17 Ağustos 2015 Pazartesi

Mavi pazartesi

 Fotoğraf: graffic foto by flickr

Gökyüzü alabildiğine açık bugün. Dünden önceki gece tıpkı kış aylarındaki gibi uzun uzun gürleyerek yağdı yağmur. Toprak kokusu panjurlardan ışıkla birlikte içeri sızdı sabahın ilk saatlerinde. O gün serinledik de kendimize geldik. Dün yine bir parçacık da olsa güzeldi. Kelimeler sıcağın etkisiyle akıyor sanki satırlardan aşağı. Bazen yazdıklarımı kendi gözlerim bile görmüyor gibi geliyor. Çay harareti almıyor, kahve rahatlatmıyor, soğuk içecekler boğaz ağrısı, soda mide guruldaması, meyve suları fazla şekerli geliyor. En güzeli ayran ve su. Türkiye'deki gibi mis gibi krema kıvamlı ayranlardan değil tabi bahsettiklerim, ev yapımı, kavanozda karıştırılandan, babanne usülü de deriz biz. Sıcak yaz günlerinin dert ortağı adeta. Tatillerde eve vardığımızda bizi dolapta bekleyen yegane içecektir kendileri. Özlemişim. 

Şu tatile yaklaşan son günler geçmek bilmiyor. Bugün itibariyle tatil için tam bir haftamız kaldı. Bu bir hafta sanki bir ömür. Çocukluğumdaki gibi uyuyayım ve gideceğimiz güne uyanayım istiyorum. Tatile o kadar çok ihtiyacımız var ki. 


Fotoğraf: Tahia Hourria by flickr

Cezayir'in eski yüzlü sokaklarını ilk günden sevmiştim. Hala seviyorum. Yaşanmışlık var her bir yerinde. Hüzünle huzur bilmediğimiz bir şekilde birbirine işlenmiş gibi. Bazı parçalar zorunlulukla birleştirilmiş bazıları sadece teğellenmiş gibi. Yine de iç içe geçmiş tüm duygular bu sokaklarda. 

Türkiye'ye tatile gittiğimin sanırım ikinci haftalarında özlemeye başlıyorum buraların sessizliğini. Orada telaştan, kalabalıktan, mutsuz suratlardan aptallaşıyoruz, dengesizleşiyoruz. Sıcak beton binalardan yüzümüze vurdukça, benim de kafamı duvarlara vurasım geliyor. Sanırım bonus olarak güzel yanı denize çok ama çok yakın olabilmek. Yine de dönülecek böyle sakin bir yer olduğu için seviniyorduk çoğu zaman. Bir ohh diyoruz her seferinde; ohh evimizdeyiz!

 Fotoğraf: sofilou by flickr

Bizdeki gibi sokak pazarı kültürü yok denecek kadar az burada. Pazar namına bulduğumuz yerler de hep vasat çıktı. Ben şimdiye kadar harika denilecek kadar çeşitli sebze meyve pazarını sadece bir fotoğraf karesinde gördüm, hala inanamıyorum. Sokak manavlarındaki başlıca alınacak sebzeler domates soğan ve patatestir aa bir de kocaman biberler. Bunları bir arada bulduğunuzda kendinizi şanslı sayıyorsunuz. Öyle üstü kapanmış büyük pazar yerleri beklemek aptallık olur. Ama ilk kez geldiğimde ben de öyle yerler aradım elbette. Çünkü insan alışkanlıklarını devam ettirmeyi düşünüyor alakasız yerlerde bile. Şimdilerde fazlasıyla kabullenmiş haldeyim. 

 Fotoğraf: Google-Magasin Alger

Cezayir'de en sevdiğim dükkanlar işte bunun gibiler. Dışarıdan züccaciye gibi görünüyor, kim bilir içerde neler var. Bunun daha iyilerini de gördüm tabii, bu sadece benzerini bulabildiğim en iyi fotoğraftı. O plastik torbalar sıkça tercih ediliyor burada. Soldaki plastik torbaların altındaki kulplu tavalar ocakta ekmek pişirmek için kullanılıyor. Toprak kaplar da kuskus yapımında kullanılıyor. Sol yanında da eczane görüyorsunuz.

 Fotoğraf: djaziri.tumblr

Maviye açıldıkça güzel oluyor bu mavi panjurlar. Bu apartmanlar masal gibi, çok seviyorum ama içleri nasıl şu zamana değin göremedim. Yine de ümidimi içimde saklı tutmaya devam ediyorum. Çok isterdim burada böyle mavi ahşap panjurları olan bir evde oturabilmeyi. İşlek bir caddeye bakabilirdi veya sadece çiçekli sessiz bir sokağa. 

Vereceğim çok ekstra bilgilerim yok. Başkentteki sahilde bulunan alışveriş merkezimiz Ardis'in hemen yakınına Carrefour açıldı. Bu büyük bir olay. Daha önce carrefour altında, aldığımız etten zehirlendiğimiz uyduruk bir market vardı ama bu onun gibi değil. Gayet kocaman, aynı Türkiye'dekiler gibi. Henüz gidip görme fırsatımız olmadı. Sanırım tatil dönüşü gidebiliriz. Döndüğümüzde sonbahar bizi ne kadar sürede karşılayacak merak ediyorum. Bu sene buraya yaz çok feci geldi, geç geldi tam geldi. Geç çıkar diye düşünüyorum ama burası Afrika, belli olmuyor huyu suyu. 

Güzel bir hafta olmasını diliyorum, her şeye rağmen. Çünkü delirmemek için elimizden gelen az şey var. Dünyanın tüm dengesizliklerine, insanların kötülüklerine rağmen hala nefes alabiliyoruz. Şükretmek lazım her zaman elimizdeki her küçük şey için. Sabretmek, şükretmek, umut etmek, hayal etmek ve yaşamaya devam etmek!

*Bugün fazlasıyla üzücü bir gün zaten ama bahsetmek içimden gelmedi. Çünkü kaybettiğimiz insanların yüzlerini, kokularını, seslerini hatırlamaya çalışmak yoruyor fazlasıyla. Yaşasaydı ne derdi, neler yapardı demek çok koyuyor. Görüp dokunamadıklarını, tadamadıklarını düşünmek acıtıyor. Demişler ya Ağustos güzel ay, 17 si olmasa!

10 yorum:

  1. tuğba,
    seni okumak hayatın akışı gibi,
    doğal bişey gibi,
    şahanesin,çok sevgiler
    bir daha yaşanmasın desek de dünyanın herhangi bi yerinde olabiliyor!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Canımcım bu sözlerinle ahh ahh nasıl mutlu ettiğini sana kelimelerle ifade etmem çok güç. Çok da içten samimi söylüyorsun, utanıyorum da birazcık ama gülümsüyorum bol bol. Teşekkür ederim. Bu güzel duyguları sana kelimelerimle yaşatabilmek ne büyük gurur, mutluluk.
      Benden de kocaman sevgiler sana.

      Sil
  2. Yaaaa, fotoğrafa bakayım derken tüm yazdıklarım gitti :) Tekrar yazayım.
    Burada da dün akşam yağmur şaşırttı bizi. Hiç yağmur havası yoktu ama nasıl olduysa birden boşalttı. Serinledi azıcık ama yine sabah güneşi fena yakıyordu. Pazarları eskiden sevmezdim ben, kalabalığı görürdü gözüm tek. Ama sonradan nasıl diyeyim, yemeklerle ve fotoğrafla haşır neşir olmaya başlayınca o tezgahlar çok çekici görünüyor bana. Taze sebze meyveler, otlar.. Bazen sadece o tezgahları görmek için yolumu pazara düşürüyorum. Tabi sen de alışınca burada her gün bir mahallede pazar görmeye, orada garip gelmiştir. O dükkan tam içinde kaybolmalık duruyor. Dışarıdaki yayvan kaplar toprak olanlar sanırım. Kuskusu nasıl pişiriyorlar merak ettim. Sanırım bizim pilav gibi orada da kuskus yapılıyor ha? Sepetler de kaçmadı gözümden :) Benim hayalimdir birinden sepet örmeyi öğrenmek. Kocaman kocaman sepetler yapmak istiyorum. Nedense sepetlere karşı büyük bir sempatim var. Ama tabi sepet örmek için kullanılan malzemeyi bulmak önemli.
    Gelmenize az kalmış, iyi hadi. Sevindim senin için. Ve gerçekten katılıyorum sana, böyle evinden uzakta olunca insan her ne kadar özlediğin yer de olsa ev bir süre sonra gözünde tütmeye başlıyor. Ben köye ya da ablalarıma gittiğimde 2 günden sonra evim, yatağım gözümde tütmeye başlar. Gerçi seni yoran şehir kalabalığı, gürültüsü..
    Ve umarım bir daha öyle bir felaket yaşanmaz. Çok daha kötüleri de yaşandı tabi, ve yaşanması bekleniyor da. Allah bizleri ve sevdiklerimizi korusun demek düşüyor sadece bizlere.
    Bu bir hafta içinde tekrar görüşürüz mutlaka ama şimdiden iyi yolculuklar ve iyi tatiller dilerim. Sevgiler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ay Denizcim bana da sık sık oluyor bu yazdıklarımın silinmesi durumu deli oluyorum. Biraz kendimi sakinleştirip yeniden yazıya girişiyorum.
      Yağmuru belirli zamanlarda yağdığında seviyorum. Toprak çimen kokusu beni benden alıyor inan. Ama burada bitmek bilmeyen yağmurlar var ki onlar da sinir ediyor insanı.
      Pazarların kıymetini ben de bilmezdim eskiden pek. işte öyle evin ihtiyacı için gidilip gelinen sıradan bir yer gibi gelirdi. Buraya geldiğimden beri anladım kıymetlerini. Ne kadar şahane yerler oysa, o tazelikleri o renkleri kokuları ne harikadır. Yok burada öyle bizim en ufak pazar yerleri gibisi bile. Bu gelişte de bakalım pazar ziyareti yapmak şart. En son beni uzaylı sanmıştı teyzeler biberlerle konuştuğum için ama olsun:)
      Sepet örmek benim de hayalimde var biliyor musun. bambudan yapan bir yer gördüm burada. Onun dışında güzel renkli sepetleri var sana alayım hatıra olsun. Elbet vardır aslında tr de de bir yerlerde gidip öğrenmek gerek. Aslında ölmeden önce daha yapılması gereken o kadar çoook şey var ki yaa ben şu bakır tepsilere desen yapımını da çok merak ediyorum. Pıt pıt dövüyorlar ya:)
      Dışarıda gördüğün o toprak kaplardan çok almak istiyorum ama ağır ve büyükler getirmem güç. Sanırım benzerleri bir yerlerde bulabilir hatta yaptırabilirim de, bakalım. Kuskus bizdeki gibi değil canım. İrmik gibi bir dokusu var. Buharda pişiriliyor birkaç defa olmak suretiyle, zeytinyağı eklenip elle havalandırılıyor.Bir defa Cezayirli biriyle yaptım öğrenmek maksatlı. lezzeti çok güzel tavuğa sebzeye ete çok yakışıyor. Fotoğraflarını ben de koymuşumdur aslında ama web den de araştır bak nefistir biz yiğitle bayılıyoruz.
      Ev gibisi de yok hakikaten. 5 yıldızlı otele de gitse insan evini özlüyor çünkü ait hissediyor Biz de burada seneler geçirdiğimiz için evimiz gibi benimsedik o yüzden özlüyoruz minik kulübemizi:)
      Güzel ve uzun yorumlarına bayılıyorum. cevaplaması da keyifli oluyor mektup yazıyor gibi.
      Allah iyi yazılar yazsın derdi ananem artık hep öyle diyorum ben de. Güzel bir ömür geçirelim sevdiklerimizle gerisi teferruat. Bu bildiğimiz tek hayatımız sonuçta. Gerisi hayatın elinde elbette, o işaret ediyor biz ilerliyoruz:)
      Yine görüşürüz tabi canım haberleşiriz. Çok teşekkür ediyorum. Yolculuk telaşı bende başladı bile zaten şimdiden.
      Güzel bir hafta olsun hepimiz için.
      Öpüldün çokça

      Sil
  3. Ahh Tuğbacım ne güzel demişsin son satırında, sana katılıyorum. Dilerim bir daha böyle büyük bir felaket yaşamayız, İstanbul korkutsada. Doğal felaketler, insan kaynaklı felaketler hiç bitmiyor, dilerim barış ve huzur bizi çabuk bulsun. Günler çabuk geçiyor, dilerim keyifli ve gönlünce bir tatil geçirirsin, buralara yolun düşerse kısa da olsa beklerim, şimdiden iyi yolculuklar Tuğbacım, sevgiler ve öpücükler bizden... :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Deryacım, hep iyi dileklerde bulunuyoruz ama işte hayat acayip bir şey ne zaman neyle karşımıza çıkacağı belli olmuyor, doğaya da karşı gelinmiyor. Biz yine de söylemeye devam edelim. İnsanoğlu ne kadar bencil ve kötü niyetli de olsa iyi şeyleri hak ediyor. Huzur ve barış en önemli iki şey hayatta. Günler geçiyor, yıllar geçiyor, hem de nasıl geçmek! Oralara inşallah bir gün düşecek yolumuz yiğitle. Hep konuşuyoruz Ankarayı merak ediyor yıllar olmuş gelmeyeli. Ben de ayrıca inşallah geleceğim kek yiyip örgü örmeye seninle. Seni de her zaman bekliyorum İzmir'e. Bizim de kesin dönüş yakın artık, gönül rahatlığıyla davet edebiliyorum arkadaşlarımı sevdiklerimi. İnanılmaz keyifli oluyor daha şimdiden.
      Çok sevgiler canım öpüyorum

      Sil
  4. 17 ağustos gecesi uyuyamadık biz de .. ben hiç deprem yaşamadım ve istanbula taşındığımdan beri korkarak yatıyorum :( Allah korusun felaketlerden..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merve Hanım;
      Ben de hep deprem gördüm rüyamda. Hala o günler dün gibi aklımızda. Korkmak, uyuyamamak nasıldır bilirim. Ben de büyük depremi yaşamadım ama çok korkuyorum. İzmit'te İstanbul'da Adapazarın'da hatta İzmir'de bile uyuyamıyorum yüksek katlı binalarda özellikle. Allah korusun. İnşallah bir daha böylesi felaket zamanlar olmasın.
      Sevgiler

      Sil
  5. Çok güzel, böyle oralardan haber göndermeniz. Çok keyifli dışardaki bir şehri orada yaşayanlardan dinlemek. İnsanın gelesi gezesi geliyor nasıl olursa olsun... Hiç vazgeçmeyin umarım..
    Daha güzel günlerimiz olsun inşallah... Sevgiler,

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim güzel yorumunuza. Beğenmenize memnun oldum. Ben de keyif alıyorum farklı hayatların içindeki insanların maceralı yaşamlarını dinlerken, okurken, fotoğraflarına bakarken.
      İnşallah daha güzel nice mutlu maceralı keyifli günlere.
      Sevgiler benden de...

      Sil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)