ofis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ofis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2015 Salı

Röportaj; Cezayir'de Kadın Olmak

Madalyonun öteki yüzü; Cezayir’de kadın olmak…

'Bu yazım daha önce Bizim Darıca ve Kadının Sesi Gazetesin'de yayınlanmıştır. Burada da sizlerle paylaşmak istedim bir kez daha.'


Cezayir’de kadın deyince akıllara ilk gelenler yüzleri hüzün kaplı, derin çizgilerle yaralı olan, baskı ve şiddet gören kadınlar. Evlilik cüzdanlarında, onlardan başka eşlerin adlarının da yazılabileceği sayfaların olduğu kadınlar. Kadın olmayı; eskiden beri süregelen adetleriyle sürdürmeye devam eden kadınlar. Bunun dışında kalanlar da var elbet. İş sahibi, kariyer peşinde olan, okumuş modern kadınlar. Cezayir bu yüzden iki yönlü bir kaderi yaşatıyor kadınlara. Okuyacağınız röportaj Madalyonun öteki yüzünde yer alan modern bir kadının portresini çiziyor bizlere.

Madame Karima Cezayir’de çalışan bir kadın ve aynı zamanda iş arkadaşım. Onunla Cezayir’de kadın olmanın, anne olmanın, hayatının ve hayallerinin üzerine kısa bir sohbet gerçekleştirdik;

Sizi daha yakından tanıyabilmemiz için kendinizden bahseder misiniz?
Adım Karima Idir. İnşaat Mühendisiyim. 33 yaşındayım. Evliyim. (Şu anda eşiyle birlikte Kanada'da yaşıyor)

Nasıl bir ortamda büyüdünüz ve bu ortamın ileride size ne gibi etkileri oldu?
Tüm kardeşlerim arasında en küçük benim, dolayısıyla korunaklı bir ortamda yetiştim. Daima bana yardım edecek, tavsiyelerde bulunacak birileri vardı.

Cezayir’de yaşamak zor mu? Koşullar nasıl?
İmkânları olan insanlar için Cezayir’de yaşamanın zor olduğunu düşünmüyorum. Cezayirli kadınlar için hayat koşulları uzun zaman önce oldukça değişti.

Bir kadın olarak Cezayir koşulları nasıl? Dilediğiniz şeyleri rahatça yapabiliyor musunuz, kendinizi rahatça ifade edebiliyor musunuz?
Şahsen iyi ya da kötü istediğimizi yapabilme ve kendimizi ifade etme özgürlüğüne sahibiz.

Hayatınızda nelerin farklı olmasını isterdiniz?
Doktoramı alabilmek için eğitimime devam edebilmeyi isterdim.


Günlük yaşamınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız?
Ailemle ilgilenmekten, iş hayatımda kendimi geliştirmekten ve son olarak da sık sık seyahat etmekten çok hoşlanıyorum.

Çocukken şu anki yaşınıza geldiğini düşündüğünüzde nasıl bir hayatınız olacağını hayal ederdiniz; şu anki hayatınız hayalinizden ne kadar farklı?
Büyüdüğümüz zaman hayatın küçükken hayal ettiğimiz gibi bir peri masalı olmadığını fark ediyoruz, ama hayatımda daha önce belirlemiş olduğum bazı hedeflerimi gerçekleştirmek için iyi yolda olduğumu düşünüyorum. Tabi bu yolda yeterince zorluk var.

Cezayir’e çeşitli sebeplerden ötürü gelmiş olan yabancılar hakkında neler düşünüyorsunuz?
Yabancılar ülkemiz için yararlı ne varsa bunlara yatırım yapmak üzere geliyorlar.

Cezayir halkının Türkler ile ilgili neler düşündüğünü kısaca özetleyebilir misiniz?
Türkler Cezayir’de bir asırdan fazla zaman kaldılar, her iki halk da aynı geleneklere ve aynı dine sahipler, zaten Cezayir’de çok sayıda Türk asıllı aile var. Dolayısıyla Türklere neredeyse ‘kardeş halk’ diyebiliriz.

Cezayir’de nelerin değişmesini istiyorsunuz?
Bürokrasinin değişmesini istiyorum.

Keşke şöyle olsaydı dediğiniz neler var hayatınızda?
Hayır hiç yok.

Yabancı haber kanallarını izliyor ve dünyanın farklı yerlerinde neler olduğunu takip ediyor musunuz?
Evet yeterince sık takip edebiliyorum. Fakat haberleri izleyecek vaktim olmadığında daha sonra internetten göz atıyorum.

Ailenizde veya yakınınızda sizin gibi çalışan başka bir kadın var mı?
Tabii ki var. Örneğin kız kardeşlerim çalışıyor.

Türkiye’nin bazı bölgelerinde kadınların çalışması istenmez. Cezayir’de kadınların çalışmalarına nasıl bakılıyor?
Daha önce belirttiğim gibi Cezayirliler ve Türkler aynı geleneklere sahipler. Dolayısıyla burada da aynı Türkiye’deki gibi. Aile ve bölgeye göre değişkenlik gösteriyor.


Cezayir’de evlilik yaşı genelde nedir? Çocuk yaşta evlilik var mıdır? Varsa siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cezayir’de bir kadın için ortalama evlilik yaşı 25-35 arasında. Genç yaşta evlilik hala var ama çok nadir. Şahsen ben genç yaşta evliliklere karşıyım, çünkü bir yandan kız küçük olduğu için evlilik sorumluluğu ile yüzleşmek için güçlü olmamakla beraber, diğer yandan evlilik; eğitimini tamamlamasına engel teşkil ediyor.

Cezayir’de bir kadından beklenen nedir ? Nasıl olması istenir?
Cezayir’de bir kadından beklenen günlük hayata dahil olabilmesi ve orada kendine bir yer edinebilmesidir. Ayrıca bir kardeş, bir eş veya bir anne olarak anlayışlı olabilmesidir.  Özellikle de iş ve özel hayatı arasında denge sağlayabilmesidir.

Genel olarak bir kadın eğitimini tamamlamak istediğinde kendisine karşı çıkan insanlar olur mu ? Çünkü Türkiye’de bazı aileler kız çocuklarının okumasına izin vermez.
Evet bu durum hala var bazı bölgelerde ama çok nadir. Zaten artık aileler de kızlarını yurt dışında eğitim almaları için cesaretlendirmektedirler.


9 Nisan 2015 Perşembe

Deli Nisan


Vallahi delirdi artık havalar iyiden iyiye. Bir gün bir bakıyorsunuz tişörtle dolaşıyoruz, ertesi gün yine kalın kazakları çekmişiz sırtımıza. Çok bunalttı bizi bu ani değişimler. Enerjisini de tüketiyor aslında insanın, zaten bahar havası sersemletiyor. Üzerine yok maşallah denge bozmakta. Yine de kuş cıvıltılarıyla günün içinde yuvarlanmak iyi oluyor. Dedem sıkça 'Nisan mayıs ayları gevşer gönül yayları' derdi o geliyor aklıma bu sıra. Aşk baharda bir başka güzel!

Ofisteki klimamın içine kuşlar yuvar yaptı. Önceleri anlamadım. Klimadan ses gelip duruyordu çıt çıt. Fare bile girmiş olabilir diye düşünüyordum. Sonra pencereden mini mini kuşların bana baktığını gördüm. Anneleri de arada gelip yemek veriyor. Pıt pıt bir oraya bir buraya dolanıp duruyorlar. Bu yüzden hemen dibimde kuş sesleri. Bazen ofise kimse yoksa yüksek bir volümle kuuuuuşşşş sesleri ovaaalaraaa yayılır iiiiinsan bunaaa hayran olur bayılııııııırrrr diye şarkı söylediğimi itiraf ediyorum :) 


Bu da bir gecede çiçeklenen meşhur ağacımız. ( Bir iki yazı önce yine bahsetmişim ama olsun, çok içimden geldi yeniden yazmak) Görünce inanamadık. Hani belgesellerde olur ya hızlı çekim yaparlar, bizim için bir nevi öyle oldu. Üstüne üstlük bir gün evvel hakkında konuştuk da, şimdi bi bakarız bu çiçek vermiş dedik, bizi duydu. Bu yüzden artık onun yanında söylediklerimize dikkat ediyoruz. Zira ne desek yapma eğilimi var, baharsan sanırım :)


Biraz şebeklik, şirinlik ve şımarıklık sevdiğimizi söyleyebilirim. Eeee dile kolay gurbette 10 yıl geçirince insan hafiften tırlatabiliyor. Bu da havanın güzelliğine ithafen oooo deyişimizin fotoğrafı. Yine de üzerimizde kazak ve hırka vardı o gün, dikkatinizi çekmiştir. 
 

Burada da ofisin önündeki masada öğlen tatilimde dinlenirkenki çiçekli bandanalı beni görüyorsunuz. Güneş ışınları nasıl da geçip gidiyor. Bahar için takmıştım sevdiğim bandanamı da. Aslında o ufak bir şal sayılabilir yahut fular diyeyim. Şehre gittiğimde sıkça karşıma çıkıyorlardı rengarenk ama bir türlü durup da alamamıştım. Geçen hafta bir fırsatını bulup gittiğimde almayı sonunda başardım. Kırmızı, siyah, yeşil, mavi, beyaz çiçekli çiçekli pek güzel. Aslında sarı ve pembe neden almadım bilmiyorum belki de yoktu. Bir dahaki sefere yeniden bakacağım. O bir dahaki sefer ne zaman olur bilemiyorum..


Kedicik burada biraz üzgün ve asabi aslında. Çünkü o gün aşı olmuştu. Senelik aşısını oldu, bir de Türkiye'den gelirken getirdiğimiz bir başka aşı oldu. O da tüyleri bize zarar vermesin diye yapılan bir aşı. Epey da yakıyormuş. Yazık canı yandı beni tosbağamın. Pek üzüldüm. Önceki aşılar yakmıyordu, bunda biraz şaşırdı o yüzden. Veterinere götürmek benim için büyük bir eziyet oluyordu. Taşıma kabından nefret ediyor çok da korkuyor. Bu yüzden neredeyse kabın tellerinden çıkmak için tırnaklarını sökecek. O yüzden hiç gönüllü değildim götürmeye ama herşey sağlığı için. Neyse ki buradaki ufak kasabada bir veteriner varmış onu aradık. Kamp alanımıza da yakın, gelir misin dedik, sağ olsun geldi. Pek de iyi bir adamcağız, sevdim. Benim eski veterinerim bildiğin kasap gibiydi sanki. Çok hoşlaşmıyorduk kendisiyle. Benim kızımın tombik memelerini görüp hamile mi demişti. O derece yani, o dedim tombik memeli :) Ateşine bile bakmıyor muayene etmiyordu. Bu efendi biri gibi. İnşallah memnuniyetimiz sürer ve böyle eve gelmeye devam eder. 3 hafta sonra yeniden aşı olacağız. Bekliyoruz. 


Bizim küçük tosbağa camdan bakmayı pek seviyor. Ama yatak odasının camından bakıyor genelde.  Orasının de teli yırtık olduğundan başında bekliyordum havalanırken. Şimdi salon camımıza tel yaptık önüne de bir yer bıraktık, bombeli yaptı eşim telleri. Oraya sevdiği yastığını koyuyorum orada uzansın otursun etrafa baksın diye. Henüz alışamadı. Hala yatak odasının camını açmamı bekliyor ama ben buraya alışsın diye orayı açmıyorum. Biraz korkuyor sanırım. Yan komşumuzun da köpeği var, onu kesip duruyor tellerin arasından. Biraz zaman vermek lazım, bence yakında alışacak hatta çok sevecek. Ne de olsa ön pencerede hayat var, arkası gibi otlar yok :) 


Bu fotoğraftaki yer de bizim yazlığın orası. Yazlığımız Kefken'de. Burası da Kumcağız. Denizi sığdır ama bir süre sonra derinleşiyor elbette, sıkıcı değil yani. Kocaman uzun da bir kumsalı var. Yazları çocuklarla gittiğimiz bir plaj. Annemler geçenlerde yazlığa gittiklerinde dolaşmışlar. Bana da bu fotoğrafı yolladılar. Çok özlemişim oraları, denizi, plajı. Şimdi hep bakıp duruyorum. Oranın havasını, sessizliğini ve seslerini, kokusunu, denizini çok seviyorum. Benim için hep özeldi, her zaman da öyle olacak. Belki yaza gitme imkanı buluruz kimbilir...

9 Kasım 2014 Pazar

Çiçekli, kedili, mürekkepli pazar notları


Sanmayın ki bugün hava bu kadar güzel. Öğlen olmasına rağmen sanki akşam saatleri gibi, kasvetli, karanlık ve de yağışlı. Dört gündür bitmeyen yağmurla yaşıyoruz. Tabi tam kış mevsimi olmadığı için henüz, arada kesildiği oluyor yağışın ama yine de kasvet daimi. Öğlenleri çoğunlukla güneş açıyor ama bugün açmadı ne yazık ki, bu fotoğraf iki gün öncesinin. Yemekhaneden çıkıp eve doğru yol alırken çektim. Bulutların gölgeleri toprağa vurup geçiyordu, dışarıdan araba sesleri geliyordu ama evler son derece sessizdi, çocuklar bağırmıyor, kadınlar çamaşır asmıyordu. Bulutlara bakınca arkasını görmek istiyor insan böyle günlerde. Dağın arkasında bulutla birleştiği bir yer var sanki. Ama ben oraya bakmayı en çok bahar aylarında seviyorum, tarlalarda insan oluyor çünkü toprağını süren, işleyen.



Vampir tombuk kedimizle evde de herşey yolunda şükür ki. O kenarlardan görünen dişleri ayrıca sevimlilik katıyor ve böyle pozlar verdiği zaman onu sandviç gibi yemek istiyorum. Bu poz tam oyun anında çekildi, bakmayın yatış halinde gibi göründüğüne, gözleri de top gibi çünkü içinde bitmek bilmeyen bir oyun tutkusu var. İyi ki var benim tospalağım, onu seviyorum ve hayatımda olmasını da seviyorum. O küçük patileriyle üzerimde gezinmesi terapi gibi oluyor. Uzaklaşırsa ben koşuyorum yamacına, kıvrılıveriyorum hemen, anlıyor; totoyu kaldırıp salona geliyor hop koltuğa kıvrılıyor tamam geldim dercesine. Ben de bir nevi elmayra sayılırım.


Bu iki yavru kedicik ve annesi yemekhanenin önündeki çimlerde dolanıyorlardı, birkaç gündür yoklar. Ufaklardan biri keyifsizdi, yemek falan veriyoruz ama sanırım sıcak bir yerlere ihtiyaçları var. Sağ olsun yemekhanedeki Cezayirli personel ilgileniyor, zaten bişey yapsalar benden fırçayı de yiyeceklerini biliyorlar herhalde. Umarım iyilerdir bebişler. Keşke bütün kedileri alıp bakabileceğim bir yerim olsaydı o zaman daha mutlu bir insan olurdum.


Bu yusufçuk rengiyle gerçekten göz alıcı. Yanındaki ölü sinekten anlayacağınız üzere ölmesine ramak kala fotoğraflandı. Sonrasında alıp eve getirdim ama şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Buradan hatıra olsun diye saklamayı çok istiyorum ama gerekli techizata sahip değilim. Şimdilik bir kavanozda duruyor. Eğer yazımı okuyanlar arasında nasıl saklayabileceğime dair bilgisi olan varsa yazabilir, mutlu olurum. Bir süre sonra dağılmaya başlayacak çünkü kelebeklerde olduğu gibi. 


Kuşburnu pestili bu. Hafif ekşi ama hoş. Misafirliğe gittiğimiz arkadaşlarımız ikram ettiler. Birkaç tane daha alacaktım dönerken yanıma ama unuttum. Böyle lezzetleri seviyorum ve her zaman bulabildiğimiz bir şey değil ne  yazık ki!


İşte uyuyan güzel! Aslında burada uyumuyordu belki de. Sadece durmuş dinleniyordu kanımca. Onları çok seviyorum ama dikkatsiz insanların bu kocaman yaratıklara cart diye basmalarına tahammül edemiyorum. Hadi ufak olanları görmüyoruz seçemiyoruz bazen ama bu kocamanları nasıl ezer ki bir ayak anlayamıyorum? Sabahları bazen durup konuşuyorum onlarla. Ne kadar zor onlar için bir yerden başka bir yere gitmek, ne uzun bir yolculuk. Acaba evleri var mı? Nereye gidiyorlar? Neden gidiyorlar? Gitmek dışında yaptıkları neler var? Biraz sessiz benim narin arkadaşım, pek anlatmıyor ama ben yine de konuşuyorum.


İnstagram veya başka paylaşım sitelerinde devamlı karşıma çıkan bu meşe palamutlarından bu sene bulamadım diye çok üzülürken temizlikçi teyzemiz bir sepetle geldi geçen sabah. Ahh o kadar sevimliler ki. Bu sene sanırım henüz olgunlaşmamışlardı, tatları acımtraktı, geçen sene yediklerim fındık gibi çok güzeldi. Kaynatıp suyunu içiyorlarmış, henüz tam nasıl bir yapılış aşaması olduğunu bilemiyorum ama mideye falan iyi geliyor diyorlar. Belki denerim. Kıyamayadabilirim tabi, huyum kurusun. Şu anda onları sergileyebileceğim bir cam kavanoz veya vazom yok ama arıyorum, şimdilik sepette duruyorlar. Umarım güzelce kalabilirler uzun süre, büzülüp eskiyip koflaşmalarını hiç istemiyorum. Bakalım deneyip göreceğim. 


Yağmur birkaç gün önce o denli yoğun yağıyordu ki doğa coştu, her yer yemyeşil olmaya başladı sanki bahara döner gibi. Ofisin bahçesindeki harika renkli güllerimiz açtılar, pembesi, nar çiçeği, bordosu ve cart bir kırmızısı var. Bazen hepsini kopartıp yanımda yakınımda, her dakika görebileceğim bir yer tutmak isteğine kapılıyorum ama sonra dışarı çıkıp koklayıp içimdeki canavarı durduruyorum. Onlar şu anki halleriyle yerlerinde mutlular. Dışarıdan toplanmış çiçekleri satın almayı seviyorum ama böyle kendim kopartmak hoşuma gitmiyor. Onları hala çocuk gibi kopartılmamış olarak hayal ediyorum belki de ondan. Yoksa evde canlı çiçek her daim sevmişimdir, Eve tazelik, ruh katıyor çiçekler. Çiçek olmayan ev bir yönüyle hep eksik geliyor bana, aynı kitap olmayan evler gibi.


Dolma kalemlere her zaman ilgi duymuşumdur ama senelerdir yazmıyorum. Hele ki böyle doldurma mürekkepli olanlarla. Tüplü olan modeller bana pek o mürekkebin hazzını vermiyor. Kesik uçlu dolma kalemlerle de daha rahat yazabiliyorum ama ne yazık ki bendekiler hep sivri uçlu. Standart, genel modellerden biri işte. Bu epey eski bir kalem, ancak bunu bulabildim. İki adet de mürekkebim var şimdilik. Bir süre içimdeki hisleri giderebilir, ama sadece bir süre. Yoksa benim aklım hep morlu, pembeli, turunculu ve çikolata renkli mürekkeplerde ve daha iyi kesik uçlu kalemlerde. Şimdilik yakınlarda bulabildiğimin en iyisi bunlar. Mavi renkli olan mürekkep sanırım uzun yıllardır kırtasiyenin bir köşesinde duruyordu çünkü kapağı paslı gibiydi. Eminim satıcı da şaşırmıştır. Burada genelde el yazısı kullanılmasına rağmen sanırım dolma kalem pek tercih etmiyorlar. 7 senedir buradayım bir kişi görmedim dolma kalem ile yazan. Tamam belki bir tane görmüşümdür ama hepsi o. Dolmakalemin ruhu var, kağıttaki sesi bambaşka ve kelimeleri adeta sihirle kaplıyor gibi hissediyorum yazarken. Sanki onunla yazdığımda ortaya çıkan kelimeler daha anlamlı oluyor gibi geliyor. İlk doldurma denemem başarıyla sonuçlandı, eşimin de yardımlarıyla. Bir kırmızı mürekkebim olmasını çok istemiştim ama ne yazık ki kırmızı mürekkep ıstampa mürekkebi çıktı. Şimdi güzel mürekkepler ve güzel kalemler almak üzere Türkiye'ye gitmeyi heyecanla bekliyorum. Aslında daha çok bir hikayesi olan dolma kalemleri seviyorum, birilerine ait olanları. Sanırım babamdan bir tane vardı evimdeki masamda, bir de öğretmenlik yaptığım yıllarda öğrencimin aldığı bir kalemim vardı. Bu büyülü yolculuğa onlarla devam etmek niyetindeyim bir süre.

Yolda olan yeni yazılar var. Öncelikle köşe yazılarımı tamamlayacağım, sonrasında yeniden buradayım. Biraz Cezayir dokusu lazım yazılarımda...

Mutlu kalın!

29 Nisan 2014 Salı

Pazar notları

Biliyorum pazarı çoktan geçtik. Ama benim aklımdaki ve içimdeki pazarlar hiç geçmiyor, özellikle de şu an bu kadar yaklaşmışken.

Baharla birlikte gelen diğer şeylerin yanında beni en çok etkileyeni sabretme güçlüğü oluyor. Güneşli zamanlar bir an önce tatil havasına girmek isteği doğuruyor içimde. Hiç bir zaman çalışma hayatını seven veya deli gibi kariyer yapmaya hevesli biri olmadım. Hayatın diğer detayları hep daha çok ilgimi çekti ve elbette yazmak. Hep yazabildiğim, okuyabildiğim ve gözlem yapabildiğim bir iş hayal ettim. Şu anda öyle bir işe sahibim evet peki ya sonra? İşte asıl sorun sonrası! Ama onu da sonraya bırakmam gerekiyor bir süreliğine... 


Kitapsız bir hayatı düşünmek komik geliyor, bir o kadar da anlamsız ve yıkıcı. Evinde kitap olmayan insanlar gördüm,  hatta gazete bile olmayanları tanıdım. Öyle bir his ki bu sanki yaşadıklarına dair bir iz görememiş gibi hissettim. Utanmasam nabızlarını yoklayacaktım. Okumadan nasıl devam edebilir ki insan bırakın hayatı, günün herhangi bir zaman diliminde. Ben elbette ki kimi zaman okumaya ara  veriyorum ama her gün mutlaka okuduğum bir şeyler oluyor. Çünkü ben böyle varlığımı devam ettirebiliyorum. 



Bu defteri çok severek aldım, evet o üstteki harika yazısı olanı kastediyorum. Ofisimde duruyor, zaman zaman güzel mavi ve yumuşak sayfalarına notlar alıyorum. Epeyce de kalın bir defter, hem baktıkça içim açılıyor hem yazdıkça yazasım geliyor. Bazı defterlerime kıyamam ama artık bu durum eskide kaldı, bir süredir saklamıyorum, kullanıyorum ve kafam rahat!


Her günümü geçirdiğim sandalyem. Kara tahta kağıdımı yeni yapıştırdım, oraya sözler yazıyorum kendimi iyi hissettirecek. Bir de gelenlere hatıra amaçlı bir şeyler çizdiriyorum hoşuma gidiyor. İnsanlar ofisime gelmekten mutlu oluyorlar çünkü etrafta onların dikkatini çekebilecek şeyler var. Sıkıcı ortamlarından 5 dk bile olsa uzaklaşmış olmalarına seviniyorum. Günüm bu karenin içinde geçiyor işte, ama aklımı burada tutmak benim için çok imkansız bir şey! O her daim uzakta...


Aaa bu sallandozları anlatmasam olmaz. Onları pek seviyorum. Yaşamın içindeki duruşları hoşuma gidiyor, sakinliklerini seviyorum. Ben bunca telaşa kapılmış bir haldeyken onlar durağanlar hep ama hep. Onların telaşları yaşamlarının kendisinde! Ve o boyunları, yavaş yavaş inip çıkışı ve minik antenleri, yaşama sevincimi artırıyorlar :)


Şu bakış benim sihirli bir bahçeye dalmamla eşdeğerde. Bu duruş gülümseme sebebim. Neden bu minik kalbi ben daha önce yaşamıma dahil etmemişim diye düşünüp duruyorum. O tipitip haliyle gözlerime mutluluk kalbime huzur dolduruyor :) Benim pamuk prensesim, şaşkın ördeğim, kurabiyem, tombuğum, küçük farem, vampirim, kibarım, tosbağam...Arka patilerinin tırnaklarının çıkmış olmasına dikkat çekmek istiyorum. Nedense o tırnaklar patilerine büyük geliyor, hiç içerde durmuyorlar her daim böyle bir santim öndeler, çok güldürüyorlar beni. Ön tırnaklar kesiliyor ama arkalarından gıdıklanıyor benim böceğim :) Maşallah ona. Hep hayatımızda mutlulukla olsun inşallah :) Seni seviyorum mavişim...

10 Nisan 2014 Perşembe

Bahar diyorum ne güzel!

Yaza varmak için yola çıktık valizimizde hayallerle. Günler şu sıra alabildiğine güneşli. Hava ılık, bazen rüzgarlı ama mis kokulu. Kuşlar var mini mini etrafta pır pır uçuşan, onlar da seviniyor besbelli. Toprağa bastık ilk kez geçen hafta iyi geldi.
Yataktan hala zor kalkıyorum sabahları. Ee bir de koynumda, patilerini bana dolamış, minik başını da omzuma koymuş yumuşacık ve sıcacık bir kedi olunca gel de kalk!

Öğlenleri eve koştur koştur gidiyorum çoğu zaman. Gideyim ki penceresini açayım kuzumun, o da kuşlara baksın, havayı koklasın, içine çeksin baharı. Bu sıra buzdolabının üzerine çıkıyor, yeni bir tür oyun gibi. Orada uyanmış buluyorum öğlenleri bazı günler aynı şu şekilde;


O zaman işte mıncırmaktan parçalayacağım diye korkuyorum yumağımı. Onun arkadaşım olmasını, beni sevmesini seviyorum. 


Bu benim yastığım, deniz var içinde bolca ve rüyalarıma da giriyor geceleri o denizin dalgaları. Aşağıdaki de eşim, o da bir fransız edasıyla yanımda:) Yatarken bile eğleniyoruz. Yastıklarım turuncu saçlı canım arkadaşımın ablası  Sevgili Gökçe'den. Diğer güzellikler için blog ve facebook sayfasını ziyaret edebilirsiniz!



Minik sallandoz diyecektim ama pek de minik değil aslında. Onları hayatın içindeki ağır ilerleyişlerine tanık olmayı seviyorum. Temas da etmek istiyorum o minik baloncuklu tenleriyle ama henüz o cesareti bulamadım kendimde, korkuyorum:)


Bulutları çok seviyorum. İsmi Bulut olanlara karşı da sempatim olduğu bir gerçek. Bir zamanlar bulut adında tanıdığım bir çocuk vardı, o zamanlar anaokulundaydım, güzel bir yüzü vardı. Bazen o geliyor aklıma, acaba ne yapıyor? Bulutlar bu şekilde göğü şenlendirdiğinde mutlu oluyorum. Güneş ve göğün maviliği enerji veriyor hücrelerime.


Bazen delicesine kasvet sarıyor ortalığı. İşte o zamanlarda yapmak istediğim şey kitap okumak veya film izlemek oluyor. Oturduğum yerde hayale dalıyorum keşke şurada oluverseydim şimdi diye. Bulunduğum ortam evden ayrı bir yerse ruhum daha çok sıkılıyor sanki. İçinden çıkılmaz bir hal alıyorum. 


Afrika'da olduğumuzun çoğu zaman farkında olmadan geçiriyorum günlerimi. Afrika denilince zihinlerde bambaşka izlenimler oluşuyor ister istemez. Bazen büyük maceralara atılmak istiyorum, bazen sadece bir çantayla yollara düşmek, keşfetmek. Keşke her tatil gününde yeni yerler keşfetme isteğimiz olsaydı da iyileşseydi gördüğümüz her tozlu yolla ruhumuz.


Bahar çiçeklerinin kokusunda bir şey var. Şairin şiiri gibi, insanı delen, geçen. Resme baktıkça görülen farklı suretler gibi aynı, her seferinde yenisini keşfettiğin. O çiçeklerden kendime yatak yapmak istiyorum, böceksiz çimenlerden de yorgan:)Gelinciklerden de yastığım olabilir mi?


Böyle çıldırma anlarımız oluyor kimi zaman. Aslında biz çift olarak göründüğümüzden daha deliyiz ama pek belli etmiyoruz, edemiyoruz. Zaten yeteri kadar dikkat çekiyoruz daha fazlasına gerek yok:) Oysa ahh içimizdekileri bir bilseniz, ev hallerimize bir tanık olsanız bize çok gülerdiniz:) İçimizdeki hala büyümeyen ve hiç de büyümesini istemediğimiz, sevgiyle koruduğumuz çocuğa selam olsun!


Çok şiirsel zamanlar yaşıyorum. Bahar geldi ya ondan herhalde. Her harekete türlü manalar veriyorum olur olmadık. Bir koza değiştirme hali benimkisi. Daha dün mezar taşı olduğu çok bariz bir şekilde belli olan bir taşı, mantardan ev zannettim, kendime güldüm. Demek ki bahar iyice içime işlemiş dedim. Keşke hep böyle olabilsek! 

Diyebileceğim yegane şey iyi ki şairler ve güzel insanlar var...
Ve Bahar diyorum olabildiği kadar güzel!!!

20 Mart 2014 Perşembe

Bana uzun uzun yaz


Uzunca yazmaya başlayalı epey zaman oldu aslında. Ortaokul yıllarıydı, şiir ile yatıp şiir ile kalktığım zamanlardı. Dizelerim hep uzun olurdu, çünkü anlatmaya çalıştıklarımı yarıda kesmeyi taa o zamanlarda dahi sevmezdim. Küser gibi gelirdi kelimeler sanki. Olağan gücümle, bastıra bastıra yazardım.

Daktilo sevdam da o zamanlarda başladı. Sahile bile taşırdım cılız bedenimle o koca ağırlığı, sırf denizin sesiyle daktilonun çıtırtısı karışsın birbirine diye. Hem tuzlu tenimle yazmayı da severdim güneş yakarken...

Yanımdaki sıra arkadaşımla mektuplaşmaya da o zamanlarda başladım. Anlatacak hep çok şeyim varmış bakıyorum da. Bitmek bilmeyen kelimeler ordusu kurmalıymışım zamanında. Yazmak belki de en iyi ilaçtı ruhuma, şiir gibiydi bir parça ve anlattıkça çoğalıyordum kendimce.

Uzun uzun yazdığımız zamanlardı birbirimize. Daha öğlen yanından ayrıldığım arkadaşıma sayfalar dolusu yazardım sanki yıllarca konuşmaya hasret kalmış gibi. 

Geçen bir arkadaşım sana uzun uzun yazmam lazım bir ara dedi ve işte o anda üşüştü tüm anılar üzerime. Uzun uzun yazmayı ve bana uzun uzun yazılmasını çok seviyorum ben. İyi ki bana yazanlar var ve kalbiyle ruhuyla kilometrelerce uzağa gelebilenler var kelimelerden kurulan köprülerle. İyi ki güzel yürekli insanlar var yakınımda, bana dokunmadan değebilenler var, güneş gibi içimi ısıtan, uzun uzun yazanlar. 

Yazmak gelen gün ile yeniden var olmak demek adeta!

6 Mart 2014 Perşembe

İyi bir gün

Bugün iyi bir gün, gerçekten öyle, durup da bir düşününce. İyi olmaması için bir neden yok. İyi ki yok. Güneşli bir sabahtı. Yataktan kalmak isteyerek doğruldum, hatta sıcak yorganın altında biraz oyalandım, kediyi izledim. Ben yataktan çıkarken o hala uzanmış uyuyordu. Tombik göbeği bir aşağı bir yukarı hareket ediyor, pufff diye nefes alıyordu. Sonra kuş sesleri geldi kulağıma. Onun da gelmiş olmalı ki fırladı pıt pıt patileriyle camın önüne. Dışarı çıktığımda ılıktı hava. Sonra yola koyulduğumda bu sevimli ördek ailesi eşlik ettiler bir süre bana. Ben arkalarından sessizce ilerlemeye çalışırken onlar vak vak vak sıraya dizilip telaşla uzaklaştılar. Renkleri öyle güzel ve tipleri o kadar sevimli ki, durup sıkıca sarılmak istedim aslında. 


Hava kapalı da olsa, belki biraz kasveti de kabul edebilirim ama gün içinde güneş az da olsa kendini göstersin istiyorum. Güne gölge düştüğünde bile uzaklarda da olsa bir parçacık güneş görmeyi seviyorum. İyi bir gün güneşli, çizgi film bulutlu ve bol çiçekli bir gündür de aynı zamanda. 


İyi bir gün olması için anılara da ihtiyaç var elbet. Güzel anıları olmayanın nasıl iyi günü olsun ki? Bu çiçeği seviyorum ve bir çiçeği sevmek iyi hissettiriyor. 


Bugün bahçede kahve içmedim. Bu fotoğraf birkaç gün öncesinin. Ama içebilirdim. Öğlen sıcaktı bahçenin sandalyeleri. Pencereden dışarı bakarak yudumladım kahvemi. Kahvemizin olması da iyi bir gün olmasında bir etken elbette. Gurbet işin içine girdiğinden beri evde olan kahveye, peynire, zeytine şükretmeyi de öğrendik.


Yine bez çantamda bolca renkli kalem, birçok baskı malzemesi, mektuplar, zarflar ve kağıtlarla dolaştığım bir gün bugün. Bir şey yapmasam da orada yanı başımda olduklarını bilmek güzel. Bunları da iyi ki yapmışım. Henüz sahiplerine doğru yola çıkmasalar da çıkacaklar. Resim yapmayı hep severdim. Böyle minik detaylarla uğraşmak da iyi bir gün için yeter de artar bile. 


Aaaa iyi hissetmek için minik sivri ve tombuk bir patiden daha güzeli var mı ki? O patinin yumuş yumuş kısımları, kadife çiçeği gibi geliyor bana. O iki tırnağın çıktığına da bakmayın, gösteriş yapıyor aklı sıra. Ön patilerinin tırnaklarını kestik çünkü kala kala bir bunlar kaldı:)


Evde beni bekleyen bir kediciğin olması da iyi bir gün geçirmek için neden aslında. Daha arabanın sesini duyar duymaz cama fırlıyor. Kapının dibine gelene kadar da orada kalıyor, geldiğimize emin olunca anahtarı çevirir çevirmez de kapının hemen dibindeki komodinin üzerinden bize hoşgeldiniz diyor. Ama ben en çok eve giden yola girdiğimde hemen karşımda beliren bu tipi seviyorum:)


Doğa iyi bir gün için bize türlü şeyler de sunmayı ihmal etmiyor. Güneş böyle bir manzarayla gidiyor. İzlemek oldukça güzel ve heyecanlı. Başka bir yerde yeni bir gün başlıyor, biz elimizdekini bitirirken. Yeni gün, yeni şans demek, yeni umut demek, yeni bir tazecik nefes demek.


Bir de her gün içimde yenildiğim şu yiyecek bir şeyler yapmak arzusu olmasa ne yapardım bilemiyorum. Lor peynirli kurabiyeyi pek sevdik. Türkiye'den arkadaşımız getirmiş sağ olsun. Yarım paketimiz kaldı. Arada çay ile yerken keyif alıyoruz işte bu minik tombik lezzetlerden. 


İşte tüm bunlar iyi bir gün demek aslında. Aaa bir de güzel bir gelişme oldu. Ne zamandır Cezayir'e de Türk peyniri ve çeşitleri, yoğurt falan gelecek diye bekliyorduk. Yörükoğlu ile anlaşma yapılmış deniyordu. Nihayet doğruluğu ispatlandı. İlk malzemelerimizi aldık. Daha pek çok çeşit varmış. Henüz sadece bir markette var. Yoğurt da yokmuş ama yakında gelecek diye ümit ediyorum. Bunca zamandır bekliyorduk, nihayet şehir efsanesi olmaktan çıktı. 


Bu güzellikleri Cezayir'de görmenin ne denli harika bir duygu olduğunu yaşamayan bilemez. Tabi Cezayir'in ilklerini yaşamak, tarihe bizzat tanıklık etmek de ayrıca mutluluk veriyor. İlerde anlatacağımız güzel anılarımız var ve hep olsun umuyorum...

4 Mart 2014 Salı

Kamp çevresi manzarası

Birkaç gündür yine deli bir rüzgar ve yağmurla devam ediyoruz günü yaşamaya. Ağaçlar eğilip bükülüyorlar ya en çok ona üzülüyorum. Çiçekler kapatabildikleri kadar kapatıyorlar kendilerini ama bazısı yok olup gidiyor acımasız rüzgarda. Ben yağmuru sakince yağarken seviyorum aslında, mağrur bir çocuğun gözyaşları gibiyken. 


Doğanın renklerinin tonunu seviyorum. Dört bir yanına dağılmış hayatın. Biraz boya alsam daha güzelleştiremem herhalde. Olduğu gibi güzel çünkü şu manzara. En çok bulutları seviyorum dağların yamacındaki, bir de belli belirsiz bir sis oldu mu hep yazmak geliyor içimden, sisin kokusunu içime çekip de.



Parça parça görünen tarlaları seviyorum. Birisi biz uyurken gizlice birbirine dikiyor sanki hepsini. Doğanın kırkyaması:) Bir de şu minik köylerin içinde yükselen camilerin şeklini seviyorum. İnsan olmayınca etrafta, bırakıp da gidilmiş gibi sanki yıllar öncesinden. Bir de artık şu tarlalarda çalışan insanlar ortaya çıksa...


Tütün rengi yakışıyor ki buradaki hayata. Tuğladan hayatları gizliyor birazda,  örtüyor üzerlerini sinsi bir duman gibi. 


O yolda gitmek isterdim şu anda. Belki de bir pikabın arkasında yüzüme rüzgarı alarak. Ağaçlardan meyveler toplasak, sonra serilip yesek hep bir ağızdan renkli örtülerin üzerinde. Biraz dinlendirsek ruhumuzu sonra ve çimenlere uzanıp gökteki kuşlarla sessizce sohbet etsek! 

Birkaç fotoğraf daha çekmiştim onları da fotoğraf bloguma ekledim. Bakmak isterseniz tıklayın!