mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2015 Salı

İçimden ne geliyorsa



Heybemde Fotoğraf blogunun sahibi Ebrar bir etkinlik düzenlemiş 

Etkinlik sondan iki önceki yazısında. Katılmak isteyen Ebrar'ın blogundaki postasından bir fotoğraf seçecek. Onun çektiği fotolara bakarak içimizden ne gelirse yazıyoruz. Ben elbette ki hemen deniz ve vapur temalı fotoğrafı seçtim. Aslında sonbahar yaprakları da uygun geldi ama kararım denizden yana oldu. 

Deep ise beni yazısında etkinlik için etiketlemiş. Bu yüzden fotoğrafa bakıyorum ve içimden nasıl geliyorsa yazıyorum. 

***

Denize yakın bir yerde güne bir kez daha  başlamak; hayatın tekrarının olduğuna inanmaktır.
Bir gülümseyişle yalana aldanmaktır...
Günün yalanlarının toplamında acı bir keman sesiyle tekrar uykuya dalmaktır. 
Bir gülü koklamak,
Bir insanı anlamak,
Bir bedeni kavramak gibi
dürüstçe ama gizli gizli sızmak bir başkasının derinlerine...
Denizi anlamak yaşamı kavramaktır bir nevi.
Rüyalarım hep mavidir benim.
Kapanırsanki tüm kapılar geceleyin üzerime uzağındayken 
başka bir hayatı devralırım...
Nöbetleşe yaşarım bir başka bedenle, susuz, kupkuru...
Anlamsızca saat başlarında uyanıp su içmek gibi hep aynı saatte denizle olabilmeyi düşlerim...
Etrafımda evler yıkılıyor gibi hani öyle biçare, yanı başımda koca bir deniz…allak bullak...
Hasretimi dile getirmek için doğru bir vakit belki ama kelimelerim benden çıkmak istemiyor sanki şu anda. Kuvvetlice çekmek hatta saçlarına asılmak gerekiyor her birinin. Sonra da acısı dinsin ve bana sessizce kendisini bıraksın diye masumca okşamak. Bazen de nabza göre şerbet vermek! Deniz bu sağı solu belli olmaz.
Kaçıyorken durmadan bir şeylerden yanıbaşımda hep o mavilik vardır.
Hep telaşlı, hep tedirgin ama hep yanımda.
Gitmesi gerekiyordu ama hiç gitmedi sadık bir dost gibi adeta...
Günler geçti fakat hep aynı gün aynı saatte orada olmak gerekiyormuşcasına geçirdim dakikaları. 
Türlü zamanlardan geçtim, kumlar yaktı ayaklarımı,  yıldızlar soğuk soğuk esti üstümde, ben genede dönmedim arzularımdan...
Hatta insanlar bile nefes verdi yanıbaşımda..
Şunu hatırlıyorum bir de; elimde mor ve hardal renginden oluşan bir eşarp sallandırıyorum rüyalarımda, denize doğru. Sonra gökdelenlere tırmanıyorum ama kapısı açık asansörlerle. Rüzgarın uğultusu sağır edercesine ağır. Biri itti beni rüyamda; sırtımda bir paraşüt ; deniz renginde.
Düşüyordum tüm devirlerden geçercesine…
Açıldı o küçük çanta ve bir çift kanat sahibi oldum bir anda… sığ bir suya düştüm..
Suda yıkandım
Ağlıyordum
Kızgındım
Korkmuştum
Ama öyle mutluydum ki
Bütün duyguları  aynı anda yaşıyordum...
O bekliyordu..
Sessizdi, gülümsüyordu ışıldayarak. Işıkla gülümseyenini görmemiştim daha önce.
Kızmak, delice haykırmak gelmişti içimden ona, bunca uzak kalışımıza.
Ama öyle mutluydum ki
Anlam veremedim içimdeki kızgınlığa...
Bir el beni itti ve sanki bambaşka bir hayatta buluverdim kendimi...
Kızamadım sarıldım sonra dalgalarına.
Yürüdüm dar geçitler boyunca...
Yüzler gördüm hiç tanımadık...
Ama güldüm, içimden geldiği gibi...
Bana ait olmayan bir tarihte yolculuk yapıyor gibi şaşkın ve ürkektim
Bekledim.
Biri beni çağırıncaya dek,
Biri beni bu rüyadan çekip alıncaya dek. Denizlerimden ayırıncaya kadar düşlediklerimi.
Çünkü sonunda uyandım. Rüyanın içinde uyandım. 
Birbirimize baktık... Etraf daha aydınlanmamıştı.
Bir hayatın rüyasından uyanmanın şaşkınlığıyla birbirimize baktık denizle ve o anda etrafta müthiş bir ot kokusu...
Karadeniz’in yaylaları sanki dibimizde..
Sonra anladık onunla düşlerimizi ortak yaşadığımızı... Yüreğim denizdi benim, ellerim, gözlerim...
Gülümsedik birbirimize...
Perdeler camdan dışarı salınmıştı mor ve hardal,
Salkım salkım dağılmıştı güneş dört bir yana..
Kızarmış ekmek kokusu odada...
Ve son...Rüyam bitti...
Kalkıp gittim sonra günü yaşamaya!

Not: Yazı bana aittir. Bir rüyayı anlatır ve denize olan bitmek bilmeyecek özlemimi.

Mimlenenler: Klio, Macera kitabım, Sebuş,  Deniz, ayrıca isteyen herkes katılabilir. Aklıma gelenler şimdilik bu blog sahipleri oldu. 

22 Aralık 2013 Pazar

Yine yeniden cevaplarla ben

Bu soru cevaplama işini çok sevdiğimi bilen canım arkadaşım yine bir taneye adımı eklemiş. Bende fırsat bulmuşken yazayım dedim. Onda gördüm, fotoğraflarla pek güzel yazmış. Ben de heves ettim birkaç fotoğraf eşliğinde oturdum yazdım. Kolay gibiydi ama epey zamanımı aldı doğrusu. Soru cevapları sevenler gülümseyerek okusun:)  

1- Hayatında deliler gibi mutlu olmana sebep olan bir an var mı?
Bence her insanın vardır ve elbette benim de var. İkisi de deliler gibi mutlu olmama sebeptir; evlendiğim gün ve doğum günlerim. Pek inandırıcı gelmese de gerçekten her doğum günümde delicesine mutlu olurum ve 6 sene geçmesine rağmen hala düğün cd'mizi izliyorum:)

2- Şimdi oralarda olmak vardı dediğin bir yer? Bir mekan? Bir şehir?
Bodrum, Kefken ve Paris. Bodrum ve kefken'in benim için anlamı büyüktür ve anılarımla doludur. Paris'te her gün yeniden gitmeyi arzu ettiğim büyülü bir şehir. Şimdi orada olmak vardı cümlesini çok sık kullanırım bu sebepten.



3- Bugünlerde en çok dinlediğin şarkı?
Her gün farklı şeyler dinliyorum. Ama bu sıra en çok Coeur de Pirate'den Le Petite Mort ve Ceylan Ertem'i dinliyorum. 


4-Giymekten keyif aldığın ayakkabı hangisi, ne tür? Peki ayakkabı numaran kaç?
Converse'i çok severim. Bir de Oxford tipi ayakkabıları seviyorum. Onların haricinde en çok sevdiklerim şu sıra işte bunlar. Ayakkabı numaram da 37. Ayrıca o krem rengi ayakkabılarıma cadı ayakkabıları diyorum, çok benziyorlar:)


5- Bana giyim tarzını anlatır mısın?
Rahat ettiğim şeyleri giymeyi seviyorum. Mesela korseden nefret ediyorum. Elbise ise son zamanlardaki takıntım. Hırkadan vazgeçemem. Yazları kot şort üzerine rahat bir tişört, kışları da son zamanlarda ince şeylerin üzerine kalın hırkalar giymeyi tercih ediyorum. Bu sıra parıltılı şeylere ve leopara da çok takıldım neden bilmem, galiba yaşlanıyorum. 

6- Uğurlu bir eşyan var mı?
Uğuruna inandığım şeyler her dönem olmuştur. Ama annemin bana bu kolyelerini verdiği günden beri onlar benim daimi uğurum oldular. Kızlı olanı ilk maaşıyla almış annem, benim için çok kıymetlidir. Özellikle uçak yolculuklarında takıyorum:)


7- Tahammül bile edemediğin yemek ya da lezzet?
Pırasa ve bamya. Böyle fazla yumuşak ve sümüksü görünümü olan şeyleri sevmiyorum. Sırf sebzede değil mesela mango ve yaş hurmayı da sevmiyorum:( Onlarda vıcık vıcık gibiler sanki. 

8- En çok sevdiğin film sahnesi?
What dreams may come filminde Robin Williams'ın kızının düşlediği cenneti gösteren kareyi en sevdiklerim arasında sayabilirim. Filmlerde güzel mutfakları ve kitapçıları izlemeyi de çok severim. Mesela You've got a mail, Nothing Hill gibi.


9- Şiir, öykü vs. içinde geçen en sevdiğin kitap cümlesi?
Yanımda olan kitapların içinde en sevdiğim Pablo Neruda'nın eşine ithafen yazdığı şiir kitabının içindeki şu dizeler.


10- Türkçe haricinde hangi dile ilgi duyuyorsun, ya da hangisini konuşmak isterdin?
Dile yetenekli bir insan olduğumu söyleyemem. Yine de kendimce çaba gösteriyorum. Fransızcayı seviyorum. Çok akıcı konuşmak isterdim ve aksanlı. Ama en çok kadim medeniyetlerin dillerini öğrenmek ve eski lahitleri, yazıtları okuyabilmek isterdim. 

11- Gözlük ya da lens kullanıyor musun?
İlk okulda dinlendirici gözlük takmaya başladım ve sonra göz numaram ilerledi. Miyopum. Gözlüm takmayı hep sevdim. Bu yüzden hiç lazer ameliyatı olmayı düşünmedim. Aksesuar olarak da gözlük kullanmayı seviyorum. 


12- Alışverişini yapmaktan en çok hoşlandığın şey nedir?
Kırtasiye ürünleri ve kitap alışverişi yapmaya bayılırım. Saatlerce dolaşabilir ve elimdeki tüm parayı harcayabilirim. Günün birinde çooook param olursa istediğim her kitabı alabilmek gibi çılgın bir hayalim var:)

13- İnternet hiç yokken hayatımda .......... vardı.
Kitaplar, arkadaşlarım, fotoğraflar ve her zaman olduğu gibi yazmak vardı. O zamanlarda her şey daha güzeldi bence ama internet de büyük bir mucize elbette. 

14- Şans mı? Tesadüf mü? Kader mi?
Tesadüflere çok inanırım. Hayatın sürprizleridir onlar. Şans da önemli bir faktör hayatta, bir de şansa inanmak. Kaderci değilim kesinlikle herkesin kendi seçimlerini yaptığına inanırım. 

15- Ekşi mi? Tatlı mı? Acı mı? Sade mi? Şu anki hayatını tamlayacak en yakın lezzet hangisi?
Şu anki hayatımı anlatması gerekiyorsa ekşi demeliyim sanırım. Çünkü ekşi zaman zaman çok arzulanan, elde edildiğinde de ufak çapta da olsa bir iç gıcıklanması yaratan tuhaf bir tattır. Aynı hayat gibi.  

16- İkinci bir şansın olsa kim olarak dünyaya gelmek isterdin?
Bir yazar olarak dünyaya gelmiş olmak isterdim. Bir aktrist de olmak isterdim. Ama kim olduğuna gelirsek aklıma hep ölmüş yazarlar geldiğinden içimden yazmak gelmedi. 

17- Başka bir mesleği seçecek olsaydın bu ne olurdu?
Çocukken ya astronot ya da yazar olmak istiyorum derdim. Astronot olamadım ama yazarlığın ucundan kıyısından tuttuğuma inanıyorum bu yüzden sanki mesleğim buymuş gibi hissediyorum çoğu zaman. Aslında Antropoloğum ama Türkiye'de bir geçerliliği olmadığından söyleyemiyorum bile çoğu zaman.  Ama kütüphaneci olmayı da çok isterdim veyahut marangoz:) 

18- Bir gün mutlaka bu duyguyu tatmalıyım dediğin bir olay var mı?
Nutella havuzunda yüzmek, süt dolu bir küvette yatmak, bir günlüğüne bile olsa erkek olmak, kanatlanıp uçmak..

19- Hayatın boyunca en nefret ettiğin insan özelliği?
Sürekli kendini düşünen bencil insanlardan, her şeyin en iyisini yaptığına inanan narsist insanlardan, başkasının mutluluğunu önemsemeyen kıskançlık dolu, gereksiz insanlardan nefret ederim. Şu kısacık hayatta ne kadar gereksiz takıntılar bunlar böyle, bir türlü anlayamamışımdır. 

20- Rüyaların gerçekliğine inanır mısın? Rüyalarını dikkate alır, hatırlar mısın?
Rüya görmeyi çok severim. Arkası yarın gibi gördüklerim bile olur. Bir şeyi çok düşünürsem kesin rüyamda görürüm bu yüzden rüyalarımı önemserim. Onlar benim, aslım onlar. Çok hatırlamak istediğim bir rüyaysa eğer not alırım veya bir hikayeye dönüştürürüm bazen. Ama hepsini yazsaydım eğer süper eğlenceli bir kitap olurdu sanırım. 

17 Aralık 2013 Salı

Cevaplardaki ben

Stupid little things bloğunun sahibesi çok sevgili arkadaşım beni bir soru cevap oyununa davet etti ne mutlu bana...Zaten devamlı sorular istiyorum yanıtlar yazmak istiyorum uzun uzun diye söylenip duruyordum kendisine. Epeydir kendimle ilgili bir şeyler cevaplamamıştım çünkü. Nedense böyle soruları hep çok severdim yaş 31 oldu hala seviyorum. Belki de daha iyi anlaşılmakdır derdim..Bakalım cevaplarımdaki ben nasıl biri?

1. En sevdiğin renk?
Bu başlangıç sorusu zor olmuş çünkü renk sevgim dönem dönem değişiyor. Yine de siyah vazgeçemediğim bir renk olmuştur her zaman. Annem hep ilerde nasılsa bol bol siyah giyeceksin şimdi renk renk giyin derdi bana. Şu birkaç senedir sözünü dinliyorum. Morlar, pembeler, kırmızılar ve sarıları sever oldum. Ama en çok da çiçek desenini seviyorum sanırım.

2. En sevdiğin çiçek?
Laleyi, gelinciği ve difenbahya'yı çok severim. Bir de kalın yapraklı sulu bitkileri (kaktüs ve succulent). İnsanlar onlara yeterli değeri vermiyorlar bana kalırsa. Karanfil de en nefret ettiğim çiçektir.


3. En sevdiğin yemek / sebze / içecek?
Yemeklerin her çeşidini seviyorum. Daha geçen bu konuyu eşimle konuşmuştum. mantı desem dolmaya ihanet etmiş olurum, döner desem zeytinyağlılara. Bamya ve pırasayı hayatımın hiç bir döneminde sevmedim onu söyleyebilirim. Sebze olarak pazı, hodan ve roka favorim. İçeceklerden de kırmızı şarabı çok severim, mohito favorim oldu son zamanlarda. Ananas suyu da en sevdiklerimdendir şeftali suyundan sonra. 


4. En sevdiğin yerli  / yabancı şarkı?
Zeki Müren'den İşte benim Zeki Müren en sevdiğim şarkıdır. Yabancı olarak da In the waiting line ve şu sıralar La Petite Mort.



5. En sevdiğin komedyen?
Komedi pek sevmem. Yabancılardan Gad Elmaleh diye bir adam var onu seviyorum, tipini esprilerinden de çok seviyor olabilirim. 


6. En sevdiğin kız / erkek ismi?
Kız ismi olarak Peri ve Masal tercihim. Bir kızım olursa Peri Masal koymak arzusundayım, masallardaki gibi güzel bir hayatı olsun, masallara inansın diye. Erkekte ise Bulut ve Derin'i seviyorum. 

7. En sevdiğin kitap?
Ortaokuldayken okuduğum Latife Tekin'in Sevgili Arsız Ölüm'ü benim için başkadır. Ama kitapları ve kelimeleri çok sevdiğimden daha onlarcası aklıma geliyor. Mesela Alber Camus Yabancı, Nermin Bezmen Aurora'nın İncileri, Paul Auster New York Üçlemesi, Baudelaire Paris Sıkıntısı gibi. 


8. En sevdiğin yerli / yabancı oyuncu?
Yerli oyunculardan Şener Şen, Uğur Polat, Selçuk Yöntem, Lale Mansur, Ayda Aksel, Mine Tugay; Yabancılardansa Al Pacino, Simon Baker, Matthew Gray Gubler


9. En sevdiğin yerli / yabancı film?
Aşk tesadüfleri sever filmini epey sevdim. Yabancılardansa You've got a mail ve What dreams may come favorilerimdir. 

10. En sevdiğin yerli / yabancı dizi?
Son diye bir dizi vardı geçen sene onu çok severek izlemiştim. Yabancı olarak ise Mentalist ve Once upon a time benim için şaheser niteliğinde.

11. En sevdiğin yerli / yabancı şehir?
Gördüğüm yerli şehirler içerisinde Ankara'yı anılarımdan dolayı çok seviyorum. Ama eminim güneydoğuyu gördüğümde bu fikrim değişecek. Yabancı şehirlerde de Marakeş ve Paris kendi kulvarları içerisinde değerlendirildiğinde bence inanılmazdı.


12. En sevdiğin gazete / gazeteci?
Ben gazeteleri değil de gazetelerin kitap eklerini çok seviyorum. Gazeteci olarak da Mehmet Ali Birand'ı severdim. 

13. En sevdiğin mevsim / gün / ay?
Bahar mevsimlerini seviyorum en çok. Benim tamamlayıcım oluyorlar. Ekim doğduğum ay olduğu için sanırım ona karşı büyük sempatim var. Günlerden de pazarı severim çünkü hem bana aileyi hatırlatıyor hem de her yerde semt pazarları kuruluyor.


14. En sevdiğin kıyafet / kıyafet tamamlayıcısı / takı?
Elbiseleri çok seviyorum ama en çok da yüzü eskiye dönük olanları. Kolyeler ve madalyonlar favorilerimdir. Ama en çok anneme ait olan eski kıyafetleri giyip takılarını takmayı severim. 

15. En sevdiğin makyaj malzemesi / bakım ürünü?
Mis kokulu kremlere bayılıyorum. Onların meyveli olanlarını yemek istiyorum. Ojesiz yapamam hep sürmek isterim. Kocaman rengarenk far paletleri kız çocuklar için barbie'ler zamanında nasıl kıymetliyse benim için de öyle. Kapatıcılarsa yüzyılın mucizeleri adeta. 

16. En sevdiğin çizgi karakter?
Çizgi karakterlerde bol tüylü, renkli, yumuşak kalpli ve kuyruklu olanları severim. Bir de ya koskocaman ya da mini minnacık olmalarını isterim. Sevimli canavarlardan Sallivan, Ratatouille, Lorax ve Mr. Fox sevdiklerimden sadece şu an aklıma gelenler. 


17. En sevdiğin anı?
Anılarla yaşıyorum desem abartmış olmam. Her anım çok değerlidir. özellikle de çocukluk anılarım. Babaannemin kurabiye pişirmesi, böreklerimi ısıtıp elde hemencik ayran yapıvermesi, anneannemle yediğimiz öğlen yemekleri, onun tonton kollarının ne kadar yumuşak olduğunu düşünmem, annemin bana neredeyse bir maaşını verip cindy bebek buzdolabı alması, babamla çıktığımız ani seyahatler, gezintiler, dedemin tencereden fırlayan ıstakozu, teyzemin tombulçiçek bebeği, tuay ablamın bağırarak şarkı söylemesi, halamın şap şap suyla yüzünü yıkaması ve ders çalışmaları, misbah ablamın öğütleri, çocukluk arkadaşlarımla geçirdiğim her özel gün ve daha niceleri. 

18. En sevdiğin özelliğin?
İnsanları ve yaşamı seviyor olmak en sevdiğim özelliğim. Aileme ve anılarıma da bağlı olmak mutluluk verici bir özellik benim için. Bir de hayal kurmak, masallara inanmak ve hala çocuk gibi hissetmek, oyunlar oynayabilmek. 

19. En sevdiğin his?
Sevdiğim insanlara sımsıkı sarıldığımda hissettiğim o şeyi seviyorum. Asla vazgeçemeyeceğim bir şey. Sıcak, güvenli, temiz, sevgi dolu. 

20. En sevdiğin canlı?
Kedilerin tamamını seviyorum ama şimdiki kedim Cicoz'un yeri çok ayrı. Bir de kaybolan kedim Charlotte. Ama Charlotte duymasın Cicoz'u sanırım daha çok seviyorum çünkü o benimle uyuyor, konuşuyor ve beni çok seviyor.


Ben de artık blog yazmasını istediğim Saçaklı'ya paslıyorum bu soru cevap olayını:)Hadi bakalım kolay gelsin:)

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Mutluluk ne midir?

Bu ara vermeler sıklaşıyor ya hiç hoşlanmıyorum aslında. Ne zaman yazmaya niyet etsem bir türlü başlayamıyorum. Akşam üzerine doğru hep eve gittiğimde bilgisayarımı alır bahçede bir güzel yazarım bugünkü yazımı diyorum yine olmuyor. Eve gittiğimde mutlaka aklıma yapacak ekstra bir şeyler geliyor. Annem evin işleri hiç bitmez derdi bense pek anlam veremezdim. Şimdi bazen bakıyorum da kendi kendime iş yaratıyorum. 

Havaların sıcak olması insanı olumsuz yönde etkiliyor. 50 derece sıcakta hep kedilerim gibi, gölge ve serin bir yer bulup uzanmak isteği duyuyorum. Kendimi harekete geçirebildiğim zamanlarda ise hep yeni tarifler deneyip lezzetli yaz yemekleri yapmak için harcıyorum zamanımı. Günden güne tariflerim çoğalıyor ve çocuk gibi mutlu oluyorum. Mutluluk demişken; uzun zaman evvel bana bir mim yollandı ama ben cevap yazamadım. Bu vesile ile şimdi ona da yanıt vermiş olacağım. Bizi mutlu eden şeyler neler? Mim'in konusu işte buydu. Mutluluk en çok yaza yakışıyor herhalde. Çünkü yaz mevsiminin üzerimizde böyle bir etkisi var. Baharın da aynı ölçüde olmasa da payını göz ardı etmemek gerekiyor. Mutlulukları yaratabilmek aslında çok kolay. Yoksa öyle çarşıda pazardan mutluluk adlı etiketlerle satılan bir şey değil ne yazık ki! Günümüzde bu kadar kolaycı olmuşken içimizden kimileri onun da satılmasını istiyordur eminim. Armut piş ağzıma düş mantığı ile günlerini geçiren öyle çok insan var ki. Onlar hayatın kendilerine her gün mutluluklar hediye etmesini bekliyorlar, bekliyorlar ve bekliyorlar. Harekete geçmek gerek bir an evvel, başlangıcı nerede, nasıl ve ne zaman olursa olsun.


-Mutluluk bence ilk başta seni seven ve düşünen insanların olduğunu bilmekten doğar. Sonra sevdiklerini değebileceğin kadar yakınında tutmakla büyümeye başlar. Kendine ufak mutluluklar edindiğinde ise gelişir. Sonu var mıdır? Bana kalırsa yoktur çünkü insanın istemsizce olsa bile yarattığı kendine has bir gülümsemesi her zaman olacaktır. 


-Sevdiğim adam beni mutlu ediyor. Hiç bir şey yapmasa bile onun yanı başımda olmasını seviyorum. Onun varlığını hissetmeyi seviyorum. Hayatın bizi karşılaştırmış olması büyük bir mutluluk kaynağı, daha ne olsun! İki tane ayrı şehirde, iki ayrı insan, birleştiklerinde mutlu bir hayat yaratabiliyorlar ya bence bundan daha mucizevi ne olabilir. Şöyle bir söz vardır çok beğendiğim ve sıkça yazdığım;

'Bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca 
senin 
haberin olmadan yaşamış birine,
bütün hayatını anlatmak istersin.' 

(İşte bu cümleyi her düşündüğümde sevdiğim kişinin
ne kadar özel olduğunu bir kere daha anlıyorum ve 
bu beni mutlu etmeye yetiyor da artıyor bile!)



-Kızım Charlotte ve diğer kedilerim beni hep çok mutlu ederler. Onların şaşkın bakışları, yumuşaklıkları, gır gııırr sevgi gösterilerinde bulunmaları, patilerinin renkleri, dokusu ve pufidikliği benim için mutluluk kaynağıdır. Bir de beni gördüklerinde çook uzaktan bile olsa  koşarak karşılamaları her buluşmamızda içimi mutlulukla doldurur. Sevildiğimi biliyorum.


-Yazma eylemi beni mutlu eden şeylerin içinde önemli bir yere sahip. Yazmanın yanında araştırmak, okumak, defterlerin sayfalarında kalemlerin renkleri ve kelimelerin büyüsü ile buluşup bütünleşmek de cabası. İnsan onları hayatına bir kereliğine bile olsa aldığında vazgeçmesi mümkün olmuyor.



-Yemek yapmak önceden bu kadar elzem değildi benim için. Bir ihtiyaç olarak görüyordum. Ama o zamanlar toydum. Şimdi onu içimdeki ruhla bütünleştiriyorum. Yemek fotoğraflarına bakmaktan sürekli yemek düşünür bir hale geldim. Zaten yaptıklarımı tatmayı da ayrıca seviyorum. Büyük bir mutfakta kendimi yemek yaparken hayal etmek mutluluk veriyor. Dekorasyon hakkında fikir veren cezbedici sayfalar da hayal gücüm için büyük yardımcı. 



-Doğa ile yakınlaşmak beni mutlu ediyor. Kuşları dinlemek, toprağı koklamak, taşlara dokunmak, pek çok şekilde ona yakın olduğumu hissetmek mutluluk veriyor. Otların rüzgarda dans etmeleri izlemeyi çok severim örneğin ve çimenlere yayılıp gökyüzünü izlemeyi, denizin dalgalarına dalmayı ve suyun yüzeyinde elimi izlemeyi. 


-Güzel kokular beni mutlu ediyor. Çamaşır makinesinden yeni çıkmış çamaşırların evi saran o muhteşem kokusu, soğanın kavrulurkenki kokusu ve sonra sarımsakla buluştuğundaki o an, tereyağlı pilavın evin her yerine hücum etmesi, fırındaki ekmek kokusu, pazara gittiğimizde karşılaştığımız sebze ve meyvelerin taze kokuları, kitapların yapraklarının kokuları, kedimin temiz olduğu zamanki kurabiye kokusu, tanıdık yerlerin örneğin evimin, annemin, babamın, aşina olduğum insanların kokuları, banyo sonrası saçların kokuları, otların yakılma anındaki kokuları, kalemlerin ve silgilerin kokuları v.b daha öyle çok var ki yazamadığım.


-Yolculuklar beni hep mutlu etmiştir. Erkenden hazırlanılan bavullar, sabahın ilk ışıklarında çıkılan yollar, arabada giderken pencereden rüzgarın içeri girmesi, ara ara verilen molalar ve keşfedilen yeni yerler. Bilmediğim başka yaşamlara tanık olmak ve yeni bir kültürü tanımak, anlamak ne muhteşemdir. İnsan da bu yeni yerleri gördükçe yenilenir, gelişir ve değişir. 


-Yaşlı insanlar beni mutlu ederler. Onların bulundukları ortamda hep bir huzur vardır gibi hissederim. Ailede bir büyüğün olması fikri beni hep mutlu eder. O zaman gerçek bir aile olduğumuzu düşünürüm hep. Yaşlıların buruşmuş tenleri, kokuları, koyunlarında sakladıkları gizli hazineleri benimle paylaşmaları, eskiye dair hikayelerini anlatmaları büyük mutluluk verir.


-Eskiye dair her şeyi çok severim ve ne zaman eskiyi düşünsem elimin altında o zamanlara ait dokunabileceğim ve gerçekliğini hissedebileceğim bir şey olsun isterim. O yüzden çok önem veririm benim olanlara, kitaplarıma, eşyalarıma; çünkü hepsinin bir anısı vardır bende. Annemden kalan bir eşyayı üzerimde taşımak, babamın annem için yazdığı aşk dolu şiirlerini yakınımda tutmak isterim. Tanıdıklarımdan yadigar eşyalarında ayrı bir yeri vardır bende; babaannemin dikiş makinesi, annemin teyzesinin daktilosu ve teyzemin taş plakları gibi. Onların fotoğraflarını gittiğim her yere götürürüm. Ailemin diğer üyeleri için de geçerli olmuştur bu. İlerde evimde eski aile fotoğraflarından oluşan bir alan yaratmak hayalim var, bu da mutlu ediyor beni, çünkü aileme olan bağlılığımı paylaşmayı ve bunu tüm kalbimle içimde hissetmeyi seviyorum. 


-Fotoğraf çekmek beni çok mutlu ediyor. Zaman hırsızı oluyorum çünkü o filmlerde görüp de hep olmayı hayal ettiğim ajanlar veya dedektifler gibi. Keşke gözümün gördüğü her kareyi çekebilsem tam da o anda. Günün birinde böyle bir teknoloji yaratılırsa emin olun deneyenlerden biri de ben olurum. 


-Müziği seviyorum, hafif müziği ve bir hikayesi olduğunu hissettiğim müziği. Böğüren bağıran adamları bir zamanlar nasıl dinliyormuşum anlayamıyorum. Gençlik gerçekten insana her şeyi yaptırıyor. Şimdi de o günlerdeki gibi çılgın olabilmek adına türlü şeyler yapmak istiyorum ama biliyorum ki o günler geri gelmeyecek. Olsun yine de doyasıya yaşadığımı bilmek bile beni mutlu etmeye yetiyor.


-Ben çabuk mutlu olabilen biriyim. Japon pazarlarında satılan renkli plastik kaplar bile beni mutlu eder:) Görünce o renkleri içim hareketlenir ve enerji dolarım. Sokaklarda yürümek öyle suskun ve etrafı seyrederek, bir kitabın sayfalarına dalıp gitmek, yalnız olmak sevdiğim diğer şeylerdir. Yeri gelir kalabalıkları da severim ama daha çok ailesel kalabalıklar, toplanmalar hoşuma gider. Yine de bir yanım yalnız kalmaya dair övgüler yağdırır durur içimde. O yüzden ilk yıllar burada yaşamak o kadar da zor gelmemiş olmalı, bir nevi kişisel bir inziva gibiydi. O zamanlar bana faydasını anlamamıştım tabi, o heyecanla idrak etmek zordu. Şimdilerde bana neler kazandırdığını görebiliyorum. 


-Denize yakın olmak, deniz havasını solumak da her zaman büyük bir mutluluk vermiştir bana. Çocukluğumun en güzel anıları Karadeniz'in serin sularının bağrında geçmiştir. O yüzden o anılara dönebildiğim zamanlar yani yazlığımızda geçirdiğim her gün benim için ayrı bir mutluluk kaynağıdır. Sanırım yaşlandığımda dahi oradan vazgeçemeyeceğim. 


-Renkler, desenler ve ilgi alanıma giren çoğu şey beni mutlu eder. Geniş bir alanı kastediyorum bunu söylerken, çünkü hayatın içindeki her ufak detayı gözleme, araştırmaya meraklıyım. Her şeyin içinde bulunmak, yaşantıların tadına bakmak isterim. Bu yüzden mesleğimi çok seviyorum. Antropoloji okumak bugüne kadarki seçimlerimden en iyisiydi, hiç bir zaman pişman olmadım. Bir pişmanlığım varsa o da eğitimimi desteklemek adına yurt dışında farklı işler yapmayışımdır. Onu da Cezayir'de kaldığım zamanlarla telafi etmeye çalışıyorum. Farklı insanları, kültürleri tanımak, öğrenmek, farklı hayatlara dahil olmak her zaman beni mutlu etmiştir.

Daha yazacağım öyle çok şey var ki. Mutluluk benim için burada yazdığım ve yazamadığım pek çok şeydir. Kimi zaman etten kemikten, kimi zamansa sadece düşünceden ibarettir, yeterlidir, değerlidir ve berraktır. Söylenen o ki artık insanlar bu tip okumalara fazla vakit ayırmıyorlarmış, inanmıyorum, yazdıklarımın elbet birilere hitap edeceğini biliyorum. Bu yüzden her zaman zevkle ve mutlulukla yazmaya devam edeceğim. Siz de mutlu mutlu gülümseyerek okuyun! 

Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle.

8 Mayıs 2012 Salı

Genel, geçer, gider...

Bilmiyorum ki neden böyle bir başlık attım yeni yazım için ama öyle içimden geldi diye sanırım. Bugün her zamanki gibi uzun kollu bir üst giydiğim için hava çok sıcak:) Genelde böyle olduğu için biliyorum hava öğlen daha da ısınacak ama olsun yeter ki ısınsın. 

Bir süre önce herkesin bir salgın sonucu yavaş yavaş duyularını kaybettiği bir film izlemiştim o beni çok etkilemiş olmalı ki gece rüyamda filmi bire bir yaşadım ve gerçekten ne kadar kötü bir durum olduğunu sanki bizzat test etmiş kadar oldum. Rüyamın etkisi ile biraz sarsılmış şekilde uyandım. Her zamanki gibi tadı tuzu olmayan, çay formunda sıcak suyumu içtim ve güne başladım. Sonradan ofisteki Cezayirli arkadaşımın benim için yapıp getirdiği ekmekler ve ekmek pişirmem için aldığı tajin ile günüm güzelleşti. Unutacağını düşünmüştüm ama unutmamış. Şu an elimde bulunan Cezayir ekmeğini tükettikten sonra ilk iş ben de deneyeceğim, tarifi özenle not ettim.

Arkadaşlarım bana mim ve ödül göndermişler. Pek yazmaya fırsatım olmadı. Bugün yazabilmek büyük şans aslında. Saçaklı'ya ve Sezer'e teşekkür ederim. 




Bu çok yönlü blogger ödülü. Bir çok değişik formu var sanırım logonun. Benim bulduğum pek yaz ayına uygun değil diye ben de kestim ve pul izlenimi vermesi için çerçeveledim. Böyle bir şey yapamayız diye yazmıyordu o yüzden ben de ufak uyarlamalar yaptım umarım kızmazlar!

Burada hakkımızda 7 gerçeği anlatmamız gerekirmiş. Aslında 7 değil 77 tane bile anlatabilirim ama bir yerden başlamak gerek öyle değil mi?

1 Gülümsemeyi çok ama çok severim, bazı sabahlar suratsız olurum ama sonra kendime gelirim ve gülümserim.
2 Korku filmlerinden çok etkilenirim, yaşarım ve uzun süre de unutamam. Uzun bir süredir aldığım kararla beni geren ve korkutan filmleri izlemiyorum gayet de mutluyum. Güzel konulu filmler izleyip mutlu olmak, düşünmek ve keyif almak varken ne diye kendimi kasayım ki!
3 Pek çok şey yapmak istemem rağmen ve bunun için can atan biri olmama rağmen tembellikten bir türlü yakamı kurtaramıyorum. İçimde bitmek bilmeyen bir dinlenme, durma, durulma, dinleme, susma ve bekleme hali mevcut. Bazen gerçekten önceki hayatımda tembel bir koala olmuş olabileceğimi düşünüyorum:) Ama bir defasında internetten bulduğum sayfada önceki hayatımda aktrist olduğum ortaya çıkmıştı:) Memnun oldum.
4 Arkadaş kavramı benim için çok önemlidir. Onları hayatımın ayrı bir yerinde tutmuşumdur. Bu yüzden epey de üzüldüğüm olmuştur ama bir türlü bu huyumdan vazgeçemem. Arkadaşlarıma çok değer veririm. Şimdilerde biraz daha seçici davransam da yine elimden gelen özveriyi gösteririm onlar için.
5 Aileme çok düşkünümdür. Eskiyi düşündüğümde keşke arkadaşlarıma ayırdığım zamanın büyük çoğunluğunu aileme ayırsaymışım diye pişmanlık duyarım. O yüzden artık elimden geldiğince tatillerde onlarla bolca vakit geçirmeye, her fırsatta onları ne kadar sevdiğimi ve önemsediğimi anlatmaya çalışıyorum.
6 Yapamayacağımı bildiğim şeyleri bile hayal etmeyi çok severim. Zamanımın çoğunda hep hayal kurarım. Bazen benim kadar hayal dünyasında yaşayan insan var mıdır acaba diye düşünüyorum. Hala öğrencilik zamanlarımı yeniden yaşamak istiyorum. Yeni bir okul okumak, master yapmak hep aklımda. Olanağım olacak mı ileride bunlar için ama olsun, hayal etmesi bile güzel!
7 Evvelden de hayvanları severdim ama bu derece yakın değildim onlara karşı. Bir kedi edindim ve hayatım değişti. Bu hayatımdaki en doğru hareketlerden biriydi. Artık diğer hayvanlara da daha farklı yaklaşıyorum ve kedilerim sayesinde kendimi de daha çok sevmeye başladım. Ben herkesin bir hayvan sahibi olması gerektiğine inanıyorum. Gerçekten önyargılarınızı, kaygılarınızı, karamsarlığınızı alıp götürüyorlar, ayrıca onlara hissettiğiniz sorumlulukla da neler yapabileceğinize şahit olup kendinizle gurur duymaya başlıyorsunuz.
8 Benim hakkımda bir gerçek daha var ki ıvır zıvır şeylere çok meraklıyım. Biblolar, mutfak malzemeleri, süsler, kırtasiye ürünleri, plastikler ve daha onlarcası. Bazen evim çöp ev olacak diye korkuyorum.Her şeyi hemen beğeniyorum bu yüzden zor bir insan sayılmam ve bu özelliğimi çok seviyorum. Hala daha bir çocuk heyecanı ile bir şeyleri görüp saldırdığımda daha uzun yıllar içimdeki bu çocuğu kaybetmeyeceğimi bilerek mutlu oluyorum. Bazen temizlik ve düzen konusunda zorluk yaşasam da bana ait olan en ufak parçayı bile çok seviyorum:)

Daha yazsam gerçekten 70 tane madde yazabilirmişim bunu anladım. Sanki bir tanesini yazmasam bana darılır gibi bir hisse kapılıyorum ama ne yapayım elimde değil! Şimdilik kurallar gereği böyle kalsın o zaman..

Gelelim diğer mim konusuna;
'Kadınlara sunulmuş tek gelecek evlilik midir?'
Bu hususta bir Sosyal Antropolog olarak pek çok şey yazabilirim. Toplumda böyle bir kanı var o da öğrenilmiş olduğu için ama bence tabi ki böyle değildir. Ama bu yaklaşım kolay kolay da görmezden gelinemez çünkü bizim yazılı olmayan kültürümüzde de evlilik  kavramı kadınlar için güçlü ama görünmez kurallar ile sarılmıştır. Günümüzde kadın  evliliği tek çıkar yol olarak görmez ama görenler de vardır elbet. Bu kişinin içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve kültürel duruma göre değişkenlik gösterir. Evlilik kurumu bence çok kıymetlidir ama çok da fazla büyütülmemesi gerekir. Neticede evlilikte sevginin paylaşımı, ortak bir yaşam arayışı ve mutluluk esas olmalıdır. Yine de şu aşamada evlilik cinsel ilişkinin meşru hale getirilmesi için yapılması zorunlu bir akit olarak da görülmektedir. Şöyle toparlayacak olursam ki toparlayabilecek miyim tam bilemiyorum ama kadın için tek gelecek evlilik olamaz, olmamalıdır; ama evlilik güzel bir şeydir ve sevgi, saygı temelli olduğunda üstün bir mutluluk seviyesine ulaştırır insanı. Tabi ki bir seçimdir. Seçimler zorunluluk olmaktan çıkabilirse bir gün kimilerimiz için, o zaman evliliğin, hayatın, kadınlığın önemi de yeri de daha iyi idrak edilecektir!


Bu mim pek çok kişi tarafından yazıldı sanırım, bloglarda sıkça rastlıyorum son zamanlarda. Çok fazla vaktim olmadığı için de blogları sıralayamayacağım şu anda ama beni okuyan, mimleri seven, vakti olan herkes yanıtlayabilir soruları.


Ödül olarak ise çok yönlü blog yazarı olarak aklıma ilk gelen arkadaşlarımı yazmak istiyorum; 

Derya, Ayça, Lacheen, Serrose, Pino, Hesionka, Alev,  ilk aklıma gelenler. Bir şeyler yazmak isterlerse memnuniyetle okurum:)