris'tekileri düşündürüyor bana. İçleri temizlik bakımından o kadar uç noktalarda ki birbirlerinden. Biri zamanın çok gerisinde biri de zamana meydan okuyor adeta. 


Her sokağa girivermek istiyor insan ve her yeri keşfetmek. Ama ne yazık ki buna ne zaman ne de mekanlar olanak tanıyor. Mesela şu kıvrımlı yolun sonunda merak ediyorum ne var, nereye çıkıyor o yol acaba?


Bu bina gözüme çok temiz göründü. Diğerlerinden daha bakımlı zaten. Ya restore edilmiş ya da iyi bakılıyor. Tam şu cumbalı kısımda oturmak ve etrafı izlemek isterdim. Ben eminim bu caddeye bakan bir balkonum olsaydı sabah kahvemi ve akşam çayımı orada yudumlamak isterdim. Burada bu tip alışkanlıklar olmadığından eminim beni yadırgarlardı. Çoğu evin kocaman balkonu veya terası var ama kullanmak alışkanlıkları yok ne yazık ki. Hayatlarını çok göz önünde yaşamayı sevmiyorlar. Genelde o güzelim evleri ve harika terasları ziyan ettikleri düşüncesine kapılıyorum.


23038 numaraları otobüs nereye gidiyordu kimbilir? Burada bir kere olsun otobüse de binmek isterdim ama korkuyorum. Yol beni korkutuyor. Zaten sanırım herkes ehliyetini bakkaldan alıyor. Bu kadar kötü araba kullanılan başka bir yer daha yoktur kanımca. Kısacık bir mesafe de olsa gitmeyi tercih etmem herhalde. Otobüs veya minibüse binme zevkimi tatillere saklıyorum. İzmir veya İzmit'te bir kerecik de olsa biniyorum pek mutlu oluyorum. Öyle İstanbul'da olduğu gibi izdiham da olmadığından tehlike arz etmiyorlar. Ama yine de en çok Ankara'da otobüse binmeyi seviyorum. Bir defasında yolculuk çok hoşuma gittiği için inmemiştim ne güzeldi, bol bol etrafı izlemiştim.


Bu kitapçıya bayıldık. Bir sürü eski güzel kitap vardı. Daha önce bu sahafı görmemişiz, sanırım kapalıydı. Bu sefer açık olması beni delicesine heyecanlandırdı. Daha içeri adımımı atmadan kim bilir ne kitaplar var diye hayal kurmaya başladım karşı kaldırımdan. İçeride çok güzel ve ucuz plaklar da vardı. Biraz karıştırdım ama bilmediğim gruplar olduğundan bir de çalışıp çalışmayacağını bilemediğimden almadım. Zaten biz buraya adım atar atmaz doldu taştı nedense. Ayağımız uğurlu geldi herhalde. Küçücük de bir yer olduğundan her detaya bakamadık o sıkışıklıkta. Yaşlı bir amca vardı kasada. Kulakları ağır işitiyordu. Üst raflardan bir kitap beğendim. Eski ahşap merdivene çıkarken yüreğim ağzıma geldi. Ahh dedim adam şimdi benim yüzümden düşüyor muymuş? Bir de istediğim kitabın hangisi olduğunu bir türlü anlayamadı. Sanırım 5 dk boyunca sağa git, yana gel, yukarı çık falan diye tarif ettim. Hatta bazen acaba dedim saçma bir kitap mı istedim de adam vermek istemiyor? Neyse sonunda almayı başardık kitabı. Üç tane çok güzel kitap aldım. Biri 1950 basımı Pierre Loti'nin bir kitabı. Biri Salyangozları anlatan Patricia Highsmith'in kitabı. Diğeri de oldukça değişik bir kitaptı pek çok yazarı içinde barındıran. Umarım başka bir gezi sırasında yeniden açık bulabiliriz bu sahafı.


Bu antikacıyı arabayla gelip geçerken hep görüyoruz. Çoğu zaman açık oluyor aslında ama yeri o kadar saçma bir yerde ki arabayı park edemediğimizden durup da bakamıyoruz. Çok ilgimi çeken bir yer. Didouche Mourad caddesinde de bir antikacı var oraya da girdim ama fotoğraf çekemedim. Oradakilerden daha orijinal şeyler çıkabileceğine inanıyorum bu dükkandan. Bir tane de Hydra- Sidi Yahya'da var. Onun da bir kere içine girebildim ama kapanmaya yakın bir zamandı çok bakamadım. Bir dahaki sefere izin alıp birkaç fotoğraf çekmeyi isteyeceğim.


Bu uzun devasa binalar da Sidi Yahya'nın meşhur caddesinin sonundaki lojman tarzındaki binalar. Çok  yakın olmamasına rağmen insana dehşet veriyorlar. İçlerinin son derece ufak ve pis olduklarını duymuştum birkaç kez. Yine de oldukça enteresan geliyorlar bana. Çanak antenleri seçebiliyorsanız görüntü kirliliğinin düzeyini de anlarsınız. Bu enteresan binaları ne diye çanaklarla basitleştiriyorlar ki. Şöyle tepeye kocaman bir çanak taksalarmış daha akıllıca olurmuş herhalde. 


Bu da önceki fotoğraftaki ufak binanın göremediğiniz kısmı. Bu kısa bir apartman. Ama yanındakinden daha bile uzun olanı var başkent yolunda. Oradan arabayla geçtiğimizden bir türlü güzel çekemiyorum o binayı. Bir dahakine daha temkinli olup çekeceğim umarım.


Bu biraz tuhaf oldu Cezayir manzaralarından sonra biliyorum. Gezimizin akşamı eşlerimiz yanımıza geldi ve birlikte yemek yedik. Yemek yediğimiz restoran ızgara, şiş ve mechoui yapan klasik bir Cezayir restoranıydı, genelde uğradıklarımızdan. Orada verdikleri bıçağımın deseni böyleydi. Ben çok sevdim. Aslında çekinmem isterim falan böyle durumlarda hatıra olsun diye ama bu sefer ortam epey kalabalıktı bu yüzden isteyemedim. Bir dahaki sefere gittiğimizde yine bu servislerden getirirlerse şansımı denemek istiyorum.

Bir başka Cezayir yazısında görüşmek dileğiyle. 
Mutlu kalın:)

19 yorum:

  1. Bütün Arap ülkelerinde balkonlarda bu çarşaf perdelerden var. Sanki birbirinin kopyası gibi.

    YanıtlayınSil
  2. cezayirin mimarisinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum.
    ilk Buket Uzunerin gezi kitabında merak salmıştım Cezayire,şimdi bu resimleri de gördüm tam oldu :))

    YanıtlayınSil
  3. Seneler sonra yine bloguna rastlamak ne güzel,seni anımsıyorum ve paylaşımlarını seviyorum,takipteyim :) Sevgiler...

    YanıtlayınSil
  4. kitapçı tam anlamadan kurcalanmak için yaratılmış :)

    YanıtlayınSil
  5. Didouche Mourad caddesi çok hoş görünüyor.
    Sahaftan aldığın kitaplar Instagram'da paylaştıkların değil mi? Çok beğenmiştim.

    YanıtlayınSil
  6. niye her pencere sıkı sıkı kapalı ?

    YanıtlayınSil
  7. Mehmet Bilgehan Merki;
    Kesinlikle haklısınız. Onları böyle enteresan yapan özelliklerinden biri de bu perde olayı diye düşünüyorum. Sevgiler

    YanıtlayınSil
  8. jüpiterli kedi;
    Ben de buraya gelmeden önce bilmiyordum. Cezayir hakkında okuduğum tek şey Albert Camus'nun Yabancı isimli herkes tarafından bilinen kitabıydı. Gelince fark ettim güzelliklerini, detaylarını. Yine de Fas ve Tunus'u gördükten sonra keşke Cezayir'de oralar gibi olabilseydi demekten kendimi alıkoyamıyorum. Sevgiler

    YanıtlayınSil
  9. Topuklu Polyanna;
    Bir an ben de acaba kimdi diye düşündüm sonra eski bloguna bakınca hemencik hatırladım. Uzun zaman oldu. Yeniden buluşmak güzel. Güzel sözlerin için teşekkürler. Bundan sonra daha sık haberleşmek dileğiyle. Sevgiler

    YanıtlayınSil
  10. Saçaklı;
    gerçekten de öyleydi. Bir gazla geziyorsun içinde öyle ağız kulaklara vara vara. Daha kim bilir ne güzel kitapçılar vardı. Bakalım dönene kadar birkaç tane daha keşfedebiliriz umarım. Öptüm

    YanıtlayınSil
  11. Sezer eser perker;
    Bu cadde benim en sevdiğim caddelerden biri. Bilmediğimiz arka sokakları falan da var ama hepsini keşfedemedik daha. Kim bilir daha ne güzel yerleri vardır o kocaman caddenin. O kitaplar instagramda paylaştıklarım evet. Ben de çok beğenerek aldım. Başka bir yazıda buraya da koyacağım fotoğraflarını. Öptüm çok

    YanıtlayınSil
  12. Küçük Cezve;
    Sahaf Didouche Mourad Caddesinin orta kısımlarına denk gelen bir yerde. Caddeyi çıkarken sağ kısımda kalıyor. Zaten hemen dikkat çekiyor. Başka da göremedim ben sanırım o caddede tek ama her zaman açık bulunmayabiliyor. Biz ne zamandır gidiyoruz oraya ilk defa rast geldik.. Sevgiler

    YanıtlayınSil
  13. Küçük Cezve;
    Sahaf Didouche Mourad Caddesinin orta kısımlarına denk gelen bir yerde. Caddeyi çıkarken sağ kısımda kalıyor. Zaten hemen dikkat çekiyor. Başka da göremedim ben sanırım o caddede tek ama her zaman açık bulunmayabiliyor. Biz ne zamandır gidiyoruz oraya ilk defa rast geldik.. Sevgiler

    YanıtlayınSil
  14. Küçük Cezve;
    Sahaf Didouche Mourad Caddesinin orta kısımlarına denk gelen bir yerde. Caddeyi çıkarken sağ kısımda kalıyor. Zaten hemen dikkat çekiyor. Başka da göremedim ben sanırım o caddede tek ama her zaman açık bulunmayabiliyor. Biz ne zamandır gidiyoruz oraya ilk defa rast geldik.. Sevgiler

    YanıtlayınSil
  15. Küçük Cezve;
    Sahaf Didouche Mourad Caddesinin orta kısımlarına denk gelen bir yerde. Caddeyi çıkarken sağ kısımda kalıyor. Zaten hemen dikkat çekiyor. Başka da göremedim ben sanırım o caddede tek ama her zaman açık bulunmayabiliyor. Biz ne zamandır gidiyoruz oraya ilk defa rast geldik.. Sevgiler

    YanıtlayınSil
  16. Küçük Cezve;
    Sahaf Didouche Mourad Caddesinin orta kısımlarına denk gelen bir yerde. Caddeyi çıkarken sağ kısımda kalıyor. Zaten hemen dikkat çekiyor. Başka da göremedim ben sanırım o caddede tek ama her zaman açık bulunmayabiliyor. Biz ne zamandır gidiyoruz oraya ilk defa rast geldik.. Sevgiler

    YanıtlayınSil
  17. Buket;
    Burası aslında kapalı bir toplum. Yazıda da yazdığım gibi öyle özel hayatlarını sere serpe yaşamayı sevmiyorlar. Bir nevi tabu diyebilirim. Belki içinde yaşanmayan evlerde rast gelmiştir bilemiyorum ama her evde panjur vardır. Balkonlara teraslara bile çıkmıyorlar. Öyle pencere açayım perdemi açayım demiyorlar ne yazık ki. Balkonlar bile kalın tentelerle kapatılıyor görünmesin içeridekiler diye..Sevgiler

    YanıtlayınSil
  18. Türkiye'de ziyaret edeceğiniz yerlerin kokusunu dolu dolu içine doldurman dileğiyle...Huzurlu günler yaşayacağından eminim,sevgiler...

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)