poirot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
poirot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2014 Perşembe

En sevdiğim ay, 4 günün meydan okuması ve evrene mesajlar



Artık Ekim ayındayız. Ekim benim en sevdiğim ay, çünkü doğduğum ay. Genelde duyduğum, insanların doğdukları ayı sevmedikleri ama istisnalar elbette ki var. Ben kesinlikle sonbaharı çok seviyorum. Renkler, kokular, baharın içinde barındırdığı hüzün benim yansımam gibi hayattaki. Git gelli ruh hallerim de epey uygun bu aya. İnsan inanıyorum ki doğduğu ayın özelliklerini üzerinde taşıyor gerçekten. 

Ayı 1'i itibariyle yazmak istiyordum aslında ama malum önümüz bayram, bir bayram temizliği havasına kapıldım dün, fırsat bulamadım. Yine üşenmeyip bilgisayarımı eve taşıdım yazarım diye ama rüzgar el vermedi bahçede yazmaya. Gecenin ilerleyen saatlerinde hava epey ılıktı, bahçede çay içip gitar çaldık. O an da hiç bilgisayarı açıp ortamın havasını bozmak istemedim. Bir filme takıldım tv'de dün gece, elbette Poirot'u izledikten sonra. Eşim dışarı çıktı havayı güzel görünce, biraz pratik yapayım parmaklarım iyice nasır tutsun diyor bu sıra:) Baktım o ince melodi eve dağılıyor, sonra oturdum düşündüm bu anı kaçırmamalıyım dedim, çünkü tekrarı yok. Filmi tamamlamaktansa onunla bahçede olmayı tercih ettim, sadece durdum ve dinledim, hayal kurdum; sonra birlikte şarkı söyledik, iyi geldi. Müzik ve sevgi hep iyi geliyor!


Harika gifler var bu sitede, bayıldım :)

Kitap meydan okuması halen devam ediyor, az kaldı bitimine. Sonlara doğru sorular zorlaştı benim için ama elimden geleni yapmaya çalışıyorum. 

14. gün: Filmi çekilen ve mahvedilen bir kitap
Bunu cevaplamak zor. Genelde okumasını heyecanla ve ilgiyle bitirdiğim kitapları filmi çekildiğinde izlemeyi tercih etmem. Çünkü beklentim yüksek olur ve filmde illaki bir eksik bulurum. Patrick Suskind'in Koku adlı eserini, filme sonradan dahil olarak izledim ilk seferinde. Epey karanlık gelmişti bana film. Mahvetmemişler güzel çekmişler ama kitabı kadar heyecanla izleyemedim ne yazık ki. Dan Brown'un Melekler ve şeytanlar kitabını tuhaf bir heyecanla okuyordum, uykudan uyanarak veya bir arkadaş buluşmasından koşarak eve gelerek. Filmi güzeldi ama o hissi yaratamadı bende. Mahvedilmemiş ama hissiyatı zayıf diyelim. İlk göz ağrım kitabım Alice in wonderland'da filminde kesinlikle çuvallamış bana kalırsa. Once Upon a time bile filme 10 basar kanımca.

Ayrıca Bizim Büyük Çaresizliğimiz filmini öncesinde izleyip ardından kitabını okusam da filmi yetersiz bulduğumu ifade etmeden geçemeyeceğim.

15. gün: En sevdiğin erkek karakter 
En sevdiğim erkek karakter deyince aklıma ilk Poirot geliyor ve bir de 100 seri kitabı bile çıksa delice koşup alacağım Mentalist dizisindeki Patrick Jane. Hayatımda en sevdiğim ilk erkek karakter babam, ikincisi eşim ardından da bu beyler geliyor:) 

16. gün: En sevdiğin kadın karakter
Elbette ki Virgina Woolf'un Mrs.Dalloway'i. Belki de bir takıntı ama seviyorum. İçtenlikle yakın bulduğum, arızalı hallerini sevdiğim, hafızamda yer tutan iyi bir karakterdir. 


17. gün: en sevdiğin kitaptan en sevdiğin alıntı: Kitapla ilk tanıştığımda okuduğum ilk cümle nedenini bilmediğim bir şekilde içime ağır bir taş gibi çöküp kalmıştı. Daha pek çok alıntı yapmak isterim elbette ama şu an gönlümden geçeni bu!


Bu sıra epey konuşuyorum kendisiyle. O koskocaman haliyle beni ne kadar duyabiliyor bilmiyorum ama o da kendince sinyaller gönderiyor diyelim. Geçen akşam eve gitmeden önce yemekhaneye uğradım acaba ne yemek var diye. Ofis yolundan dönüp, yemekhanenin yokuşunu inmeye yakın aklımdan karpuzun mevsiminin geçtiğini, artık yiyemeyeceğimi düşündüm. Kavun kışın bile kalıyor, tarlalar hala kavun dolu ama epeydir karpuz yemiyorduk. Nereden  bilmiyorum ama düşüverdi işte bir anda aklıma. Yemekhanedeki aşçıya akşama ne var dediğimde direk yemekten önce çok harika karpuz var bal gibi ve kıpkırmızı dedi! Şaşırdım. Sanki az evvel dile getirdiğimi evren ona pıt diye hemencik ulaştırıverdi. Birkaç seferdir bunun gibi benzeri durumların içerisinde buluyorum kendimi. Epey hoşuma gidiyor ama bazen düşüncelerimden korkuyorum, sanki hepsi olacak gibi. Deniz kenarında oturmak istiyorum biraz, dalgaları izlemek, acaba olur mu evren? Aaa bir de kitabım için biraz ilhama ihtiyacım var bocalıyorum lütfen yardım et!

 Görsel: Pinterest

Bu sıra çokça Ankara'yı düşünüyorum. Sokaklarını, havasını, sonbaharda renklenen yapraklarını, sahaflarını, bir de o sakarya caddesindeki ufak mantıcıyı. İki porsiyon yemek istiyorum şu an, yanında bir ufak şişe kola da içerdim. Bazen eve giderken bile canım çeker, yolumu değiştirir mantı yer öyle dönerdim. Ufacık samimi havasını seviyorum. Ne zaman Ankara'ya gitsem ki birkaç senedir gidemedim, yalnız da olsam mutlaka uğrarım, sanki zamanda yolculuk yapmak gibi ve sanki beni hala hatırlıyorlarmış gibi. Tüm bunlar kafamdan geçerken hop diye mailime düşen bir posta ile Ankara'dan yeni bir arkadaş edindim. İyi geldi bana, Ankara'nın bozkırlarının tozlu kokusunu burnuma getirdi teşekkür ederim kendisine okuyorsa bu satırları. Mina ise benim Ankara'daki ruhum, yansımam oluyor daima, anılarımı onun kelimeleri ile tazeliyorum çoğu zaman, onu anmadan geçemeyeceğim. Ankara deyince artık aklıma gelen yegane şey kendisi!
Evren böyle bir dost kazandırdığı için bana minnettarım. Belki bir gün gelir benim de ona bir kıyağım olur, bilemem...

15 Eylül 2014 Pazartesi

Poirot'a mektup

                                                       


                                                         15.09.2014

Mr. Hercule Poirot;

Kişisel görüşünüze ihtiyaç duyuyorum. Lütfen bu sabah gördüğüm rüyanın ne anlama gelebileceğini ve olası sonuçlarını benim için açıklığa kavuşturabilir misiniz? Oldukça tuhaf bir rüyaydı ve şöyle başlıyordu;

Ailemin daimi olarak ikamet ettiği İzmitteki evimizin balkonundan uzanarak beyaz bir tekneye biniyorum, gecenin karanlık saatlerinde.  Yanımda ne bir kimlik ne bir pasaport olmaksızın Fransa'ya doğru yol alıyorum. Yanımda bir kaptan, annem ve kuzenim var. Hatta gittiğimiz için arkamızdan neler söyleneceğine dair konuşmalar yapıyoruz yol alırken. Sonrasında daimi bir yalnızlık süreci yaşıyorum, yanımdaki kişiler görüş alanımdan tamamen çıkıyor ve uzun süredir dostum olan biriyle eski bir apartman dairesinin kapısında buluşuyorum. İçeride Cezayir asıllı bir kadın bulunuyor. Onu eter ile bayıltıp eve sokuyorum. Eve şöyle bir göz atıp mutfaktaki dolapları karıştırıyor ve telden yapılmış fincanları çantama koyuyorum. Evin genç ama hüzünlü sahibesi zamansız uyandığında ona ağır bir cisimle vurmak suretiyle oracıkta öldürüyorum. Bir müddet o ufak, karanlık ve rutubet kokulu evde yaşamayı sürdürüyorum. Bir gün genç ve yakışıklı bir polis evde tuhaflık olduğunu sezinleyip kapıyı çalıyor. Onu kibarca eve soktuktan sonra öldürüyor ve mutfakta yanan odun sobasına atıyorum. Bir süre hayatın akışına kapılıp sokakları dolaşıyorum. SOnrasında tuhaf bir istekle yeniden Türkiye'ye dönme planları  yapmaya başlıyorum. O gün için geldiğim tekneyle ve geldiğim kadroyla yeniden denize açılabileceğime dair bir isimsiz mektup alıyorum. Ertesi sabah uyandığımda ve evden çıkmak üzere hazırlanmak için çantama uzandığımda sobanın geniş çekmecesinin açıklığı gözüme çarpıyor. İçinde insan vücudu parçaları buluyorum. Sonrasında görüşüm aydınlanıyor ve dostumu da öldürdüğümü fark ediyorum. Çantasına uzanıyorum cüzdanından paraları ve fotoğrafları alıyorum. İskeleye doğru koşmaya başlıyorum. O esnada hızla ufak dükkanların yanından geçerken öldürdüğüm dostumun suretini başka bir bedende görüyor ve irkiliyorum. İskelede tekneyi tam da açılmak üzereyken yakalıyorum. Benim orada olmamı beklemediklerini yüz ifadelerinden anlayabiliyorum ve bir parça tedirginlikle yol almaya devam ediyorum. Nihayet ülkeye vardığımızda htüm bunlar hiç yaşanmamışçasına bir rahatlık ve huzurla ve elbette ki gülümseyerek insanların arasına karışıyorum.

Lütfen söyleyin çok sevgili Monsieur Poirot;
Sizce bu bir cinayet öngörüsü olabilir mi?
Yahut deliriyor muyum?


                                      Lady Charlotte

Not: Tuhaf bir rüya gördüm ve onu Poirot'ya yazdım. Burada mektubu yazan kişi Lady Charlotte benim takma adım. Belki bu sıra biraz fazla Agatha Christie izliyor olabilirim :)

'Hercule Poirot can't die...'