Fotoğraf: graffic foto by flickr
Gökyüzü alabildiğine açık bugün. Dünden önceki gece tıpkı kış aylarındaki gibi uzun uzun gürleyerek yağdı yağmur. Toprak kokusu panjurlardan ışıkla birlikte içeri sızdı sabahın ilk saatlerinde. O gün serinledik de kendimize geldik. Dün yine bir parçacık da olsa güzeldi. Kelimeler sıcağın etkisiyle akıyor sanki satırlardan aşağı. Bazen yazdıklarımı kendi gözlerim bile görmüyor gibi geliyor. Çay harareti almıyor, kahve rahatlatmıyor, soğuk içecekler boğaz ağrısı, soda mide guruldaması, meyve suları fazla şekerli geliyor. En güzeli ayran ve su. Türkiye'deki gibi mis gibi krema kıvamlı ayranlardan değil tabi bahsettiklerim, ev yapımı, kavanozda karıştırılandan, babanne usülü de deriz biz. Sıcak yaz günlerinin dert ortağı adeta. Tatillerde eve vardığımızda bizi dolapta bekleyen yegane içecektir kendileri. Özlemişim.
Şu tatile yaklaşan son günler geçmek bilmiyor. Bugün itibariyle tatil için tam bir haftamız kaldı. Bu bir hafta sanki bir ömür. Çocukluğumdaki gibi uyuyayım ve gideceğimiz güne uyanayım istiyorum. Tatile o kadar çok ihtiyacımız var ki.
Fotoğraf: Tahia Hourria by flickr
Cezayir'in eski yüzlü sokaklarını ilk günden sevmiştim. Hala seviyorum. Yaşanmışlık var her bir yerinde. Hüzünle huzur bilmediğimiz bir şekilde birbirine işlenmiş gibi. Bazı parçalar zorunlulukla birleştirilmiş bazıları sadece teğellenmiş gibi. Yine de iç içe geçmiş tüm duygular bu sokaklarda.
Türkiye'ye tatile gittiğimin sanırım ikinci haftalarında özlemeye başlıyorum buraların sessizliğini. Orada telaştan, kalabalıktan, mutsuz suratlardan aptallaşıyoruz, dengesizleşiyoruz. Sıcak beton binalardan yüzümüze vurdukça, benim de kafamı duvarlara vurasım geliyor. Sanırım bonus olarak güzel yanı denize çok ama çok yakın olabilmek. Yine de dönülecek böyle sakin bir yer olduğu için seviniyorduk çoğu zaman. Bir ohh diyoruz her seferinde; ohh evimizdeyiz!
Fotoğraf: sofilou by flickr
Bizdeki gibi sokak pazarı kültürü yok denecek kadar az burada. Pazar namına bulduğumuz yerler de hep vasat çıktı. Ben şimdiye kadar harika denilecek kadar çeşitli sebze meyve pazarını sadece bir fotoğraf karesinde gördüm, hala inanamıyorum. Sokak manavlarındaki başlıca alınacak sebzeler domates soğan ve patatestir aa bir de kocaman biberler. Bunları bir arada bulduğunuzda kendinizi şanslı sayıyorsunuz. Öyle üstü kapanmış büyük pazar yerleri beklemek aptallık olur. Ama ilk kez geldiğimde ben de öyle yerler aradım elbette. Çünkü insan alışkanlıklarını devam ettirmeyi düşünüyor alakasız yerlerde bile. Şimdilerde fazlasıyla kabullenmiş haldeyim.
Fotoğraf: Google-Magasin Alger
Cezayir'de en sevdiğim dükkanlar işte bunun gibiler. Dışarıdan züccaciye gibi görünüyor, kim bilir içerde neler var. Bunun daha iyilerini de gördüm tabii, bu sadece benzerini bulabildiğim en iyi fotoğraftı. O plastik torbalar sıkça tercih ediliyor burada. Soldaki plastik torbaların altındaki kulplu tavalar ocakta ekmek pişirmek için kullanılıyor. Toprak kaplar da kuskus yapımında kullanılıyor. Sol yanında da eczane görüyorsunuz.
Fotoğraf: djaziri.tumblr
Maviye açıldıkça güzel oluyor bu mavi panjurlar. Bu apartmanlar masal gibi, çok seviyorum ama içleri nasıl şu zamana değin göremedim. Yine de ümidimi içimde saklı tutmaya devam ediyorum. Çok isterdim burada böyle mavi ahşap panjurları olan bir evde oturabilmeyi. İşlek bir caddeye bakabilirdi veya sadece çiçekli sessiz bir sokağa.
Vereceğim çok ekstra bilgilerim yok. Başkentteki sahilde bulunan alışveriş merkezimiz Ardis'in hemen yakınına Carrefour açıldı. Bu büyük bir olay. Daha önce carrefour altında, aldığımız etten zehirlendiğimiz uyduruk bir market vardı ama bu onun gibi değil. Gayet kocaman, aynı Türkiye'dekiler gibi. Henüz gidip görme fırsatımız olmadı. Sanırım tatil dönüşü gidebiliriz. Döndüğümüzde sonbahar bizi ne kadar sürede karşılayacak merak ediyorum. Bu sene buraya yaz çok feci geldi, geç geldi tam geldi. Geç çıkar diye düşünüyorum ama burası Afrika, belli olmuyor huyu suyu.
Güzel bir hafta olmasını diliyorum, her şeye rağmen. Çünkü delirmemek için elimizden gelen az şey var. Dünyanın tüm dengesizliklerine, insanların kötülüklerine rağmen hala nefes alabiliyoruz. Şükretmek lazım her zaman elimizdeki her küçük şey için. Sabretmek, şükretmek, umut etmek, hayal etmek ve yaşamaya devam etmek!
*Bugün fazlasıyla üzücü bir gün zaten ama bahsetmek içimden gelmedi. Çünkü kaybettiğimiz insanların yüzlerini, kokularını, seslerini hatırlamaya çalışmak yoruyor fazlasıyla. Yaşasaydı ne derdi, neler yapardı demek çok koyuyor. Görüp dokunamadıklarını, tadamadıklarını düşünmek acıtıyor. Demişler ya Ağustos güzel ay, 17 si olmasa!





.jpg)





