kamp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kamp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2019 Salı

Hay bin kunduz



Elbette böyle bir manzarada uyanmak ister insan. Şehrin tam da ortasında ama şaşaalı karmaşadan da uzakta, dingin bir mimari yapının ışığı ile güne başlamak ister bu coğrafyaya gelen her insan. Ortalığın kokusu sinmiş perdeler rüzgarda dalgalanırken, bir filmden fırlamışcasına masalsı anlar eşlik edebilse keşke hayatımıza. Öyle ki istediğim saatte bile kalkamazken sıcak yatağımdan bunları sadece hayal edebiliyorum. Bizim tosbağa sabahları hep erkenci artık. Bir de öğlen uyumamak gibi bir derdi var günlerdir, beni mahvetti bu durum. Meğer bu öğlen uykusu nasıl da tam bir mucizeymiş. Ben hatırlıyorum koca kazıktım anneannem hala öğlen uykusuna yatırırdı beni. Ah ne hoş! Biz el kadar bebeye laf anlatamıyoruz. Gözler fal taşı anne kalk lüffeeen diyor:) Kalkıp arabaların sihirli ve tan'ın sinirli dünyasına geçiş yapıyoruz. 

Şu an yazmak benim için tam bir terapi. Birkaç defter getirmiştim yanımda henüz dolduramadığım. Ama onları okuduğum bir yazıdan esinlenerek hayal defteri, gerçek defteri, rüyalar defteri gibi ayırarak planlayıp mütemadiyen yazmaya karar verdim ve bugün başladım. Sadece 3 satır yazabilmiş de olsam yetti. 

Annelikten normal hayata dönüş yazıları okuyorum ama benim sanırım daha epey yol katetmem gerekiyor. Zira benim oğlum tek kelimeyle bana yapışık ve buradan bir arkadaşımın dediği üzere artık tan benim üçüncü kolum gibi bir şey oldu. Aslında çok normal çünkü çocuk doğdu doğalı benle. Günlük rutininin çoğunda anası yanında. Hal böyle olunca yapışması gerçekten çok normal ama gönül ahh şu gönül neler neler istiyor.



Kocaman dağlar var ardımızda. Uzun tünellerden geçiyor, denize minimum 2 saatte ulaşıyoruz. Sadece o Türkiye'de adım başı ulaştığımız avm'lerden biri için 1.5 saat yol gidiyoruz. Ama ne yol, dön baba dönelim. Avm'lerden kaçıyor insanlar ama burada öyle değil elbette. Çünkü oraya gidebilmek demek gerçek hayata adım atabilmek, kabuğundan sıyrılmak gibi bir şey. 


Setif, sevdiğim bir yer oldu. Muntazam bir şehir.Söylenenin aksine bizi memnun etti. Ufak dükkanlar, bir küçük bir büyük alışveriş merkezi, güzel birkaç da market bulunca ohh dedik. İzmit'in eski halini bile hatırlatmış olabilir bana. Kısacası gönül bağını kurduk gitti!



Kherrata. Kamp alanına yaklaşık 3.5 km. Aslında kocaman bir yer ama tabi her karesini adımlamak zor. Çok güzel bir bahçe malzemeleri dükkanı var şaşırdık. Züccaciyeler favorim. Güzel elbiseciler kumaşçılar falan var. Bir sonraki aşamada onlara gidebilmeyi ümit ediyorum. Şimdilik sadece 4 yer görebildim sanırım. Büyük güzel bir market var Family Shop. İçerisinde Vanish'inden hint pirincine kadar her şey var. Oldukça şaşırtıcı bir performans. Ayrıca telefon edip olmayan birşeyleri de sipariş edebiliyormuşsun. Adamcağız Türklerin haline acıyıp getiriyor sanırım. 


Yegane dost diyebilirim. Havalar ılıdığında soğuk kahve yapmak hoşuma gidiyor. İki kez sıcak bir kere soğuk denemesi yaptım bile. Evde duruşu bile ayrı bir blog konusu olabilir. Sanırım ben bu moka pot dedikleri şeyin tipini çok seviyorum. Foşurdamasından kaçmak şahane, kahvenin kokusu fevkaladenin fevkinde. 

Hayat ilerliyor. Oğlan büyüyor. Ben sanki olduğum yerde sayıyorum hatta bazı günler geriliyorum ama iyiyim. Şükrediyorum. Kendimi telkin ediyorum ve oğlanla bol bol bahçeye çıkıp koşup oynuyorum. Bugün mesela o kendine sudan suya attı hop hop zıpladı hiç karışmadım level atladım. Çocuk mutlu, evde alt üst var. Ne diye stres yapalım dimi ama. Baksın keyfine. Çocukluk bir daha geri gelmiyor. 

Yazacağım yeniden. İnatla. Uzun aralarla da olsa eninde sonunda!
Merak eden bekleyenlere kocaman kalp:)
Kaç kişi kaldık şurada. Bir de beklendiğini bilmek güzel bir motivasyon aracı benim için. Dürteleyin beni olur mu. Numara da yapabilirsiniz. 

Cezayir'den sevgiler...


Not: Cezayir ile ilgili mailler mesajlar gelmeye devam ediyor. Elimden geldiğince cevaplıyorum. Lütfen gönül koymasın yazamadıklarım. Çocuklu yaşamda elimden ancak bu kadarı geliyor. Herkesin yolu açık olsun..


10 Kasım 2015 Salı

Röportaj; Cezayir'de Kadın Olmak

Madalyonun öteki yüzü; Cezayir’de kadın olmak…

'Bu yazım daha önce Bizim Darıca ve Kadının Sesi Gazetesin'de yayınlanmıştır. Burada da sizlerle paylaşmak istedim bir kez daha.'


Cezayir’de kadın deyince akıllara ilk gelenler yüzleri hüzün kaplı, derin çizgilerle yaralı olan, baskı ve şiddet gören kadınlar. Evlilik cüzdanlarında, onlardan başka eşlerin adlarının da yazılabileceği sayfaların olduğu kadınlar. Kadın olmayı; eskiden beri süregelen adetleriyle sürdürmeye devam eden kadınlar. Bunun dışında kalanlar da var elbet. İş sahibi, kariyer peşinde olan, okumuş modern kadınlar. Cezayir bu yüzden iki yönlü bir kaderi yaşatıyor kadınlara. Okuyacağınız röportaj Madalyonun öteki yüzünde yer alan modern bir kadının portresini çiziyor bizlere.

Madame Karima Cezayir’de çalışan bir kadın ve aynı zamanda iş arkadaşım. Onunla Cezayir’de kadın olmanın, anne olmanın, hayatının ve hayallerinin üzerine kısa bir sohbet gerçekleştirdik;

Sizi daha yakından tanıyabilmemiz için kendinizden bahseder misiniz?
Adım Karima Idir. İnşaat Mühendisiyim. 33 yaşındayım. Evliyim. (Şu anda eşiyle birlikte Kanada'da yaşıyor)

Nasıl bir ortamda büyüdünüz ve bu ortamın ileride size ne gibi etkileri oldu?
Tüm kardeşlerim arasında en küçük benim, dolayısıyla korunaklı bir ortamda yetiştim. Daima bana yardım edecek, tavsiyelerde bulunacak birileri vardı.

Cezayir’de yaşamak zor mu? Koşullar nasıl?
İmkânları olan insanlar için Cezayir’de yaşamanın zor olduğunu düşünmüyorum. Cezayirli kadınlar için hayat koşulları uzun zaman önce oldukça değişti.

Bir kadın olarak Cezayir koşulları nasıl? Dilediğiniz şeyleri rahatça yapabiliyor musunuz, kendinizi rahatça ifade edebiliyor musunuz?
Şahsen iyi ya da kötü istediğimizi yapabilme ve kendimizi ifade etme özgürlüğüne sahibiz.

Hayatınızda nelerin farklı olmasını isterdiniz?
Doktoramı alabilmek için eğitimime devam edebilmeyi isterdim.


Günlük yaşamınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız?
Ailemle ilgilenmekten, iş hayatımda kendimi geliştirmekten ve son olarak da sık sık seyahat etmekten çok hoşlanıyorum.

Çocukken şu anki yaşınıza geldiğini düşündüğünüzde nasıl bir hayatınız olacağını hayal ederdiniz; şu anki hayatınız hayalinizden ne kadar farklı?
Büyüdüğümüz zaman hayatın küçükken hayal ettiğimiz gibi bir peri masalı olmadığını fark ediyoruz, ama hayatımda daha önce belirlemiş olduğum bazı hedeflerimi gerçekleştirmek için iyi yolda olduğumu düşünüyorum. Tabi bu yolda yeterince zorluk var.

Cezayir’e çeşitli sebeplerden ötürü gelmiş olan yabancılar hakkında neler düşünüyorsunuz?
Yabancılar ülkemiz için yararlı ne varsa bunlara yatırım yapmak üzere geliyorlar.

Cezayir halkının Türkler ile ilgili neler düşündüğünü kısaca özetleyebilir misiniz?
Türkler Cezayir’de bir asırdan fazla zaman kaldılar, her iki halk da aynı geleneklere ve aynı dine sahipler, zaten Cezayir’de çok sayıda Türk asıllı aile var. Dolayısıyla Türklere neredeyse ‘kardeş halk’ diyebiliriz.

Cezayir’de nelerin değişmesini istiyorsunuz?
Bürokrasinin değişmesini istiyorum.

Keşke şöyle olsaydı dediğiniz neler var hayatınızda?
Hayır hiç yok.

Yabancı haber kanallarını izliyor ve dünyanın farklı yerlerinde neler olduğunu takip ediyor musunuz?
Evet yeterince sık takip edebiliyorum. Fakat haberleri izleyecek vaktim olmadığında daha sonra internetten göz atıyorum.

Ailenizde veya yakınınızda sizin gibi çalışan başka bir kadın var mı?
Tabii ki var. Örneğin kız kardeşlerim çalışıyor.

Türkiye’nin bazı bölgelerinde kadınların çalışması istenmez. Cezayir’de kadınların çalışmalarına nasıl bakılıyor?
Daha önce belirttiğim gibi Cezayirliler ve Türkler aynı geleneklere sahipler. Dolayısıyla burada da aynı Türkiye’deki gibi. Aile ve bölgeye göre değişkenlik gösteriyor.


Cezayir’de evlilik yaşı genelde nedir? Çocuk yaşta evlilik var mıdır? Varsa siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cezayir’de bir kadın için ortalama evlilik yaşı 25-35 arasında. Genç yaşta evlilik hala var ama çok nadir. Şahsen ben genç yaşta evliliklere karşıyım, çünkü bir yandan kız küçük olduğu için evlilik sorumluluğu ile yüzleşmek için güçlü olmamakla beraber, diğer yandan evlilik; eğitimini tamamlamasına engel teşkil ediyor.

Cezayir’de bir kadından beklenen nedir ? Nasıl olması istenir?
Cezayir’de bir kadından beklenen günlük hayata dahil olabilmesi ve orada kendine bir yer edinebilmesidir. Ayrıca bir kardeş, bir eş veya bir anne olarak anlayışlı olabilmesidir.  Özellikle de iş ve özel hayatı arasında denge sağlayabilmesidir.

Genel olarak bir kadın eğitimini tamamlamak istediğinde kendisine karşı çıkan insanlar olur mu ? Çünkü Türkiye’de bazı aileler kız çocuklarının okumasına izin vermez.
Evet bu durum hala var bazı bölgelerde ama çok nadir. Zaten artık aileler de kızlarını yurt dışında eğitim almaları için cesaretlendirmektedirler.


7 Kasım 2015 Cumartesi

Ben bahçe değilim

 Fotoğraf: Flickr by Amina Seddar Yagoub 

Sabah serinliğini ve yoğun sisi uzun bir yolda yürüyerek karşılamak isterdim. Arkama baktığımda ne iz bıraktığımı görmesem de yolda olmak iyi gelirdi. O bahçenin ucunda öten minik serçeyle arkadaş olmak isterdim. Konuştukça cevap verircesine ötüyor haylaz. Belli ki onun da yanında olmasını istediği birileri var. 

   Fotoğraf: Pinterest

Ben bir bahçe değilim, olmadığımı biliyorum. Ama bir ağaç olabilirim. Tozlu yolların bittiği ve yemyeşil büyük alanlara uzandığı bir yerde, yalnız da olsa dimdik duran yıllanmış bir ağaç mesela. Dokunduğunda tozlu ve pürüzlü belki ama içinde derinliği olan ve yumuşak bir kalbi. Sonra yaprakları hışırdar ya rüzgarda ağaçların, benim de içimden söylediklerim var daima, tıpkı onun gibi. Güneşte parıldayabilirim ve yağmurda kendime çekilip hüzünlenirim.

Ben bahçe değilim evet ama kolaylıkla yeşerebilirim, büyülü bir bahçe gibi değişik renklerle donanarak.

 Fotoğraf Pinterest

Bir kedi de olabilirim mesela. Çizgili çarşafları severim ve olabildiğince uzamayı, gerinmeyi. Sıcağı severim ve de sevilmeyi doyasıya. Ayaklarımı oynatırım durduk yere ve torbaların çuvalların içlerindekileri karıştırmayı severim. Burnum iyi koku alır ve gözlerim çok iyi görmese de karanlıklarda yol alabilirim. 

                                Fotoğraf Pinterest

Bir bahçe değilim, belki de  henüz değilim ama bir deniz barındırıyorum içimde. Kimi zaman durgun kimi zamansa hırçınım. Açıklarım her zaman tehlikeli değil, lakin batırabilirim ruhumun derinliklerine kadar inenleri. Sevdiklerimi el üstünde tutarım tıpkı denizlerdeki dubalar gibi. Güneşi göremezsem her daim üşür ellerim ayaklarım, illaki ısıtacak bir şeylere ihtiyaç duyarım yaz kış. Beni sevenler için her daim geriye vereceğim sevgilerim vardır, aldıklarından fazlasıdır çoğu zaman hem de. Tıpkı denizlere bırakılan çöplerin kıyılara eninde sonunda vurması gibi. Kötüye bile dayanamaz iyilikle karşılık veririm, doğam böyle. 

Ama bir bahçe olmak isterim. Belki ailemle ve beni sevenlerle kocaman bir bahçeyimdir kimbilir. Ben bir ağaç veya ağaçta bir kedi, onlarsa rengarenk çiçekler, kuşlar hatta taşlar ve çeşmeler. Her şey bir aradayken güzel! Tıpkı kalabalık bahçeler gibi...

3 Ekim 2015 Cumartesi

Ekim; acı ve hüznün bir aradalığı


Ekim ayına da vardık sonunda. Sıcak günler yerini sertçe esen rüzgarlara bıraktı. Kendimizi hayallerimize bağladığımız zamanlar diyordum bu sonbahar zamanlarına eskiden. Şimdi hayal kurmayı düşünmek bile çoğu zaman, dünyadaki kötülüğün yanında, vicdan azabı çektiriyor ben ve benim gibilere.

Dünyaya hayal etmek için gelir kimileri. Geceleri hayallerle uyur, gün içinde türlü hülyalara dalarlar, sonbahar çocukları daha ziyade. Hüzne aralanan geniş kapıları vardır düşüncelerinin. Şairin her dizesi eski yemek kitaplarındaki altın tarifler gibidir böyleleri için. Mutfağında karnabahar kızartan kadınlar ve onların olmasını arzu ettikleri tüm hayalleri esen rüzgarla gelir de beni bulur. Aklım sonbahar da hep anılara, çocukluğuma, mis gibi yemek kokan evlere, o eski adamların terzide özenle dikilmiş elbiselerine, odaların güneş girmeyen taraflarına kayar. 

Kutsal cumamızı geride bıraktık bir kez daha. Kutsal çünkü harala gürele geçen iş yaşamından sıyrılıp, kendimizi bulduğumuz en özel an'ları içeriyor. Bir zamanlar tanıdığım kutsal isimli çocuktan daha ötesi değil yani bendeki anlamı. Sobalı evimizdeki, o karıştırmayı çok sevdiğim kolilerin durduğu soğuk odadan, köydeki süt kokan çakır teyzenin pazen eteğinden daha kutsal değil. 

Bahçeye serdiğim çamaşırlarım uçuşuyor şu anda eminim, mandallamadıklarımı düşünüyorum. Kedilere örtü oldular belki de. Onların da işi zor, sokakta olan tüm diğer hayvanların olduğu gibi. Kendimi onların yerine koyunca, bir parça yemek için avaz avaz dilenmenin acısını içimde hissediyorum. Ya evde yemek pişiren bir kedi ailesi olsaydı ve ben onların kapısının önünde bağıran bir minik insan olsaydım? Öyle anlarda dünyanın tüm aç hayvanlarını çevreme toplayıp ziyafet çekmek istiyorum 7/24. Tabi bir de dünyanın tüm aç çocuklarını, adamlarını ve kadınlarını. Kedi ağlar ben ağlarım... Böyle böyle geçiyor günlerim! Elimden geldiğince hem kendimi hem onları beslemeye çalışıyorum da işte yetmiyor ne ruhuma ne sokaktakilerin hepsine. 

Herkes sonbaharda yapılacaklar listesi hazırlıyor. Ben sadece şunları yazabildim listeme, 
-şu sıralar okuyabildiğin her şeyi oku;
-gitmeden önce görmek istediğin yerlere git, amaçsızca da olsa Cezayir'in tozlu sokaklarında yürü, etrafın manzarasını beynine kazı, gerekirse hatırlamak için not al;
-eşyalarını derleyip topla ve içindeki tüm tereddütlerden arın!
-Bir de yazmak istediklerini erteleyip durma demeliyim sanırım son madde olarak...

Şimdi balık zamanı, Cezayir'in balıkçılarını yazayım en iyisi. Sonra da gidip çamaşırları toplarım.

26 Eylül 2015 Cumartesi

Cezayir'den bayram manzaraları


Cezayir'de bir bayramı daha yaşadık ve bitirdik. Her zaman olduğu gibi arife gününün yarım gün olmasıyla birlikte iki buçuk gün tatil yaptık. Mutluluk telaş yorgunluk hepsi bir aradaydı. Şirketin diğer şantiyesinden arkadaşlar geldiler. İlk kez tanıştık iki çiftle ama pek sevdik, epeyce sohbet ettik. Bizim için güzeldi ve değişiklik çok iyi geldi. Bayramlarda biliyorsunuz genelde pek gelen giden olmuyor, Türkiye'ye göre sönük geçiyor ama bu sefer öyle olmadı. Gelen arkadaşlarımızla evimiz şenlendi, böylelikle gurbette garip kalmadık. Havalar da iyi gitti şansımıza. Her bayram mutlaka yağan yağmur bu sefer torpil geçti diyebilirim. Arife günü biraz atıştırdı sadece. 


Arkadaşlarımızla birlikte bizim veranda da kahve sefası sonrası.


Şantiye bayramlaşması sonrasında toplu fotoğraf çekimi. 


Arife gününü değerlendirip misafirlerimizle gezdik. Alger başkenti görmemişlerdi, bayramın ilk günü de her yer kapalı olacağından arifeden gitmeye karar verdik. Çok da iyi etmişiz. Epeyce dolaştık yemek yedik kahve içtik. Güzel bir gün geçirdik birlikte. 



Misafirlerimizi yolcu ettikten sonra biraz dinlenip yine yola düştük. Eşimin kardeşi başkentte oturuyor artık. Bayram için onları hem ziyaret edelim hem de gitmişken kalalım dedik. Trafik de yoktu kolayca gittik. Tabi yol kenarlarında, sokak aralarında hep bilindik kurban manzaralarına denk geldik. Arabadan elimden geldiğince fotoğraf çekmeye çalıştım. Fotoğraf çekilmekten de pek hoşlanmadıkları için gizli kapaklı birkaç kare yakalamayı başardım. Aslında dönmeden büyük makinayla sokaklarda gezip güzel anlar yakalamak çok istiyorum. Başarabilir miyim bilemiyorum. 


Bir elektrik dileğine asılmış, derisi yüzülmüş, sanırım dinlenmeye bırakılan bir  kurbanlık.


Burada da yine bir apartman arasında, evin pencerelerine asılmış kurbanlıkları görüyoruz. Sokaklarda da deri yüklü arabalar sıkça karşımıza çıktı ama ne yazık ki kaliteli bir fotoğraf çekmeyi başaramadım. Genelde evlerinin bahçelerinde kesiyorlar Cezayirliler kurbanlarını. Hatta şehir efsanesi olmaktan çıkmış ve doğruluğu anlatan arkadaşlarca onaylanmış küvette kesme hikayeleri bile var. Ben hala ısrarla reddetsem de aslında normal bir durum olarak bakılıyormuş küvette kurban kesmeye. Zaten aslına bakarsanız bizim için acayip olan pek çok şey Cezayirliler için normal sayılıyor. 


Burada da kurban telaşını tamamlamış kapı önü sohbeti yapan Cezayirlileri görüyorsunuz. 

Önceki bayramlara göre etraf biraz daha sakindi diyebilirim. Arife günü bile alışveriş merkezi izdiham değildi. Kurbanda aslında başka bayramlar gibi telaş olmuyor sokaklarda. Çünkü herkes evinde et ayırmak peşinde oluyor veya misafir ağırlamak. Çoğu dükkan, mağaza kapalı olsa da akşam saatlerinde mahalle aralarındaki bakkal ve manavlar açıktı. Hayat olabildiğince devam ediyordu. Bir bayramı daha geride bıraktık güzel anılarla. 

Başka bir yazıda görüşmek dileğiyle. Herkese iyi bayramlar dilerim!

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Çiçekler, kediler, renkli şeyler ve Cezayir ile ilgili önemli bir detay


Tatile varmamıza pek az bir zaman kaldı. Aileyle kavuşmaya, dostlarla muhabbete, denizin tuzuna, kumun sıcağına gideceğiz yakında. Zaman yaklaştıkça geçmiyor sanki. Aklımda hep deli sorular, binbir çeşit hayaller. Ne çok zaman geçti burada. Her birini aklımdan alıp tek tek önüme koyduğumda yığınlar halinde birikiyor. Bazen hepsinin içinde kayboluyorum, bazen detayları hatırlamaya çalışıyorum, bazense yılları geride bıraktığımız için üzülüyorum. Her biri hayatın bize sundukları, seçimlerimiz. 

Nasıl etrafta arkadaşlar olunca iyi oluyorsa her şey, çiçekler ve kediler olduğunda da öyle oluyor. Çiçekler hayatın mucizelerini hatırlatıp günü güzelleştirmede bire bir. Kedilerse ayrı bir mutluluk kaynağı. Gündelik telaşlarda sürüklenirken, ruhumuza iyi gelen en güzel şeyler onlar. 

Ortancaları çok severim. Tombik tombik halleri onlara sıkıca sarılma hissi uyandırıyor bende. Sardunyalar, begonviller de öyle. Burada ilk kez turuncu begonvil gördüm geçenlerde. Öyle hoşuma gitti ki. Güneşin batış anındaki turunculuk gibiydi, öylesine yoğun. Bir evin duvarından aşağı sarkan haline bayıldım. Bir sokağı nasıl da büyüleyebildiğine tanık oldum. 


*Cezayir otelinin restorant kısmında, oturduğumuz masanın hemen dibindeki bu mavi şemsiyeye dayanmış begonvil de o gün nasıl mutlu etmişti bizi. Cezayir oteli devlet oteli ama Ramazan'da yiyecek ve içki servisi yapılıyor. Bu oldukça dikkat çekici, böyle bir coğrafyada özellikle. Havuza gittiğimizde konuşmuştuk, böyle bir ortam aslında Cezayir'e fazla diye. Yabancı misafirler ağırlıklı olduğu için sakınca görmemişler. Güzel bir şey elbette. Çünkü dışarıdan yiyecek sokulmuyor. Ve oruç tutmayanlar için orada sıcağın alnında tüm gün bir şey yiyip içememek çok zor olurdu. Ama dün aldığımız bir habere göre otel bu uygulamasından ötürü tehtit almış yerel dinci gruplar tarafından. Zaten diğer otellerin havuzları ramazanda kapalı, kimi açık ama dışarıdan girmeye kapalı. Sanırım yerel bir otelin içki vermesi sorun yarattı. Şimdi insanlar gitmek istemiyor elbette, biz de dahil. Ne olacağı belli olmaz böyle ülkelerde. Temkinli olmakta fayda var. Fas' a gittiğimizde bayram tatilinde orada içki sorunu olmamıştı ama bizimle birlikte aynı zamanda orada olan müdürlerimize müslüman olduklarını anladıkları için içki satmamışlardı. Müslüman olanlara alkol vermiyoruz diyerek. Yani demem o ki, orası turistik, avrupai falan diye de düşünmemek lazım. Bu tip bölgelerde daima temkinli hareket etmek gerekiyor. E tabi bu da insanı yoran bir durum. Düşünsenize biz burada 8-10 senedir devamlı diken üstünde hissediyoruz her ne kadar gezip dolaşsak da. İçten içe bir korku hep var ve var olacak da. Bu coğrafyalara gelecek olanlar akıllarından bu detayı çıkartmasınlar ve her daim dikkatli olsunlar!


Bu da yine böğürtlene benzettiğim ama sadece pembe bir çiçeğin yenilmeyen meyvesi olduğunu anladığım güzellik. Yakından gerçekten, çocukken dikenlerin arasından zorlanarak topladığım böğürtlenleri andırdı bana. Bir heves yanına gittim ama sonuç alamadım tabi ki.


Çiçek detayları bu coğrafya da pek çok şekliyle karşımıza çıkıyor. Buranın en çok bu özelliği beni mutlu ediyor. Her an güzel bir motifle karşılaşabiliyor insan. Bu sıkça alışveriş yaptığımız Tizi Ouzou merkezinde bulunan manavımızın karşısındaki evin dış duvarlarının bordürleri. Bir defa evde oturanları da görmüştüm pencerecen. Ufak, sıkışık bir ev, kulübe gibi ama güzel, Bu detay bile onu sevmeye yetiyor.


Bu bizim pencere süsümüz:) Bayılıyor orada takılmaya. Sabahları işe giderken camı hemen açıyoruz, sabah serinliğini, serinlik olmasa da o pencere önünün gölgesini seviyor kızım. Zaten camın önünde bekliyor açalım diye. Öğlenleri genelde yatak örtüsünün altında uyuyor. Akşamları ise yeniden cam önünde geçiriyor zamanını. Orası onun için harika bir alan oldu. O mutlu oldukça biz de mutlu oluyoruz. Ne güzel şey bir kediyle, hayatı paylaşmak!


Bu da kızımıza pencerenin dibindeki ahşap parçalarına çıkıp kısık sesiyle seranat yapan oğlan. O da verandanın gölgesinden istifade ediyor öğlenleri. Ben de tabi devamlı örtü yıkıyorum:) Keyfini bozmak da istemediğimden ellemiyorum. Hayvancık yazık kavurucu sıcaklarda gölge yer bulmuş kendine, nasıl atarım güneşin alnına. Bırakıyorum bakıyor keyfine. Alt tarafı kirletirler, tüy dökerlerse örtüleri yıkıyorum işte. O da zaten her zaman yaptığımı bir şey, zaten makine yıkıyor, elime mi yapışıyor:)Onların mutluluğu birkaç örtünün veya koltuğun kirlenmesinden daha mühim. Çünkü insan olmayı hatırlamakla güzelleşiyor hayat! Bunu hala idrak edemeyenler var.



Evde kenarda duran birkaç eski kontrplak vardı. Pinterest'te çok sık görünce değerlendirmek istedim ben de. Kıl testeresi yapmıştı eşim, daha doğrusu mevcut bulunan bir testereye, Türkiye'den getirdiğim çok yönlü kıl uçlarını telle bağladı. Yoksa el testeresi gibi bir şey normalde. Onunla kestim bunları. Bu kontplak çok da kötü çıkmadı, kolayca kesiverdim hepsini, sonra da boyadım gönlümce.


Burada oyalanacak bir şeyler bulabilmek, yoksa da yaratabilmek önemli, özellikle de benim gibiler için. Alttaki üç beyaz obje de hamurdan yaptıklarım. Onları boyamada sıra. 

  

Bu kapıyı kalan kontrplaktan boyadım. Melek çok düzgün olmadı çünkü asıl kontplak bittiği için bu ikisini yerde bulduğumuz parçalardan yaptık. Epey sertti. Meleğin büyük kısmını eşim kesti. Ama kapı boyaması bana ait. Veranda'nın duvarlarına asacağım sanırım hepsini. Biraz içimiz açılsın renkli renkli gördükçe. Hayatımızda ufak mutluluklara hep ihtiyacımız var. Sağlık olsun da böyle şeyler yapabilecek gücü kendimizde her zaman bulabilelim. 

Mutlu bir hafta diliyorum hepimiz için. Dünyanın son zamanlarındaki halinde mutlu olabilmek çok kolay olmasa da!

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Ve yaz nihayet gelir...


Temmuz ayı geldi hoş geldi. Temmuzun gelmesiyle yaz; gözümde resmiyet kazandı. Öyle ki sıcakları da beraberinde getirdi. Üç gündür 40 derecenin üzerindeki fırın sıcaklarıyla boğuşuyoruz. Daima kışın soğuğundan ötürü söylenen biri olarak sıcaklara ağız burun bükmek hoş olmuyor ama benim ideal sıcaklığım 35 derece falan sanırım. Katlanarak artan sıcaklıklar gözümü korkutmuyor değil. Hem denize olan uzun mesafenin, hem iş dolayısıyla daimi olarak yaz havasına girememenin yarattığı bir  etkiyle bunalmamak elde değil. Mimozalar hala tüm sarılıklarıyla ortalardalar. Ama bu coğrafyaya en çok yakışanlar kaktüsler.


Kedicik sıcaklarda çok bunalıyor. Evde klimayı açık bırakıyorum çok soğutmamak kaydıyla. Yine de buzdolabının üzerinde geçiriyor günün çoğunu. Üstelik orası sıcak da. Neden bilmiyorum hep orada. Klimayı kapattım üşüyor mu dedim o zaman da hayvancığımın sıcaktan çok bunaldığını gördüm. Keyfince takılıyor işte. Yazın gelmesiyle sineklere de gün doğdu. O kadar çoğaldılar ki bir anda, rahat vermiyorlar. Cicoz onların peşinde koşmayı sevdiği için halinden memnun gibi. İş gene bana düşüyor ama. Sinek ilacı sıktığımda yere düşenleri yememesi için evde devamlı sinek avındayım. Bir şey olmaz belki ama ben korkuyorum. Arada gözümden kaçanları homini homini yiyor ama olsun, ben yine de topluyorum cesetleri :)


Ofisteki okaliptüs ağacının gölgesinden faydalanıp, arada sırada esen rüzgarı kendime dost edinip kahveye çıkıyorum. Etrafı kolaçan edip, ki böceklerin çiyanların bini bin para, yere çömelip kahvemi yudumluyorum. Öyle ki dün eşimle mesai bitimine yakın çıktık, iş paydos etmesine rağmen bir saat kadar oturup kahvemizi yudumlarken İzmir'deki ev hakkında konuştuk. Neler yapmak istediğimizden, eksiklerden, hayallerden...Zaman zaman yaptığımız bu sohbetleri çok seviyorum. 


Geçenlerde kuzenim bu fotoğrafı yolladı bana. En üstteki kız o. Kefkendeyiz. Eniştem, büyük kızı, küçük kızı ve en altta sarı kafa ben. Bu fotoğrafın kıymetini dünyanın bütün kelimeleriyle bile ifade edemem sanırım. Yaz demek çocukluğum demek, yaz demek mutlu anılar demek, yaz demek kalabalık bir aile olup gülmek eğlenmek demek benim için. O günler hayatımın en güzel günleriydi sanırım. Bir fotoğrafla yeniden geçmişe yolculuk etmek paha biçilemez. Arkada arap laleleri, uzaklara dalan dedem (enişteme dede derdim) tüm içtenliğiyle gülümseyen mutlu çocuklar...Hayat hep o zamanlarda asılı kalsaydı keşke...

Yaz geliyor ve geride bırakıyoruz tüm yaşananları. Coşkuyla adım atıyoruz yeni güne. Hayallerle uyanıyoruz. İyi bir yaz olsun, güzel anılarla dolsun ve unutulmasın!

28 Haziran 2015 Pazar

Her şey normal


Sıradan bir pazar günü, bol güneşli. Başlıkta yazdığım gibi her şey normal. Böyle olmasına da minnettarım. Çünkü insan tuhaf ve yorucu zamanlarda normalliğin iyiliğini kavrayabiliyor. Çiçeklerim iyi, akşamları bahçede oturabiliyoruz, yaz gribini atlatıyoruz yavaş yavaş. Seyrinde devam eden, rutini bazen bıktırsa da devam eden güzel bir yaşama sahibiz. Hala aynı heyecan ve tutkuyla yazabiliyorum, okuyorum ve düşüncelerimi hayal ettiklerimle yoğurabiliyorum.


Bazı zamanlar ki bu sıra aslında çoğunlukla demeliyim, boyama yapıyorum.  Renkler dinlenmeme yardım ediyor. Durup kendimi dinliyorum ve akışına bırakmayı her gün yeniden öğreniyorum.
  

Ne zamandır almayı arzu ettiğim renkli şezlonglarıma da kavuştum sonunda. Arkadaşlarımız bize güzel bir jest yapıp tahmin etmediğimiz bir zamanda alıp göndermişler. Çok mutlu olduk hem hayatımızda böyle insanlar barındığı için hem birlikte mutlu olduğumuz için. O sevimli şeylerde oturmak ve göğe bakmak hoşuma gidiyor. 


İçimde çocukça bir telaşla zamanı değerlendirmek ve keyifli hale getirmek adına bir şeyler yapmaya çabalıyorum. Hamurdan sevimli objeler yaptım, kuruttum, çizdim ve boyadım güzel bir akşamda. Kimi öylesine yapıldı, kimi dekoratif, kimi de yaka iğnesi olacak. 

 
Bir tatil cumasını daha ardımızda bıraktık. Bolca temiz hava aldık, bahçede keyif yaptık, konuştuk ve dinlendik. Henüz deniz veya havuz sezonunu açamadık ama suya kavuşmayı ikimizde heyecanla bekliyoruz. Belki ramazan sonrası. Çünkü daha evvelden de belirttiğim gibi ramazan da akşam saatleri hariç genelde hayat durmuş oluyor bu coğrafyada. O saatler ile ilgili bir yazıyı da yazıp anlatacağım sizlere.


Aaa bir de renkli ışıklarımız var gecelerimizi güzelleştiren. Ihlamurlar altında diyoruz onlarlı zamanlara. Bir zamanlar eşimle birbirimize uzaktayken aynı şeyi izliyor olmanın verdiği tuhaf heyecanla birleştiğimiz o diziye ithafen. Hani aynı göğün altında olduğunu bilmek bile bazen mutluluk verir ya insana, onun gibi. Uzak ama aynı yere bakan ayrı insanlar. Bir ufacık detayın bizi birleştirmesine duyduğumuz minnetle anıyoruz o günleri. Hayatımıza renk katan tombik lambalarımızla geceleri de umutluyuz ve hayal edebiliyoruz. 
 
Gün çabucak gidiyor. Akşam menüsü yazdım demin renkli kalemlerle. Kapıya asacağım akşam sürpriz olsun diye. Menüyü de söyleyeyim o zaman; ızgara et, yine ızgarada peynirli mantar ve soslu kabak, sarımsaklı ve baharatlı fırında patates, kremalı bezelye püresi. Yoğun bir hazırlık beni bekliyor. İyi ki yemek yapmayı ve yedirmeyi seviyorum. Ne güzel şey pişirmek ve evin ev olduğu zamanları yaşayabilmek. 

Mutlu haftalar hepimize!
 

20 Haziran 2015 Cumartesi

Rüzgarla gelen


Güneşli havalarda çoğu zaman yaptığımız gibi bahçede yayıldığımız bir cuma tatili geçirdik. Havada kuşlar dolanıyordu ve ağaçlar rüzgarın gel gitlerine alışmış bir o yana bir bu yana sallanıyordu. Bir şeyler yiyip içtikten ve arkadaşlarla sohbet ettikten sonra şezlonga uzandım ve kitap okudum. Başucumda mis kokulu çamaşırlar duruyordu. Bir yandan tüm coşkusuyla etrafta oynayan rüzgar bir yandan misafir kedicikler vardı. Bacaklarıma vuran güneş tam manasıyla yaz güneşi gibi yakmasa da ısıttı. Ortalıkta kimseler olmamasına rağmen rüzgarın hareketiyle gelen sesler şenlik yaratıyordu. Bir doğan tepemizde dolandı durdu. Soğuk suya koyduğumuz meyveleri bir bir attık ağzımıza. En güzel tarafı da verandanın yazlık havasında olması oluyor. Bir güncük de olsa sanki kaçıp gitmiş gibi hissedebiliyor insan şantiye ortamından.

Rüzgarı dinlerken biraz da kestirdim. Sonra gözlerimi açıp hayale daldım. Çünkü gözlerimi kapatınca uyku en yakın arkadaşım oluveriyor birden bire. Göğün mavisi, masanın mavisinden hallice, ortada çıt çıt atlayıp duran tombik çekirgeler var. Metal panellerin hemen önündeki tarlada yine bir ufak taka çalışıyor sanki. Tarlayı süren değil denizi yara yara giden allı pullu bir taka. Yürüdüğüm yollardaki asmalar hastalıklı gibiydi ama üzüm vermeye başlamışlar. Gizliden tişörtüme silip yedim ekşi ekşi birkaç tane. Keşke dedim kan kırmızıya çalsa da toplasak. Acaba bu sene böğürtlen yiyebilecek miyim yahut dut? 


İçeri girdiğimiz birkaç saatlik zamanda kedicik de sıcaktan bunalmasına rağmen kucağımda aldı soluğu. Bir süre birlikte uzandık. Yazı o da çok seviyor. Pencereden çıkıp gözlerini güneşe karşı kısıp durmak sevdiği bir şey. Kahvaltıda da yanımızdaydı, sessizce oturdu rüzgarı dinledi. Biraz korkuyor rüzgardan çünkü nereden geleceğini kestiremiyor.

 Fotoğraf: Samere Fahim by flickr portsay marsa ben m'hidi tlemcen

Böyle güzel yerler de var Cezayir coğrafyasında. Ama hep uzaklarda. Gidip göremiyoruz. Yine de olduğunu bilmek de iyi geliyor. Belki diyorum dönmeden bir gün gidilecek yerler liste gibi sıralanır önümüze. Kimbilir. Hayat hep sürprizlerle dolu. Dalgalara koşmayı özlemişim. Bir dalgayı ne kadar sevebilir ki insan? Çok seviyorum ben, denizin üzerinde oluşturdukları kıvrımların sonsuzluğu kadar çok. Bu sene geç kavuşacağız denize anlaşıldı. Zaten yazların da kışların da çocukluktaki gibi olmadığını artık kabullendim. Değişen bedenimle birlikte mevsimlerim de değişiyor, dokuların yarattığı hisler de. Büyüdükçe daha çok detaya dokunmak istiyorum. Eskiden yazlıkta çuvalların içinde istridye kabukları olurdu içlerini alıp kabuklarını atmak için bırakırlardı, öyle hatırlıyorum. Koşa koşa onları toplamaya giderdik. Eve getirdiğim andan itibaren tüm odanın içini kesif bir koku kaplardı, günlerce gitmek bilmeyen. O çuvalların içine elimi daldırmayı özledim. Komşunun bahçesindeki ağaca dadanıp meyve aşırırken yakalanma ihtimalinin yarattığı kalp çarpıntısını özledim. Deniz bana hep çocukluğumu hatırlatıyor. Sanki çocukluk anılarımla dolu masmavi sonsuz bir kutu gibi.


Bu fotoğrafa da birkaç gün önce yerel bir Kabyle gazetesinde denk geldim sanırım. Satın alma işi yapan Cezayirli arkadaşımız gösterdi. Seneler öncesine ait olduğu belli ama çok orjinal. Günün fotoğrafı olarak sunmak için de oldukça anlamlı. Burada da bir nargile tutkusu var ne de olsa. Bu nasıl bir tutkuymuş ki bisiklete binerken bile bırakamamış gezgin Tuareg. 

Düğün ile ilgili yazıyı hazırlıyorum. Henüz tamamlayamadım. Video da ekleyemiyorum şu anda ama yeniden deneyeceğim. Merakla beklediğinizi biliyorum. 

Mutlu bir hafta olsun bol güneşli ve arkadaş sohbetli. Burada telefonum hiç çalmıyor ya iyi mi kötü mü bir türlü karar veremiyorum. Biri arasa da kahve içmeye çıksak, yürüsek konuşsak. Sanki çağlar boyu yürürmüşüm gibi bir hissiyatım var!