takılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
takılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Tuareg gerçeği


Tuaregler ile ilgili ilk bilgiyi aslında televizyon sayesinde edinmiştim. Üniversite yıllarında Antropoloji eğitimimim sırasında ise onların hakkında daha fazla şey öğrendim. Bilgiler eskiyor. Şimdilerde çoğu şey hafızamda gitmiş gibi, ama hala ısrarla oralarda bir yerlerde olduklarına inanmaya çalışıyorum.

Şöyle ki Cezayir’e gelme durumumun hiç olmadığı o yıllarda yine bir tesadüf eseri Ankara'nın Ayrancı semtinde kurulan antika pazarından Tuareglerin çay seremonisini anlatan bir fotoğraf almıştım. Şimdi ne zaman o anı hatırlasam; o fotoğraf hayatın bana gönderdiği işaretmiş meğer diyorum.


Tuaregler gerçekten kültürel özellikleri ve yaşayış biçimleri açısından özel bir grup. Bu toprakların asıl sahipleri. Sahra çölündeki varlıkları bulduğum bilgilere göre 5.yüzyıla kadar uzanıyor. Ağırlıklı olarak Büyük Sahra Çölü’nün kuzey ve orta kesimlerinde yaşıyorlar. 19. yüzyıla kadar hayvancılık ve bölgelerinden geçen kervanlar üzerinden ticaret yaparak geçimlerini sağlamışlar.


Tuareg kelime anlamı olarak Arapçada ‘’Tanrı’nın terk ettiği’’ anlamına geliyor. Bunun zorlu çöl koşullarından ötürü alınan bir isim olduğunu düşünmüşümdür ben. Onlar kendilerine has, yalnız ve uzaklar. Yani onlar ‘öteki’ler’, bizim gibi veya bizden olmayanlar. Geniş bir alanda yaşamlarını sürdürüyorlar. Aslen Berberi kabilelerine bağlı göçmen topluluklar ki Nomad adı altında pek çok araştırma bulabilmek mümkün. Tifinagh adında bir el yazısı ile yazıyor ve Hami-Sami dil ailesine mensup bir Berber dili olan Tamaşek dilini kullanıyorlar. Genellikle çölde, step ve savanlarda yaşıyorlar. (Devamını Blogger Dergisinin 2. sayısı için yazdım, detayları paylaşacağım)

Bu kadar ansiklopedik bilgiden sonra gelelim anlatmak istediğim asıl mevzuya. Okul ve sonrasında Tuareg kültürü ilgimi çekmeye devam etti. Cezayir'e geleceğim belli olmaya yakın, hayaller kurmaya başlamıştım. Bundan sonraki hayatımda onların bulunduğu bu kurak coğrafyada sanki İndiana Jones misali maceradan maceraya koşacak, etrafta her gün kervanlar görecek, Tuareglerden efsaneler dinleyeceğim sanıyordum. Nasıl kuvvetli bir hayal gücüm olduğunu gerçeğiyle neden hala yüzleşemedim bilemiyorum. Tabi gerçek hayatla burun buruna gelince işin hiç de hayal ettiğim gibi olmadığını acı da olsa tecrübe ettim. 

Buradaki 8'i geçkin yılda toplamda sadece 5 tane tuareg görmüş olabilirim, saymadım. İlk gördüğüm Boumerdes şehri sahil kenarındaki birkaç tanesiydi. O kocaman gövdeleriyle kumda çay içiyorlardı. Şu hemen alttaki fotoğraftaki gibi olduklarını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz! O kadar heybetli, kasvetli ve korkunçtular ki, birkaç dakikalık sevinçten sonra yanlarına gitme kararımdan vazgeçmeden hemen önce titrediğimi hatırlıyorum. O bakışlarını asla unutamam. 
 
  Fotoğraflar: Mario Gerth, Pinterest

Gördüklerim televizyon ve dergilerde gördüğümüz gibi böyle maşallah temiz pak, pürüzsüz tene sahip, süslü, yakışıklı, güzel vücutlu falan değiller. 

Daha çok şöyle gibiler diyebilirim; sert mizaçlı, bıkkın, kokulu, güneşten buruşmuş tenleri, çok da temiz olmayan kıyafetleri ve ayaklarında parmak arası terlikleriyle, boğuk ses tonlu ve uzak insanlar. Biraz seri katil, biraz kötü polis, bir parça da sosyopat gibiler. 

 Fotoğraflar: Marc Reixach, Pinterest, Overcross.com, Flickr

Bazılarının yüzleri zaten hiç görünmüyor. Gözlerini görür de bakacak cesareti bulursanız, ya kan çanağı, ya da umutsuz derbeder bir ifadeyle çamur gibi kaplanmış iki yuvarlakla karşılaşırsınız. Genele vurmak istemesem de gördüklerim abartısız, tamamiyle böyleydi. 

Zorlu yaşam koşulları, uzaklık, yalnızlık, fakirlik, sanırım bu hallerinin en büyük nedeni. 

 Fotoğraflar: Pinterest

Bu fotoğraflardaki gibi yüzünde normal bir bakış veya hoş bir gülümseyiş olanına da hiç denk gelmedim. (Umarım bir gün gelirim) Konuşmaktan hoşlanmıyorlar. Yanlarına yanaşma çabamızı sanırım saçma buluyorlar. Bir nevi sanatçı-hayran ilişkisi gibi diyebilirim. Zaten yanaşsam da konuşamayacağımı daha ilk dakikada kavradım çünkü ne onlar Fransızca biliyorlar ne de ben Berberice.

 Fotoğraflar: Over blog , Flickr (illizi by flickr)

Elbette ben hala hayal kurmaya devam ediyorum, inatla. Belki bir çöl gezintisinde, belki sadece bir festivalde yeniden karşılaşabiliriz. Ama tabi işin içine gösteri dünyası girince gerçekler değişiyor.

İlk paylaştığım fotoğrafı bizzat çektim. Tizi Ouzou şehrinde bir festivale gitmiştik, 2011 Nisan ayıydı sanırım. Kulağında kulaklıklar vardı, minik bir cihazdan müzik dinliyordu, cana yakın değildi. Yaptığı çaydan içtik ama bulunduğu çadır koktuğu için çok uzun kalamadık. Zaten bizi istemediği her halinden belliydi. Orada neden bulunduğuna dair de bir fikri yok gibiydi. Oysa Cezayir'e gelirken ben, bir Tuareg görsem hemen boynuna sarılacak bir çocuk kadar çok heyecanlıydım. 

8 senede sadece bir kez deve gördüm. Tuareglerin sayısı da 5 i geçmez, saymadım. Hala, hayatın tüm gerçekliğine rağmen olur da bir gün bir tanesiyle tanışır, oturur çay içer iki kelam ederiz diye hayal kuruyorum. 

19 Ağustos 2014 Salı

Beni Yanni- Kabyle Takıları Fuarı


Yeniden Merhaba;

Havaların yine insanı deli gibi yaktığı günlerden birindeyiz. Sıcaklıklar bu sıra 42 den aşağı pek düşmüyor. Etraf sanki bir ekmek fırınının içi gibi. Bugün biraz kapalı olmasına rağmen yağış olmadı. Umarım biraz yağar de serinleriz diyorum ama rüzgar bile sıcak esiyor. 

Geçen hafta birkaç gün öncesinden haberdar olduğumuz Kabyle takıları fuarını görme şansımız oldu. Aslında daha önce de duymuştuk bu fuarı ama gidememiştik. Yakınlarda olduğunu düşünmüştük gitmeden ama yol meğer epey uzak, virajlı ve tek şeritmiş. Giderken biraz midem bulandı dağın etrafını dönüp dolaşmaktan. Yine de methini duyduğumuz bu fuarı görecek olmanın heyecanı mide bulantımı bir parça da olsa yendi. 

Aslında önce şehrin detaylarını anlatmak istiyordum ama kendime engel olamayıp hemen takılara geçtim. Fotoğraflar biraz fazla ama sıkılmayacağınızı umuyorum. Sonraki yazımda şehirde çektiğim fotoğrafları da ekleyeceğim.


Yolumuzun üzerindeki en güzel manzara rüzgarın aşındırdığı yüksek dağlar ve bu barajdı. Suyun rengi çok güzeldi, baraj epey uzun ve büyüktü. Türkiye gibi olsa kenarda durup fotoğraf falan çekerdik ama risk almak istemedik. 


Bu köprüden geçip dağı döne döne tırmandık. O sıra içimden dağdan bir kız geliyor döne döneeee diye susam sokağı şarkısını mırıldandım. Zira o anki halimize en uygun şarkı buydu.


Şehir gerçekten uzaktı. Fuarın yapıldığı zamanlarda epey kalabalık oluyormuş. Turistler de geliyormuş. Biz turist namına kendimizden başka kimseyi görmedik ama yoğun ilgi vardı. Ama fiyatlar o kadar pahalıydı ki herkes bakmakla yetindi sanırım. Fuar denilince yakınımızda olan Tizi Ouzou şehrinden daha makul fiyatlarla karşılaşacağımızı zannederek meğer ne kadar yanılmışız. Takıların hepsi el yapımı ve gümüş ama yine de çok fazlaydı fiyatları. Hele düğün  yapmayan bir Cezayirlinin zevk olsun diye alma ihtimali bana kalırsa çok düşük. Burada düğünlerde genelde bu tip takılar kullanılıyor öyle altın takılmıyor bizdeki gibi.


Epey yükseğe çıktığımızı bu fotoğraftan anlayabilirsiniz. Bunu ben çekmedim web'den buldum ama gerçekten de böyleydi manzara, daha pusluydu sadece sıcaktan ötürü. 


Şehri fuardan ötürü böyle bayraklarla falan süslemişlerdi güzeldi. Standlar kurulmuştu ama tabi koşulları düşününce epey vasattı hazırlıklar. Çoğu çadır boştu veya abuk sabuk şeyler satılıyordu. 


Arabamızı park ettiğimiz yolun kenarından baktığımda karşımda bu manzarayı gördüm, içim ürperdi. 


İki giriş halinde sunmuşlar fuarı. Biz ilk kısmı daha çok beğendik ve fiyatları az da olsa makul bulduk. İkinci kısım nispeten uzak ve boştu. İlk kısım bir okulun bahçesiydi ikinci kısımsa okulun sınıflarına dağılmıştı ama bu ikinci okul leş gibi tuvalet kokuyordu. 


Girer girmez takılar gözümüzü aldı tabi. Hepsi gerçekten birbirinden güzel, otantik. Ortadaki büyük halka ayak bileğine takmak için tasarlanmış. Diğerleri ise normal bilezik. 


Üzerlerindeki kırmızı taşlar mercan. Her birini tek tek elleriyle koyuyorlar. Harika bir iş bana kalırsa. Bu şehir zaten geçimini bujiteriden sağlayan bir şehir. Genelde el sanatları ile uğraşıyorlar. Merkezi şehirlerdeki çoğu mağazaya buradan mal geliyor. Yerine gittik ucuza alırız mantığı yok ama ne yazık ki.


Bunlar benim en sevdiğim kolyeler desem yeridir. Yuvarlak olanı çok beğendim ama onun da fiyatı epey pahalıydı sanırım 20.000 dinar gibi bir rakamdı. Pazarlık genelde alışverişlerde geçerlidir bulunduğumuz coğrafyada ama buradaki satıcılar pek indirime yanaşmadılar. 20.000 dinar türk parasıyla yuvarlak hesap 400 tl falan oluyor. 1000 dinar 20 tl olarak hesaplarsak.


Sol tarafta duran kabyle simgesi 3'lü takılar broş, iğnesi yakaya geçiyor ve halka ile sabitleniyor. Tek dezavantajı delikli bir şeye takmanızın gerekiyor olması, mesela hırka gibi. Çünkü iğneleri epey kalın, giydiğiniz şeyin kumaşını delmek istemezsiniz sanırım. Halka olanlar yine bilezik. Ortadaki yuvarlak takı kolye ucu ama broş olarak çift amaçlı kullanılanları da var. Onlardan çok istiyordum ama o da epey pahalıydı.


Bu elimde tuttuğum benim almayı çok arzuladığım kolye ucunun devasa olanı. Düğünlerde takıyorlarmış kafaya veya boyuna. O kadar ağırdı ki nasıl boyunlarında taşıyabiliyor olduklarına hayret ettim. Fiyatı da 1.600 tl'ye takabül ediyor.



Fuarda tabi gümüş takılar haricinde halılar, kilimler, çantalar, elbiseler, tabaklar, tablolar, parfümler, kitaplar da vardı. Yolun o kadar uzun olduğunu hesaba katmadığımız için biraz geç çıkmıştık, kitapları falan inceleyemedik ama olsun. Son fikrimiz şudur ki Tizi Ouzou şehrinde bu tip şeyler daha uygun. Mesela benim önceki gidişte Boumerdes sahilden kendime alıp götürdüğüm tabaklar burada iki katı fiyatla satılıyordu neredeyse. 

Bir de kınayla dövme yapan bir bayan vardı. Aslında epey istedik yaptırmak ama hanım inanılmaz isteksizdi. Bizim gösterdiğimiz şekillerin fotoğraflarını çekti ama yapmak istemedi. Bana kalırsa istediğimiz şekiller biraz karışık olduğundan yapamayacağından korktu ve yanaşmadı. 100 dinar'a yapıyordu. Artık iş başa düştü. Yakın zamanda bir dövme denemesi yapacağım inşallah.


Parfümlere elbette ki bakmadık çünkü gerçek olmadıkları çok aşikardı. Yalnız örtüye bayıldım. Hatta sordum bile aynından olsa alacaktım :) Ama tabi yoktu. Fakat aklıma yazdım fotoğrafı elime alıp birkaç kumaşçı dolaşacağım müsait bir zamanda:)




Bu hançer de epey hoşuma gitti. Mektup açacağı olduğunu düşündüm. Satıcının başı kalabalık olduğundan soramadım ama hala öyle olduğuna inanıyorum. Sanırım fiyatı da 18.000 dinardı. 360 tl olarak çevirebilirim sizin için. 


O çok beğendiğim yuvarlak kolyenin bir başka versiyonu buradaki de. 




Fatmanın eli figürü yani buradaki adıyla Khamsa'lar da epey fiyatlıydı. Bizi götüren şöförün bir arkadaşının standına da uğradık. Nispeten uygun fiyatlıydı, bir de tanıdık olduğu için indirim yaptı. Kendime bir bileklik alabildim. Onu da bir dahaki yazımda şehrin detayları ile birlikte göstereceğim.

Umarım takılar hoşunuza gitmiştir. Tuhaf bir çekiciklikleri var. Yerel halk tarafından da kullanılıyor. Tabi daha çok düğünlerde. Bunların büyüklüğü, üzerindeki sıklığı ekonomik düzeyin göstergesi olarak ifade ediliyor.  Düğünlerde bu yüzden de 30-40 tane elbise değiştirip kocaman kocaman takılar takıyorlar. 

Şimdilik bu kadar.
Mutlu kalın.

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Cezayir; Arap Afrika dansları ve folklor festivali part 2

Festivalin üzerinden günler geçti ama halen üzerine düşünüp konuşuyoruz. Bunca senedir buradayız ilk kez böyle bir organizasyona katılmak fırsatı yakaladık.  Epey iyi geldi. Aslında daha güzel fotoğraflar da çekebilirdim ama ne yazık ki ilk güne yetişemedik. Yine de kıyısından köşesinden de yakalamış olmaktan ötürü mutluyuz. 



Bu grup eminim harika bir gösteri sunmuştur ama ne yazık ki bu da kaçırdığımız gösterilerin içerisindeydi. Çok sıcak kanlı insanlardı. Sanırım Senegal'den gelmişler. Pek çok grup olduğu için kim nereden geldi çok hatırlayamıyorum şu anda. Yalnız bizlere göre epey büyüktüler, endam olarak. Biraz şaşırdık ama hoşumuza da gitti. Cezayir'in güney kesiminde Afrikalı insanlarla karşılaşmak daha olası. bu taraflarda çok nadir görüyoruz. Böyle yakından görme fırsatı yakalamak da güzeldi elbette. 






Sanırım bu grup'da Çad'dan gelmişti. Kızlar bizim kızlarımız, maşallah pek tatlı, güleryüzlüydüler.


Folklor grubundaki kızlarımız yerel kıyafetler içerisinde bir Cezayirli ile hatıra fotoğrafı çektirirken ben de onları çektim. 


Burada da biz yerel bir Cezayir grubuyla poz verdik. Onların performanslarını daha önce birkaç yerde izledim, gerçekten güzeldi. Aşağıda paylaştığım videoda'da festivalde yer alan grupların danslarını görebilirsiniz. 


Bu aslında yakında Türkiye'ye dönecek olan Duygu ve Ümit arkadaşımızın veda gecesinden bir kare. Yemek sonrası havuz başına oturmaya gelen grupla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirmiştik. Yaptıkları bileziklerden de aldık. Ertesi gün performansları vardı. Biz bir sonraki gün gidebildik iş dolayısıyla, danslarını izleyemesek de en azından salonda yeniden karşılaştık, mutlu olduk. 


Bu da festivalin açılış gününden bir video. Kendi sitesinde farklı fotoğraflar da bulabilirsiniz. İlgi duyanlar için adres şöyle www.festivalaraboafricain.org

Bir sonraki Cezayir yazısında görüşmek dileğiyle.

27 Kasım 2013 Çarşamba

Fotoğraflarla Cezayir'de Hayat

Cezayir için vakit yağmurların bir türlü dinmek bilmediği vakit artık. Aralıksız olarak 20 gündür yağıyor. Ne kadar alıştık artık desem de içimizden lütfen artık yağmasın diye söyleniyoruz. Şantiye koşullarında yaşamanın zorlukları da yağmurun yağmasını istemememizin nedenlerinden biri. Her yer çamur şu anda. Bir de tabi yağmur çok olunca ne dışarı çıkmak kolay, ne trafiği aşıp bir yere varabilmek, ne yürümek kolay, ne de kasvetten karanlıktan enerji yaratabilmek. Böyle zamanlar insanın içindeki bütün enerjiyi son zerresine kadar emiyor sanki. Mis gibi toprak kokusu harika elbette ama yine de bulutların oynadığı eğlenceli mavi bir göğü tercih ederim.

Fotoğraf: yjmtrian4b flickr

Fotoğrafları elimden geldiğince güneşli olanlarından seçmeye çalıştım ki içim açılsın. Özlem de var elbette güneşe özlem, sıcağa özlem ve parıltıya özlem. Cezayir güneşli günlerde gözüme her zaman daha güzel görünüyor. 

 fotoğraf wsrmatre flickr

Bir kedi fotoğrafı koymasam olmazdı zaten. Bu pisicik de bir Cezayir sokak kedisi. Kediler nerede nasıl olurlarsa olsunlar her zaman güzeller. 

fotoğraf: skyscrapercity

Cezayir bulutlarla ve sisle kaplandığında ve elbette gece ışıklarıyla süslendiğinde daha çekici bir şehir görünümüne bürünüyor. Her zaman hüzünlü bir hali olan bu şehirde yaşam geceleri çok erken vakitlerde duruyorsa da bambaşka bir büyüsü oluyor. 


Kadınlar renkli ve genellikle çizgili perdelerin ardında evlerinde yaşamlarına devam ediyorlar. Geleneksel ailelerde gündelik yaşamdaki giysiler de balkonları güneşten ve yabancılardan koruyan perdeler kadar renkli. Bir de şu çanak antenlerin yarattığı çirkin görüntü olmasa daha harika olacak. 


Eski zamanlarda Cezayir sokakları. O zamanlarda yine sakin yine boş ama sempatik. Burası neresi tam bilemiyorum ama Tizi Ouzou'ya benziyor bana kalırsa. Her zaman gittiğimiz yollara aşina gözlerim bu fotoğrafta tanıdık bir şeyler olduğunu düşünüyor.


Burası da Cezayir merkezde Casbah yakınlarındaki dar sokaklardan birisi olsa gerek. Bu tip eskici dükkanları sık sık karşımıza çıkıyor. O tepsileri her zaman sevmişimdir. O pirinç kaplamalı şey de bir nargile olmalı. Minik takı kutuları da burada çok sık tercih ediliyor. 

 skyscrappercity/algeria

Bu fotoğraftaki yer de Cezayir merkeze indiğimizde sıkça önünden geçtiğimiz bir yol. Bir Mourad Reis yol ayrımının olduğu yer sanıyorum. Durmak imkanı bulunmadığından bir türlü çekememiştim fotoğrafını. İnternette arama yaparken görünce çok sevindim. Belki buradan dönmeden bir Cezayir turu yaptığımda, yürüyerek gezerken kendim de fotoğraflayabilirim. Oradaki mozaik resimlerde Cezayir'den manzaralar görülüyor. Büyük postane binası, şehitler anıtı, geleneksel kadın erkek figürleri var. Daha yakından bir fotoğraf bulursam sonraki yazılarımda onu da ekleyeceğim. 


Yine şu anda bizim yakın yaşadığımız Tizi Ouzou vilayetinden bir fotoğraf buldum tesadüf eseri. Bu yolun sonunda sıkça alışverişe gittiğimiz manavımız bulunuyor. Trafik her zaman tıkalı oluyor. Sebebini bir türlü çözemiyoruz. 


Bu yemeği seviyorum. Fotoğraftaki pilav, kuskus değil. İçinde bezelye soğan ve havuç var. Üzerinde de gördüğünüz gibi tavuk butları. Bunu genelde kuskus üzerine yapıyorlar. Ama pilavlı olan seçenekte bolca tüketiliyor. Zaten ne kadar çok et veya tavuk şiş ve kızarmış haşlanmış tavuk yediklerine inanamazsınız. Bütün yemeklerde neredeyse tavuk kullanılıyor. Özellikle de kuskusla birlikte servis ediliyor yanında bazen kabak gibi sebzeler veya nohut da olabiliyor. 

skyscrappercity/algeria

Geceleri sokaklarında in cin top oynayan bir Cezayir görüyorsunuz burada da. Türkiye'deki hareketli yaşantıdan sonra erkenden kapanan dükkanlar, alışveriş merkezleri veya restorantlar insana hayli tuhaf geliyor. Bir şehirde hayat nasıl bu kadar erken sonlanabilir. Tabi hayatın devam ettiği kimi yerler de yok değil. Sokaklar gecenin ilerleyen saatlerinde hep böyle ama. Sessiz ve yalnız. 

Fotoğraflarla Cezayir'e yeniden ve yeniden baktığımda, her ne kadar olanaksızlıklarından kimi zaman şikayet ediyor olsam da daha çok anlıyorum burayı özleyeceğimi. Dile kolay 6 yılımız bitti. Daha önümüzde anımsanmayacak bir zamanımız da var. Özleyince bildiğimiz bu yere sonraları bir nedenle yeniden gelmeyi isteyebiliriz kimbilir. Ne de olsa artık ikinci vatan gibi bir şey oldu:) Ben şahsen bağlarımı kopartmak istemem. 

Yeni Cezayir yazılarında görüşmek dileğiyle. 
Burayla ilgili her zaman merak ettiklerinizi yorum veya mail yoluyla sorabilirsiniz. Hatta fotoğraflar ve açıklamalar ile ilgili isteklere de açığım. 

Mutlu kalın... 

19 Eylül 2012 Çarşamba

Cezayir'in geleneksel takıları bölüm 2

Nihayet Cezayir ile ilgili hazırladığım yazımı paylaşabiliyorum. Görselleri uzun zaman önce toparladım aslında ama içeriğe uygun birkaç şey yazmaya fırsat bulamadım bir türlü. Genelde yazacağım diye hazırladığım zamanlarda hep ertelemek zorunda kalıyorum ama ne zaman yazmaya niyetlenmesem kendimi yazarken buluyorum çok enteresan. 

Görselleri pek çok yerden buluyorum. Bazen acele edip aldığım yerleri not etmeyi unutsam da en azından siteyi yazmaya çalışıyorum. Zaten burada maksadım fikir sahibi olmanızı sağlamak. Bazen kaynak sıkıntısı çekiyorum ve dövünüp duruyorum keşke daha çok fotoğraf çekebilsem diye ama yine de iyi ki internet var, biraz çabayla güzel kaynaklar da bulunabiliyor. 

Cezayir'in çok beğendiğim takıları var. Altın olarak pek modern modeller genelde göremiyoruz ama Başkentteki güzel kuyumcularda tabi güne yakışan çok şeye ulaşılabiliyor. Ben daha çok bu kültüre özgü modelleri seviyorum. Mercan çok sık kullanılıyor. Bu yazıdan sonra size Cezayir kadınları ile ilgili bir yazı hazırlıyorum orada takıları nasıl kullandıklarını da göreceksiniz. 


Yazının ilk bölümü için bu yazıma bakabilirsiniz. Ayrıca geleneksel bir düğünden örnekler görmek için de bu yazıma bakabilirsiniz. 




Tuareg takılarına bir örnek. 




Fatma'nın Eli figürü çok sık karşımıza çıkıyor. Tabi mercan ve başka doğal taşlarla süslenmiş halleri de oldukça ilgi çekici. Kolye uçları, küpeler, bileziklerden ziyade süs eşyalarında, tablolarda, giyimde ve dekorasyon objelerinde de kullanılıyor. Burada Khamsa adıyla biliniyor. 




Cezayirli kadınların özel günlerde kafalarına taktıkları süs. 




Tuareg'lerin taktıkları gümüş kolye. Adına ''Korkoro''deniyormuş.




Berber kadınların elbiselerinde kullandıkları kemer. 




Cezayir ve Fas'ta da kullanılan sallantılı süs eşyası, kolye veya kemer süsü olarak kullanılıyor.




Fibula adı verilen mercan işlemeli Kabyle'lere özgü broş. 






Bu da benim çok beğendiğim bir model broş. Henüz buna benzer bir tane göremedim ama hatıra amaçlı almak çok isterdim. Broş olarak tasarlanmış olması da ayrıca hoşuma gitti. 





Bunlar da Kabyle tarzı kalın bilezikler. 







Bu Broşlar özel günlerde dikilen elbiselerin sağ ve sol omuzlarına takılarak kullanılıyormuş. Oldukça güzel ve gösterişli oluyordur eminim. 

Kaynak: ethnicjewels.ning.com

Not: Bir sonraki bölümde yine takıları göstermeye devam edeceğim. Umarım hoşunuza gitmiştir.