26 Ocak 2009 Pazartesi

Sakal Hikayesi

Ankarada her zamanki günlerimden birini yaşadığıma kanaat getirmiştim o gün.. Ama içimde bir şeyler bangır bangır bağırıyordu hatırladığım kadarıyla. İçimde yine olası sıkıntı köprüleri kuruluyordu bense titrek titrek adımlar atıyordum oraya doğru. Tam olarak ne olduğunu hatırlamıyorum aslında. Gerçekten. Ama hiç unutmadığım gibi iç sıkıntılarımı; yine unutmamışım işte. Sokaklarda yürüdüğümü hatırlıyorum ama yürüyen ben miydim yoksa isimsiz bir gölge mi hala bilmiyorum. Şimdilerde adımı seviyorum. Eskiden hiç bakmazdım yüzüne. Herkeste vardı ya bende olmamalıydı sanki. Başka isimler yakıştırırdım kendime. Ama şimdi ismim gibi olduğumu biliyorum ve seviyorum onu. Ankara sokaklarında dolaşmak iyi geliyordu o zamanlar. Çünkü geçiciydi yaşadığım yalnızlık hissi biliyordum. Arkadaşlarım vardı, orada bir hayatım, bir evim vardı. Elimi telefona götürsem o an yanıma gelecek birileri elbetteki vardı. Sıhhiyeden Olgunlar'a kadar yürüdüm. Oradaki kitaplara bakındım. Sonra o zamanlarda sıkça gittiğim Sakal Cafe'ye uğrama isteği baskın geldi. İlk ne zaman gitmiştim hatırlamıyorum ama sonraları orası ikinci evim olmuştu. Ortam huzurluydu. Kedicikler camdan tavanda pıtır pıtır gezerlerdi. Lezzetli kekleri, börekleri vardı. Ve güne kafayı takmayan güler yüzlü insanları. Sahipleri de o zamanlar bir o kadar iyiydi. Şimdi de onlar varsa eğer bilemiyorum umarım yine öyle güzel bir mekandır. Pencereleri kocamandı kapatılmış bahçenin; yine de içerideki kitap kokusu geliyordu insanın burnuna zaman zaman. Duvarda mütemadiyen birşeyler astığım dilek ağacı vardı. Duvardan çıkan bir köktü sanırım bozulmayan. Benden ona çeşitli zamanlarda tokalar, lastikler, renkli ipler asıldı hep.

O gün de işte ayaklarım oraya gitti. Yalnızdım. Somurtuyordum. İçimden neler neler düşünüyordum. Sanırım çay ve çin böreği söyledim yanında verilen çıtır salatalıklarla önce. Not defterimi ve kalemimi çıkartıp yazmaya başladım olacaklardan habersiz. O zamanlar her tür insan gelirdi oraya ama öyle saçma tipler değil, kitap severler, kitap kokusu severler, aşıklar, gençler, yaşı ileri ama ruhu çocuk insanlar v.s. O gün çaprazımda orta yaşlı biri oturuyordu elinde gazetesiyle. Masaya oturduğumda görmüştüm göz ucuyla. Yazmaya başladım deli gibi aklıma ne geliyorsa. Bir yandan da düşünüyorum elbet. O çapraz masadaki bey bir şey söylemek için izin istedi bir ara. Şaşırdım. Ama öyle iyi görünüyordu ki söylemesine izin verdim. Babacan bir tavırla "öyle hüzünlü görünüyorsunuz ki kendimi tutamadım; nedir sizi böylesine yaralayan şey sorabilir miyim?" dedi. Ben yine şaşkın şaşkın "önemli değil sadece düşünüyordum günlük şeyler işte" deyiverdim. "Peki rahatsız ettiysem bağışlayın" dedi ve yerine gitti. Tabi bu olay ben oraya gittiğimden herhalde yarım saat sonra falan oldu. Pek takmadım açıkçası. (O zamanlar tv de bu kadar çok kötü haber yoktu zaten ve bilmediğim insanlara sapık muamelesi yapmıyordum.) Nasıl göründüğümü de bilmiyordum hiç. Sonra adam yemeğini bitirdi kalktı ve gitti. Görevli arkadaşlardan biri - ki o zaman hepsini tanırdım konuşurdum- elinde en sevdiğim çikolatalı kekle masama doğru geldi. "Ben sipariş vermedim ki" dedim. "Bu bizden" dedi. "Neden" dedim. "Siz buraya her geldiğinizde kocaman gülümsemeniz bizi de mutlu ediyordu ama bugün hüzün kaplısınız. Bu sevdiğiniz çikolatalı kekin iyi geleceğini düşündük arkadaşlarla dedi." Gülümsedim tabi. O da sevindi. Dedim ben de ne var ki böyle insanları apaçık gördüğü. Bazı zamanlarda olduğu gibi yine üzgün ve düşünceliydim hepsi bu. Yazımı bitirdim kekimi şapır şupur yedim hazırlandım çıkmak üzere. O gün oradaki herkesin gerçekten ne kadar iyi olduklarını yeniden anladım. Mutsuzum diye hesap almadılar benden o gün. Giderken de güzel peçetelere iki tane kek dilimi sarmışlar elime tutuşturdular. Mutsuzluğum bitsin diye. Teşekkür ettim. Merdivenlerden çıkmak için yöneldim. Duvarda asılı aynaya baktım bir an ; kendimi hiç öyle görmemiştim. Ben gitmiştim sanki o yüz başkasınındı. O zaman anladım o adamın bana neden öyle dediğini. Yüzüme hiç yakışmamıştı o hüzün çünkü. Pis bir tarafı vardı. Gözlerimin maviliği simsiyahtı öylece bakıyordu anlamını kaybetmiş. Sonra keke baktım. Peçeteyi kıvırdım kemirmeye başladım. Gülmeliyim dedim. Ne istiyordum ki ben daha? Yolda küçük bir kız gibi sıçraya sıçraya yürüdüm. O kek bana çok iyi geldi. Sakal'a gitmeye devam ettim tabi. Şimdi orayı özlediğimi hissettim. Acaba hala eskisi gibi güzelmidir yemekleri, mis gibi kitap kokuyor mudur?



Bakanlıklardaki otobüs durağına geldiğimde yanıma bir teyze oturdu. Daha gelmesine zaman vardı mavibüs'ün. En sevdiğim kısmıydı ankara'nın; otobüslerinde cinnah yokuşunu tırmanmak ve inmek..Bazen kendini alamayıp kuğulu da inmek kıtır da kokoreç bira ziyafeti vermek. Teyze bana "kızım ne güzelsin maşallah güleryüzlüsün sen kesin ankara'nın dışından gelmişsindir" dedi. Yine şaşırdım tabi. Bu kadar mı değiştirmişti beni iki dilim kek ve güzel sözler. "Teyzecim aynan var mı" dedim bu sefer şaşkınlığım ona geçti. Var kızım dur çıkartayım dedi. Aldım bol gümüş işlemeli aynasını baktım ki ben geri gelmişim. Hem de sanki çocukluğumdan fırlamışım. O pis hüzün nereye gitmişti hemencik. Teşekkür ettim. Otobüse bindik birlikte ve sonra birlikte indik yürüdük. Birlikte alışveriş yaptık gülümsedik birbirimize. Hüznüm uçtu gitti. Dünyada hala iyilik var mutluluk var dedim durdum kendime. Teyze de sevdi durdu sözleriyle beni torunlarını anlattı, hayatını anlattı. Hüznün bana sadece fotoğraflarda yakıştığını ilk o gün anladım işte. Şimdi sebepsiz yere gülüp duruyorum. Ve gülümsemem yüzünden sevdiğim adamla güzel bir hayatım var şimdi. Beni çocukça ve umarsızca güldüğüm için sevdi çünkü..Şimdi bu şehirde, bu saatte, bu kadar acıkmış olmama rağmen, hüzünlere istemeden bulaşsam da zaman zaman gülebilmemin tadını çıkartıyorum..Hayatımı seviyorum..

P.s: Fotoğraf google http://www.sirden.net/ den.

10 yorum:

  1. Canımın içi, aşkım, bi tanem, bebeğim, gülen yüzün hiç solmasın. Gerçekten de o kadar güzel gülüyorsun ki her sana baktığımda ben de seninle birlikte geliyorum gülücükler diyarına. Birlikte nice gülmelere...

    YanıtlayınSil
  2. Ne güzel bir hikaye bu . Hüzünlü anlarımızda bile , dışarıdan gelen küçücük bir mutluluk , hayatımza ne güzel yansıyor değil mi?
    Gülen yüzün hiç solmasın , daima mutluluk seninle olsun Tuğba' cım.

    YanıtlayınSil
  3. Sevgili Tuğba'nın Dünyası;

    Öncelikle hatırınızı sormak istiyorum. Nasılsınız?.Eşiniz nasıl? İnşallah her şey yolundadır.

    Sakal'ı bilirim. İş yerime çok yakındır. ( Gerçi şimdilik işyerim değişti ama)
    Anınız gerçekten güzel. Acaba ben gidip somurtsam bana da çikolata kek verirler mi? Vermezler tabii ki. Demek ki her zamanki güler yüzünüz insanları o kadar etkilemiş ki, gülmediğiniz çok farkedilir olmuş.
    Artık otobüslerle Cinnah'ı sadece çıkabiliyorsunuz artık iniş yok.

    Bir de o gün not defterinize neler yazdınız Sakal'da hatırlıyor musunuz?

    Ankara'dan sevgilerle.Eşinize selamlar...

    YanıtlayınSil
  4. Tuğbacım ne güzel anlatmışsın...gerçekten çok güzel yüzün var,içten bir gülümsemen var( hehe ben yakından gördüm ya seni:),umarım hep öyle candan ,sevgi dolu kalırısn ömür boyu:)

    YanıtlayınSil
  5. Tuğbacım aldın götürdün beni çok güzel yazmışsın...Ankarayı çok özlediğimi bir kere daha farkettim...Bu arada bencede hep gül,hayat çok kısa çünkü ve hüzün için 1 dk.bile fazla...Sevgiler:)

    YanıtlayınSil
  6. Sevgiliiimm;
    beni beğeniyorsun demek:):)heehe komiğimdir de biraz afedersin:)sen yanımdasın diye gülüyorum ki ben zaten.birlikte gülelim hep böyle inşallah.öpüyorum seni..

    Öziiciiimm;
    anımı beğendin demek canım.böyle hikaye gibi yazayım dedim umarım başarmışımdır.iyi insanların başına iyi şeylerin geleceği fikrini seviyorum ben.gülünce herşey daha farklı oluyor ve bunun sana insanlar tarafından yansıması da..çok teşekkür ediyorum canım.sen de çook mutlu kal..sevgiler

    Demli Hayat;
    Sorduğunuz için teşekkürler sevindim.eşim de ben de iyiyiz.türkiyeye geleceğiz tatil için gün sayıyoruz.onun da size selamları var. o zamanlar gerçekten sakal benim için bir numaralı yerdi.şimdi nasıldır bilemiyorum.herşey çok çabuk değişiyor bu günlerde.eğer hala oradakiler aynı kişilerse bence çikolatalı keki aldınız demektir:):)ben biraz sıcak kanlıyım sanırım.yabancılık çekmem pek o yüzden böyle bir etki yaratmış olabilir tabi.bir de çok sık giderdim oraya arkadaşlarımla da bunun da etkisi var artık gide gele ahbap olmuştur neredeyse:)geçen ankaraya gelişimde yolların yeni düzenini gördüm cinnahtan inilmiyor evet. cinnahın paralelindeki caddeden iniliyor değil mi ama adını unuttum oranın ben.hatırlatırsanız sevinirim?bir dahaki gelişimde sakal'ı bir görmek istiyorum.bu sefer atlamışım nedense.Türkiyeye gittiğimde o gün kullandığım not defterimi bulup ne yazdığıma bakacağım.bende merak ettim siz söyleyince.umarım bulurum.ki mutlaka bir yerlerden çıkar.güzel yorumunuz için teşekkürler.Ankara'ya selamlar. Size ve eşinize de bizden kocaman sevgiler..

    Güldemcim;
    canım.teşekkür ederim.bence sen de öylesin.sıcaksın samimisin.o yüzden ilk görüşte sevdik birbirimizi biz.sen de çok güler yüzlüsün benim gibi.hep böyle gülelim canım inşallah.gelince de bol bol güleriz seninle:):)öpüldün

    Banucum;
    Ankara hep özlenen bir yer benim için.senin de güzel anılarını hatırlattıysam ne mutlu.aslında çok haklısın bir dk bile üzülmemek hüzün barındırmamak lazım içimizde ama bazen yeniliyoruz işte.önemli olan bunu uzun tutmamak.gülümeseyebilmek yeniden.bol gülücüklü günler canım sana da.öpüyorum.sevgiler

    YanıtlayınSil
  7. Masal tadında Tuğba'ca bir yazı okudum yine sağol gülen yüzlü arkadaşım benim...

    Güne kafayı takmayan güler yüzlü insanlar hep karşına çıksın olur mu! Ve gülmek bence de sana çookk yakışıyor :)

    YanıtlayınSil
  8. çok yıllar yıllar önce.... benide götürmüştün sakala gerçekten de ne de güsel bir yerdi, ne huzurlu , ne sıcak...kafenin ortasından kalbi gibi çıkan ağacıda hiç unutmadım kedişşş...
    sanki bir anda ışınlanıverdim o günmüze... sonra hikayeni okurken her anı gözümün önünde canlandı...
    bazen bir dilim kek, bir çift güsel söz, mutlu olmak ne kolay aslında...
    hala biryerlerde böyle güsel insanların olduğunu bilmekte şahane..
    sen hep gülümseeee....hep güseli hayal et..gelir bulur seni o zaman... ;)))))

    YanıtlayınSil
  9. Tuğbacım beni de hüznün sardığı bir anda okuyuverdim güzel hikayeni...öyle güzel anlatmışsın ki gözlerim doluverdi...

    Hep gül emi...hep çokkkk mutlu ol...

    YanıtlayınSil
  10. Öyle güzel dile getirmişsin ki; Ankara'da yalnız değilmişim gibi hissettim birden..
    Bu yazı bana çok iyi geldi şu an.
    Teşekkür ederim.
    NOT: Beni unutmuşsundur sanırım, serrose'nin vasıtasıyla tanışmıştık aslında. Ve ne zamandır bloğuma hiç uğrayamadım(bundan da çok rahatsızım),ayrıca da sana sözüm vardı(dil-tarih fotoları,haberleri..vs) bundan dolayı da çok utanıyorum, ne olur kusura bakma.
    Affına sığınıyorum.
    Tekrar teşekkür ederim kendimi iyi hissetmemi sağladığın için.
    Sevgiyle kal...

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)