3 Ekim 2015 Cumartesi

Ekim; acı ve hüznün bir aradalığı


Ekim ayına da vardık sonunda. Sıcak günler yerini sertçe esen rüzgarlara bıraktı. Kendimizi hayallerimize bağladığımız zamanlar diyordum bu sonbahar zamanlarına eskiden. Şimdi hayal kurmayı düşünmek bile çoğu zaman, dünyadaki kötülüğün yanında, vicdan azabı çektiriyor ben ve benim gibilere.

Dünyaya hayal etmek için gelir kimileri. Geceleri hayallerle uyur, gün içinde türlü hülyalara dalarlar, sonbahar çocukları daha ziyade. Hüzne aralanan geniş kapıları vardır düşüncelerinin. Şairin her dizesi eski yemek kitaplarındaki altın tarifler gibidir böyleleri için. Mutfağında karnabahar kızartan kadınlar ve onların olmasını arzu ettikleri tüm hayalleri esen rüzgarla gelir de beni bulur. Aklım sonbahar da hep anılara, çocukluğuma, mis gibi yemek kokan evlere, o eski adamların terzide özenle dikilmiş elbiselerine, odaların güneş girmeyen taraflarına kayar. 

Kutsal cumamızı geride bıraktık bir kez daha. Kutsal çünkü harala gürele geçen iş yaşamından sıyrılıp, kendimizi bulduğumuz en özel an'ları içeriyor. Bir zamanlar tanıdığım kutsal isimli çocuktan daha ötesi değil yani bendeki anlamı. Sobalı evimizdeki, o karıştırmayı çok sevdiğim kolilerin durduğu soğuk odadan, köydeki süt kokan çakır teyzenin pazen eteğinden daha kutsal değil. 

Bahçeye serdiğim çamaşırlarım uçuşuyor şu anda eminim, mandallamadıklarımı düşünüyorum. Kedilere örtü oldular belki de. Onların da işi zor, sokakta olan tüm diğer hayvanların olduğu gibi. Kendimi onların yerine koyunca, bir parça yemek için avaz avaz dilenmenin acısını içimde hissediyorum. Ya evde yemek pişiren bir kedi ailesi olsaydı ve ben onların kapısının önünde bağıran bir minik insan olsaydım? Öyle anlarda dünyanın tüm aç hayvanlarını çevreme toplayıp ziyafet çekmek istiyorum 7/24. Tabi bir de dünyanın tüm aç çocuklarını, adamlarını ve kadınlarını. Kedi ağlar ben ağlarım... Böyle böyle geçiyor günlerim! Elimden geldiğince hem kendimi hem onları beslemeye çalışıyorum da işte yetmiyor ne ruhuma ne sokaktakilerin hepsine. 

Herkes sonbaharda yapılacaklar listesi hazırlıyor. Ben sadece şunları yazabildim listeme, 
-şu sıralar okuyabildiğin her şeyi oku;
-gitmeden önce görmek istediğin yerlere git, amaçsızca da olsa Cezayir'in tozlu sokaklarında yürü, etrafın manzarasını beynine kazı, gerekirse hatırlamak için not al;
-eşyalarını derleyip topla ve içindeki tüm tereddütlerden arın!
-Bir de yazmak istediklerini erteleyip durma demeliyim sanırım son madde olarak...

Şimdi balık zamanı, Cezayir'in balıkçılarını yazayım en iyisi. Sonra da gidip çamaşırları toplarım.

8 yorum:

  1. Tuğba,
    Buraya yazdıkça yazdıklarının derinleştiğinin, başka bir şeye büründüğünün farkında mısın? Öylesine uzun zamandır yazdıklarının, yazılarının konuğuyum ki yazdıklarının nasıl gün be gün güzelleştiğini, tatlandığını fark ediyorum. Elbette şu aralar yazdıklarının hepsinde bir kopma acısı, eşyaları anılarla birlikte kolilemeden kaçış ve göçün hissettirdikleri var. Onları da okumak çok güzel olsa da ben yazılarında hep artan güzel tattan bahsediyorum. Yaza yaza kazanılan o güzel tattan. Yazından bir paragrafı alıp defterime not ettim. (adınla beraber) çünkü o paragrafın bana bir şeyleri yazdırmak için beklediğini fark ettim. Haberin olsun. Bu aralar yazdığın her şey ilham bana.
    Bu arada benim de yazmak gereken çok şey var. Sıraya girmiş bekliyorlar. Ve o yazmam gerekenleri yazamadığım için de yüreğim biraz ağır. Bunlarsan bir tanesi hala nasıl yazacağımı kafamda netleştiremediğim Hindistan anları, anıları. Ama ben listeler yapmak ve başka şeyler yazmak istiyorum. İstiyor istiyor ama bir türlü yazmak için oturamıyorum.
    Yüreğinin hafiflemesini,bundan sonra ayrı düşeceğin ömrünün bir kısmının notlarını keyifle temize çekmeni diliyorum.
    Hadi Cezayir sokaklarına...
    Öptüm seni çok...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Özlem;
      şu yorumunu okuyunca uzun sayfalar dolusu mektup yazasım geldi sana:)
      Aslında yazılarımın farklılaştığının veya derinleştiğinin farkında değilim biliyor musun? Nasıl geliyorsa içimden öyle yazıyorum. Bir de daha çok okuyabilsem, kitaplarım yanımda olsa ahh ahh. Farkında olmamak biraz da iyi aslında, çünkü sonrasında kaygıya kapılıyorum, acaba diyorum içimden nasıl yazıyorum? Sonra sığlaşmaktan, tekrara düşmekten korkuyorum. Bu yüzden nasıl olduğu fikrini okuyanlara bırakmayı tercih ediyorum.
      Şu sıra kopmanın acısı var evet, kaygı var, yollar var yazılarımda, özlemler var yine. Böyle böyle akıyoruz hayatın içinde işte.
      Paragrafı not etmeni de çok sevdim. Ben de yapıyorum bazen. Mutlu oldum sağolasın.
      Yazmak istediklerini yazamayınca insan yüreği katlanıyor gibi oluyor. Hindistan anılarını çok güzel anlatacağına inanıyorum ben, hep yaptığın gibi. Acele etme, zamanı geldiğinde zaten yazarsın eminim. Şimdi listeler yap, hayal kur, canın nasıl istiyorsa.
      Umarım notlarımı temize çekebilir, hatıralarıma güzel yenilerini ekleyebilirim.
      Cezayir sokaklarına da dalıp kaybolasım çok var ama işte imkanlar ne yazık ki kısıtlı. Bakalım dönüşe biraz daha yaklaşalım, belki o zaman.
      Öptüm ben de çok çok.

      Sil
    2. Bu yazın ve son yazın nasıl olduysa gözümden kaçmış. Buraya yazıyorum bu yorumu çünkü benim de farkettiğim bir şeydi Özlem Öztürk'ün bahsettiği. Gittikçe derinleşiyor yazdıkların ve kaldırıp götürüyor beni de hislerinin içine. Bazen okuyup öylece bırakmak istiyorum. Sonra okuduğumu anla, hissettiklerini hissettiğimi bil diye yorum yazmaya zorluyorum kendimi. Yanlış anlama sakın, bu zorlama kısmı yazdıklarının üzerine bir şey söyleyemediğim için, senin yazdığın şekilde kalmasını istediğim için. Biliyorsun yorumlarımda genelde yazılan her konu üzerine fikir paylaşmayı severim. Yazdıkların tam hissettirdiği şekilde içimde kalsın istediğim için kelimelere dökemiyorum bazen.
      Son yazdıklarının içinde gerçekten Özlem Öztürk'ün de bahsettiği hem gitme, hem kalma, tam anlatamıyorum belki ama o hissi görmek hoşuma gidiyor bir şekilde. Yazılarının duygularınla böyle değişmesini ve daha da tatlanmasını görmek çok güzel.
      Seviyorum senin duygularını.
      Bol bol yazmaya devam et. Öpüyorum, sevgiler gönderiyorum.

      Sil
    3. Denizcim oluyor bazen öyle, ben de kaçırıyorum bazen. Hatta bazen net de gıcıklık yapıyor eski yazıları görünüyor diğer blogların, bir bakıyorum yenisi var.) Çok güzel şeyler söylemişsin teşekkür ederim canım. Aslında bu değişimi çok fark etmedim ama biraz farklılılaştığını hissediyorum. Ne mutlu ki sizin gibi güzel insanlar iyi yönde değiştiğini söyleyip mutlu ediyor. Son yazıların tadı biraz farklı evet, içinde pek çok duygu karmaşası var ama onları da dile getirmek ihtiyacı hissediyorum. Çok günlüğe dönmesini istemesem de yazılarımın bazen öyle oluyor:)
      Canım ben de senin yazılarını inan büyük bir keyifle okuyorum. Çok teşekkür ederim tekrardan güzel sözlerine. Yazacağım inşallah en kısa zamanda. Bu sıra internet malesef problemli.
      Sevgiler

      Sil
  2. Güzel kalpli Tuğbacım! Buraya dönmek güzel olsa da Cezayir'den ayrılıyor olmak seni biraz hüzünlendiriyor sanırım. Sonbahar listeni keyifle tamamlaman dileğiyle kocaman öpüyorum seni.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Güzel kalpli insanlar güzel kalpleri görebilirler yalnızca Sezercim. Ne mutlu ki birbirimizi tanımışız. Cezayir'e bunca senedir tabi çok alışmışız, beni hüzünlendiriyor ayrılacak olmak. Ama döndükten sonra düzeni oturtunca güzel bir anı olarak kalacağına inanıyorum. Umarım listemi gönül rahatlığıyla hayata geçiririm canım, teşekkür ederim. Öpüyorum ben de çok.

      Sil
  3. Sanki bu dünyaya hayal kurmuş olmak için geldim derim ben de bazen :) Ekim ayı bitti bile bak, listendeki maddelerden epeyce fire olmamıştır umarım. Ayrıca ilk maddeyi ve son maddeyi ben kendim için de alayım. Ekim bitiyor ama kasıma artık... Sevgiler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de böyle diyorum çoğunlukla biliyor musun? Hayal kurmak bir iş olsaydı en iyi ben yapıyor olurdum herhalde de derim:) Listeleri yapıyorum ama işaretlemeyi unutuyorum bazen. Bakayım neler var fire verdiğim. Kasım da geldi de geçiyor sessizce. Sevgiler

      Sil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)