4 Haziran 2015 Perşembe
Haziran, çocukluğum ve olağan şeyler
8 Ekim 2014 Çarşamba
Kokular, kediler, kitaplar ve diğer şeyler
24. gün: "Keşke daha çok insan okusa" dediğin bir kitap?
2 Ekim 2014 Perşembe
En sevdiğim ay, 4 günün meydan okuması ve evrene mesajlar
Bu sıra epey konuşuyorum kendisiyle. O koskocaman haliyle beni ne kadar duyabiliyor bilmiyorum ama o da kendince sinyaller gönderiyor diyelim. Geçen akşam eve gitmeden önce yemekhaneye uğradım acaba ne yemek var diye. Ofis yolundan dönüp, yemekhanenin yokuşunu inmeye yakın aklımdan karpuzun mevsiminin geçtiğini, artık yiyemeyeceğimi düşündüm. Kavun kışın bile kalıyor, tarlalar hala kavun dolu ama epeydir karpuz yemiyorduk. Nereden bilmiyorum ama düşüverdi işte bir anda aklıma. Yemekhanedeki aşçıya akşama ne var dediğimde direk yemekten önce çok harika karpuz var bal gibi ve kıpkırmızı dedi! Şaşırdım. Sanki az evvel dile getirdiğimi evren ona pıt diye hemencik ulaştırıverdi. Birkaç seferdir bunun gibi benzeri durumların içerisinde buluyorum kendimi. Epey hoşuma gidiyor ama bazen düşüncelerimden korkuyorum, sanki hepsi olacak gibi. Deniz kenarında oturmak istiyorum biraz, dalgaları izlemek, acaba olur mu evren? Aaa bir de kitabım için biraz ilhama ihtiyacım var bocalıyorum lütfen yardım et!
20 Mart 2014 Perşembe
Bana uzun uzun yaz
13 Aralık 2010 Pazartesi
Ankara Ankara karlı Ankara
11 Kasım 2010 Perşembe
Ankaradaki zamanlar
Burada da Disney on ıce dan fotolarımızı görüyorsunuz. Bizimkiler minişlerle gidelim diye bilet almışlar. Pek de güzel oldu. Bütün masal kahramanları oradaydı. Sanki gerçek gibi. Ben bile bayıldım ki tüm çocuklar ağızları açık izlediler özellikle de defne :) kimbilir hayal dünyasında neler vardı..Eğlenceliydi fakat konuşmalar ara sıra pek anlaşılmadı. Ben en çok stitch e bayıldım. Favorim o tüylü yaratık..Herkes zaten akın etmiş nasıl kalabalıktı anlatamam. Fotolarda boş gibi duruyor ama ilk girdiğimiz an çektim diye sanırım. Yoksa doldu da doldu..Hele satılan oyuncakları görmeniz gerekiyordu. Bayıldık.Böylece değişik ve güzel de vakit geçirmiş olduk iyi oldu..
21 Aralık 2009 Pazartesi
Baykuşlar ve Diğerleri
Baykuşlar ve Diğerleri adlı yer Ulusta Pirinç Han'ın oradaki Antikacılar çarşısındaydı bulmak kolay oldu. Adını sıkça duyduğum bu güzel yerin sahibi Ahmet Bey bizi oldukça sıcak karşıladı. Son derece konuşkan ve sevecen biri kendisi. İçeri girince nereye bakacağımı şaşırdım zaten. Cennete düşmüş gibi oldum adeta. O kadar çok baykuş obje var ki. Uzun uzun sohbet ettik. Hatta bloga yazmak istediğimden bahsetmiştim Ahmet beye de ama biraz uzun sürdü yazmam. Kendisinden özür diliyorum bu kadar zaman beklettiğim için onu. Malum koşturmaca içinde geçti tatil zamanlarım ancak fırsat bulabildim.

Kapıda sizi bu sevimli baykuşlar karşılıyorlar.
Bu kocaman beyaz baykuşun olduğu abajura tek kelimeyle bayıldım. Evimde olmasını ne de çok isterdim. Bir gün Türkiye'de evim olduğunda ki eğer hala satılmamış olursa almayı çok isterim.


Şu şişelerin güzelliğine bakın. Nasıl da zarifler. İnsan oradaki herşeyden bir tane almak istiyor. En zoru da onca güzelliğin içinden birini seçmek. Ben epey zorlandım seçerken. Diğerlerinin hepsinde de aklım kaldı.
Vee bu süper yerin mimarı Ahmet Çomak. Ördüğüm baykuşla birlikte güzel bir poz verdi benim için. Çok teşekkür ediyorum burdan kendisine. Bir dahaki Ankara ziyaretimde yine uğrayacağım ilk yer olacak Baykuşlar ve Diğerleri isimli bu masallardan çalınmış dükkan. Mutlaka görün diyorum ve başka da bir şey demiyorum...
2 Aralık 2009 Çarşamba
Ankara'da olmak
26 Ocak 2009 Pazartesi
Sakal Hikayesi
Ankarada her zamanki günlerimden birini yaşadığıma kanaat getirmiştim o gün.. Ama içimde bir şeyler bangır bangır bağırıyordu hatırladığım kadarıyla. İçimde yine olası sıkıntı köprüleri kuruluyordu bense titrek titrek adımlar atıyordum oraya doğru. Tam olarak ne olduğunu hatırlamıyorum aslında. Gerçekten. Ama hiç unutmadığım gibi iç sıkıntılarımı; yine unutmamışım işte. Sokaklarda yürüdüğümü hatırlıyorum ama yürüyen ben miydim yoksa isimsiz bir gölge mi hala bilmiyorum. Şimdilerde adımı seviyorum. Eskiden hiç bakmazdım yüzüne. Herkeste vardı ya bende olmamalıydı sanki. Başka isimler yakıştırırdım kendime. Ama şimdi ismim gibi olduğumu biliyorum ve seviyorum onu. Ankara sokaklarında dolaşmak iyi geliyordu o zamanlar. Çünkü geçiciydi yaşadığım yalnızlık hissi biliyordum. Arkadaşlarım vardı, orada bir hayatım, bir evim vardı. Elimi telefona götürsem o an yanıma gelecek birileri elbetteki vardı. Sıhhiyeden Olgunlar'a kadar yürüdüm. Oradaki kitaplara bakındım. Sonra o zamanlarda sıkça gittiğim Sakal Cafe'ye uğrama isteği baskın geldi. İlk ne zaman gitmiştim hatırlamıyorum ama sonraları orası ikinci evim olmuştu. Ortam huzurluydu. Kedicikler camdan tavanda pıtır pıtır gezerlerdi. Lezzetli kekleri, börekleri vardı. Ve güne kafayı takmayan güler yüzlü insanları. Sahipleri de o zamanlar bir o kadar iyiydi. Şimdi de onlar varsa eğer bilemiyorum umarım yine öyle güzel bir mekandır. Pencereleri kocamandı kapatılmış bahçenin; yine de içerideki kitap kokusu geliyordu insanın burnuna zaman zaman. Duvarda mütemadiyen birşeyler astığım dilek ağacı vardı. Duvardan çıkan bir köktü sanırım bozulmayan. Benden ona çeşitli zamanlarda tokalar, lastikler, renkli ipler asıldı hep.O gün de işte ayaklarım oraya gitti. Yalnızdım. Somurtuyordum. İçimden neler neler düşünüyordum. Sanırım çay ve çin böreği söyledim yanında verilen çıtır salatalıklarla önce. Not defterimi ve kalemimi çıkartıp yazmaya başladım olacaklardan habersiz. O zamanlar her tür insan gelirdi oraya ama öyle saçma tipler değil, kitap severler, kitap kokusu severler, aşıklar, gençler, yaşı ileri ama ruhu çocuk insanlar v.s. O gün çaprazımda orta yaşlı biri oturuyordu elinde gazetesiyle. Masaya oturduğumda görmüştüm göz ucuyla. Yazmaya başladım deli gibi aklıma ne geliyorsa. Bir yandan da düşünüyorum elbet. O çapraz masadaki bey bir şey söylemek için izin istedi bir ara. Şaşırdım. Ama öyle iyi görünüyordu ki söylemesine izin verdim. Babacan bir tavırla "öyle hüzünlü görünüyorsunuz ki kendimi tutamadım; nedir sizi böylesine yaralayan şey sorabilir miyim?" dedi. Ben yine şaşkın şaşkın "önemli değil sadece düşünüyordum günlük şeyler işte" deyiverdim. "Peki rahatsız ettiysem bağışlayın" dedi ve yerine gitti. Tabi bu olay ben oraya gittiğimden herhalde yarım saat sonra falan oldu. Pek takmadım açıkçası. (O zamanlar tv de bu kadar çok kötü haber yoktu zaten ve bilmediğim insanlara sapık muamelesi yapmıyordum.) Nasıl göründüğümü de bilmiyordum hiç. Sonra adam yemeğini bitirdi kalktı ve gitti. Görevli arkadaşlardan biri - ki o zaman hepsini tanırdım konuşurdum- elinde en sevdiğim çikolatalı kekle masama doğru geldi. "Ben sipariş vermedim ki" dedim. "Bu bizden" dedi. "Neden" dedim. "Siz buraya her geldiğinizde kocaman gülümsemeniz bizi de mutlu ediyordu ama bugün hüzün kaplısınız. Bu sevdiğiniz çikolatalı kekin iyi geleceğini düşündük arkadaşlarla dedi." Gülümsedim tabi. O da sevindi. Dedim ben de ne var ki böyle insanları apaçık gördüğü. Bazı zamanlarda olduğu gibi yine üzgün ve düşünceliydim hepsi bu. Yazımı bitirdim kekimi şapır şupur yedim hazırlandım çıkmak üzere. O gün oradaki herkesin gerçekten ne kadar iyi olduklarını yeniden anladım. Mutsuzum diye hesap almadılar benden o gün. Giderken de güzel peçetelere iki tane kek dilimi sarmışlar elime tutuşturdular. Mutsuzluğum bitsin diye. Teşekkür ettim. Merdivenlerden çıkmak için yöneldim. Duvarda asılı aynaya baktım bir an ; kendimi hiç öyle görmemiştim. Ben gitmiştim sanki o yüz başkasınındı. O zaman anladım o adamın bana neden öyle dediğini. Yüzüme hiç yakışmamıştı o hüzün çünkü. Pis bir tarafı vardı. Gözlerimin maviliği simsiyahtı öylece bakıyordu anlamını kaybetmiş. Sonra keke baktım. Peçeteyi kıvırdım kemirmeye başladım. Gülmeliyim dedim. Ne istiyordum ki ben daha? Yolda küçük bir kız gibi sıçraya sıçraya yürüdüm. O kek bana çok iyi geldi. Sakal'a gitmeye devam ettim tabi. Şimdi orayı özlediğimi hissettim. Acaba hala eskisi gibi güzelmidir yemekleri, mis gibi kitap kokuyor mudur?
Bakanlıklardaki otobüs durağına geldiğimde yanıma bir teyze oturdu. Daha gelmesine zaman vardı mavibüs'ün. En sevdiğim kısmıydı ankara'nın; otobüslerinde cinnah yokuşunu tırmanmak ve inmek..Bazen kendini alamayıp kuğulu da inmek kıtır da kokoreç bira ziyafeti vermek. Teyze bana "kızım ne güzelsin maşallah güleryüzlüsün sen kesin ankara'nın dışından gelmişsindir" dedi. Yine şaşırdım tabi. Bu kadar mı değiştirmişti beni iki dilim kek ve güzel sözler. "Teyzecim aynan var mı" dedim bu sefer şaşkınlığım ona geçti. Var kızım dur çıkartayım dedi. Aldım bol gümüş işlemeli aynasını baktım ki ben geri gelmişim. Hem de sanki çocukluğumdan fırlamışım. O pis hüzün nereye gitmişti hemencik. Teşekkür ettim. Otobüse bindik birlikte ve sonra birlikte indik yürüdük. Birlikte alışveriş yaptık gülümsedik birbirimize. Hüznüm uçtu gitti. Dünyada hala iyilik var mutluluk var dedim durdum kendime. Teyze de sevdi durdu sözleriyle beni torunlarını anlattı, hayatını anlattı. Hüznün bana sadece fotoğraflarda yakıştığını ilk o gün anladım işte. Şimdi sebepsiz yere gülüp duruyorum. Ve gülümsemem yüzünden sevdiğim adamla güzel bir hayatım var şimdi. Beni çocukça ve umarsızca güldüğüm için sevdi çünkü..Şimdi bu şehirde, bu saatte, bu kadar acıkmış olmama rağmen, hüzünlere istemeden bulaşsam da zaman zaman gülebilmemin tadını çıkartıyorum..Hayatımı seviyorum..
P.s: Fotoğraf google http://www.sirden.net/ den.
7 Ocak 2009 Çarşamba
Yine geciktirdiğim bir yazı:Yılbaşı gecemiz
Birkaç gündür bu yazıyı yazmayı istiyordum ama bir türlü fırsat olmadı. İnternetin ve bilgisayarımın azizliğine uğradım yine. Her zamanki gibi git gel'li bir ruh hali içerisindeydi internetimiz; beni çileden çıkarttı. Bilgisayarımsa ne kadar fazlalıklarını yok etmiş olsam da kaplumbağa yavaşlığında çalışıyordu günlerdir. Bugün format yeme günüydü aslında ama bilgisayarcımız olmadığından kurtardı bakalım şimdilik. Ben de daha fazla gecikmeden yazayım dedim.Yeniyıla evimizde girdik. Geçen sene kampta girmiştik pek de haz vermemişti bize. Ne de olsa her zaman kamptayız. Bu sefer bari evde başbaşa olalım dedik. Gidilecek fazla bir yer alternatifi yoktu zaten. Yemeğimizi dışarıda yedikten sonra çerezlerimiz, cipsimiz, meyvelerimiz, ve tabi sofranın olmazsa olmazı beyaz peynir ve rakımız vardı. Ahh keşke kavunda olsaydı. Burada hala kavun bulabiliyoruz. Nasıl Türkiye de Kırkağaç kavunu meşhursa burada da Tiziouzu Kavunu meşhur ve hala satılıyor yollarda. Bu memleketin de bu özelliğini seviyorum işte meyve çok bol ve her zaman çoğu şey bulunabiliyor.
Yeni aldığım elbisemi giydim hemen eve gelir gelmez. Yeni yılda yeni şeyler almayı ve giymeyi çok seviyorum. Kocaman ailemle geçirdiğim yeni yılları özlüyorum. O zaman da herkes süslü püslü giyinir onlarca yemek hazırlanır. Kocaman hindi ve iç pilav ve çeşitli mezeler eşliğinde sohbetler edilir, bazen tombala oynanır, yeri gelir kalkılır göbek atılır..Biz pek kalkıp göbek falan atmadık tabi. Ama yine de güzel geçti gecemiz. Çok istedim aslında bir yere gitsek de şöyle eğlensek diye ama malum burası Cezayir. Pek tarzlarımız da uymuyor sanırım. Büyük otellerde eminim güzel programlar vardı ama çoğu için rezervasyonda gecikmiştik. En son sorduğumuz yerin fiyatı da dudağımızı uçuklatmaya yetti. Neredeyse milyarlar.. İki kişi için. Parayı kolay kazanılıyor zannediyor onlar herhalde. Güzelim memleketim dururken ben neden kalkayım da buralara geleyim o zaman değil mi yani kolay kazansaydım?
Eski yeniyıl akşamlarımızdan bahsetmişken onlardan da birkaç kareyi paylaşmak istiyorum sizinle, ben de yeniden hatırlamış olayım böylelikle o günleri. Zaten durup durup bakıyorum ama:)
Soldan ilk fotoğrafta Ankaradaki yılbaşı akşamı sofrasını görüyorsunuz. Çeşit süperr..En sevdiklerim. Ayrıca o kocaman şarap kadehlerine de bayılıyorum. Çok büyük keyif alıyorum onlarla şarap içerken.
Onun yanındaki benim cicikom annem. Tabi o zaman azıcık tombili. Bu fotoğraf bayağı eski. Devamında göreceğimiz gibi babannem de fotoğrafta. (Babannemi 2006 da kaybettik.) Annem düğünümüz için tam 9 kilo verdi. Maşallah tığ gibi oldu zuzum benim. Hindimizi getirirken görüyorsunuz annemi.
Altta solda İzmitteki eski fotoğrafın devamı. Soldaki kırmızılı ben. O zaman saçlarım sarıydı. Fotoda pek belli olmasa da. Yanımda ananem, babannem, sofra başında babam, amcam, yeğenim elif, yengem ve annem. Fotoyu çekende halam:) ama onu göremediniz. Onun da fotosunu koyacağım bu foto grubunda hep o çekmiş hiç çıkmamış.
Alt sağda ise Ankara akşamının devamı. Herkesi ayrı ayrı çook seviyorum. Hepsini çook özledim. Umuyorum ki bir dahaki yeniyıl da bu fotolarda eşimle biz de olacağız ve tabi Funda annem, tuna babam ve can'ın da olmasını istiyorum. Komple bir kalabalık:):)En eğlenceli kısmı da bu zaten..
Canım sevgilim bu da senin için..En sevdiğin şarkı. Senin sayende ben de çok seviyorum artık bu şarkıyı:) hadi birlikte sevmeye devam o zaman...








.jpg)














