13 Eylül 2010 Pazartesi

Tunus tatili bölüm 1; genel görünüm

Nihayet yazabiliyorum yine. Blogumu özlüyorum yazmadığım zamanlarda. Bazen netimiz yazmaya el vermeyecek kadar yavaşladığında herşey aklımdan uçup gidecek diye korkuyorum. Oysa biliyorum bir kere başlayınca devamı geliyor.

Böyle pat diye bir giriş olacak ama Tunus'a tek kelimeyle bayıldık. O kadar düzenli, temiz, turistik ki. Bu kadar güzel olabileceğini beklemiyorduk doğrusu. İnsanları çok güleryüzlü bir kere. Turist görmeye alışkın oldukları için de çok iyiler, anlayışlılar. Turistler genelde araba kiraladıklarından ve bu arabalar mavi plakalı olduğundan direk tanıyorlar ve hep yol veriyorlar yabancı olduğunu bilerek. Çok fazla italyan turist var. Son derece modernler. Merkezdeki binalar Cezayir dekilere benziyor ama hepsi o. Onun dışında son derece gelişmiş. Ne taraf kafamızı çevirsek aaa bu da var, aaa bu da mı var diye cümleler kurduk. Örneğin Shell vardı, Total vardı, ki burada en önemli nokta bu benzin istasyonlarında aynı zamanda alışveriş yapılacak minik marketlerin de olması türkiyedeki gibi aynı. Hatırladıklarım arasında başka söyleyebileceğim, teknolojik ürünler merkezi vardı, bir sürü kocaman Carrefour vardı, brillant home vardı, bir çok ünlü markanın devasa yerleri vardı örneği Loreal. Ayrıca Tunus'un Freeshop'una bayıldık. Aynı Türkiye gibi. Her çeşit ürün ve marka mevcuttu. Bir de şu meşhur La Fayette caddesi çok güzeldi görebildiğimiz kadarıyla. Merkezdeki en lüks cadde olduğunu sanıyorum. Biz gittiğimizde bayram olması sebebiyle caddedeki çoğu dükkan ve mağaza kapalıydı ama yine de güzel olduklarını anlayabildik. Zaten Fransa'dan ismini alması sebebiyle belli etti hemen kendini. 

Kalacağımız oteli Booking.com dan seçtik ve rezervasyon yaptırdık. Hiç bir sorun çıkmadı siz de gönül rahatlığıyla kayıt yaptırabilirsiniz. Biz de araştırdık önceden zaten, yorumlara falan baktık. Otelimizden de pek memnun kaldık. Ona da buradan bakabilirsiniz. Dizayn olarak türkiyedekilerden farkı yoktu. Tek eksik bizce yemeklerin çeşitliliği oldu. Ki aslında bu da çok normal birşey. Türkiyedeki yemekleri kim nerde bulabiliyor ki? Yine de lezzetli ve güzellerdi. Garsonlar fazla ilgiliydiler bile diyebilirim. Benim için önemli olmasa da çünkü otelde sevmediğim bir şeydir animasyonlar biraz zayıftı. Oraya kadar gidip gecemi animasyon izleyerek geçirmeyi sevmem doğrusu. Onun yerine kumsalda denizin sesini dinlemeyi tercih ederim. Öyle bir dalga vardı ki zaten denizde neredeyse dalgaların kıyıya vurma sesleri odaya kadar geliyordu. O yüzden epey eğlendik kumsalda. Kocaman dalgalara kendimizi bıraktık, çocuklar gibi kumdan kaleler yaptık, koştuk oynadık..


İyiki gitmişiz diyorum ben. Bir daha bile gidilebilir. Yine de önce Fas'ı da görmeyi istiyorum ikinci sefer gitmek yerine. Belki sonra yeniden gidebiliriz. Netten araştırma yaptım giderken çoğu yazan şey doğru çıktı daha ilk gün bir satıcıyla pazarlık yaptığımızda alacağımız bir malı 80 dinardan hooop diye 10 dinara indiriverdi. Şoka girdik ve gülmekten de kırıldık tabi. Bu yüzden gözümüzü hep açık tuttuk ve pazarlık yaptık sıkıca. Kiminin gözü toktu inmedi biz de inenlere gittik. Çünkü acayip kazıklamaya çalışıyorlar insanı aynı bizimkilerin turistlere yapmaya çalıştığı gibi. Ne kadar da kötü bir şey ve bir türlü vazgeçilemiyor. İnsan kendini tam manasıyla enayi gibi hissediyor. Yalnız Tunus'ta en çok sevdiğim durum fotoğraf çekmeye çalışırken arabaların bile yol vermeleri oldu bana. Bu kadar saygılıydılar yani. Son derece güzel turistik yerleri vardı ki sarı tabelalardan kolaylıkla bulduk yerlerini. Carthage'yi çok beğendik.İnanılmaz huzurlu bir mekan ve evler harika. Bir de çok lüks bir yer. Zaten Tunus kendini hemen belli etti herkesin altında son model arabalar vardı. Polisler bile Alfa Romeo kullanıyorlardı.

Daha bir çok şey var aslında söyleyecek Tunus'a dair ama şimdi biraz fotoğraflara bakın sonra yeniden yazarım ben nasıl olsa;


Sonraki yazılarda oteli, gezdiğimiz yerleri, tunus kapılarını göstereceğim sizlere..

9 Eylül 2010 Perşembe

Tunus'ta bir gün

Şimdi otelimizden yaziyorum bugün ilk defa girebildim yeni yazabiliyorum gunlerimiz pek guzel geçiyor yalnız hava biraz puslu ara ara minik yağmur damlaları dusuyor yine de huzur dolu icim keske hep tatil olsa böyle bir otelde geçse zaman diyorum içimden.dün Tunus'ta aksam iftar vakti her yer kApaliydi o yuzden bugün yeniden gidicez sidi bou Said i de görmek çok istiyorum aynı santorini gibiymiş ve gezi kitaplarında da bolca yer veriliyor özellikle de mavi beyaz evlerine ve işli kapılarına.şimdilik bu kadar denize doğru yol almalıyım.

HERKESİN BAYRAMİNİ KUTLUYORUM.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Tunus yolcusu kalmasın!

Nihayet o beklediğim an kapımıza geldi. Buraya geldik geleli ne Fas'ı ne de Tunus'u ve tabi dibimizde olan birçok güzel yeri görememiştik. Daha çok kısıtlı tatil zamanlarımızdan ve tabi vize sorunlarından dolayı..Bayram tatilini fırsat bilip bu sefer birşeyler planlamayı uzun zamandır kafama koymuştum. Aslında ilk düşündüğümüz yer Paristi. Sonra Duygu ve Ümit'in de bize katılmalarıyla tercihimiz İspanya oldu. Vize işlerine başlamıştık ki önümüze saçma sapan engeller çıktı. Öyle zor prosedürler uygulamak istediler ki. İnanamadık. Yok hayat sigortası yok bankada yüklü miktarda para falan Cezayir de olduğumuz için epey zorluk çıktı. O yüzden biz de yıldık ve Fas'ın genelde bayramlarda Tunus'a oranla daha cansız olduğuna dair bilgilendikten sonra Tunus'a gitmeye karar verdik. Vize sorunu da çözülmüş oldu tabi. Tunus ve Fas'a vizesiz giriliyor çünkü.

İnternetten araştırma yapıp güzel bir otel bulduk Hammammet de. Gezi haritalarına baktık, gidilecek yerleri not ettik. Yarın öğlen uçuyoruz. Bol bol fotoğraf çekmek, denize girmek, güneşlenmek, bir sürü yeni şey keşfetmek için heyecanlanıyorum. Bu sene yapamadığımız tatilimizi de otelimizde yapmış olacağız inşallah zaman yine kısıtlı da olsa. 3 gece 4 gün gidiyoruz malesef. Çünkü normalde burada bayram iki gün. Biz yol durumlarını da hesaba katıp ona göre bir ayarlama yaptık ama keşke bir hafta kalabilseydik. Biliyorum ki oradan dönmek epey zor gelecek.

Tunus'un güzel kapılarını görmek için heyecanlanıyorum en çok, sonra Kartaca'yı, en büyük mozaik müzesi olan Bardo müzesini, mavi ve beyazdan oluşmuş minik bir cennet olan Sidi Bou Said'i görmek için heyecanlanıyorum. O kadar çok fotoğraf çekmek istiyorum ki ve bir o kadar da gezmek..Çocuk gibi heyecanlıyım. Umuyorum ki çok güzel bir tatil olacak. Oradan yazamam sanırım ama denerim. Döndüğümde fotoğrafları ve detayları paylaşacağım ve tabi izlenimlerimi de..Bize güzel gezmeler olsun :) 

Bayramda da yazamayacağım için şimdiden herkesin bayramını kutluyorum. Türkiye de olmak ve bayramın o büyülü havasını derinden hissetmek çok isterdim ama inşallah ileriki senelerde diyorum şimdilik..Herkese mutlu bayramlar..Sevdiklerinizle olmanın, şekerlerin, büyüklerin ellerinin mis kokusunun, memlekette olmanın mutluluğunun tadına varın. Bu anların ne kadar kıymetli ve ne kadar unutulmaz olduğunu hatırlayın..

İYİ BAYRAMLAR...
ŞEKER TADINDA!

2 Eylül 2010 Perşembe

Charlotte doğum yaptı minişlerimizden ilk görüntüler

Bu sabah herşey yiğitin işe gitmek için uyandıktan sonra salonun kapısını açmasıyla başladı. Normalde hemen ayaklarına dolanan charlotte; yiğiti anında es geçip süs olarak holde duran küpün içine girmiş. Odaya geldiğinde bugün doğurabilir dedi bana. Ben tabi uyku sersemi iken anında gözlerimi açtım bu sözleri duyunca. Daha sonra uyanıp hole gittiğimde hala küpün içinde oturuyordu. Birkaç saat sonra çıktı ort alarda gezindi. Daha sonra miyavlayarak beni yanına çağırdı ve küpün yanına doğum için hazırladığım kasaya oturdu, uzunca bir süre karnını sevdim okşadım. Devamlı sevdim ama çünkü ne zaman yanından gitmeye kalksam izin vermedi sanırım 40 dakika onun başında durdum. Sonra arkadaşım geldiği için salona gittim. Kontrol edeyim diye yanına gittiğimde küpün içinden bir koku geldiğini farkettim. Elimi içine soktum tuvaletini yaptı sandım. Bir de ne göreyim biiik biiik diye bir ses ve iki yavru:) doğurmuş meğer bizimki..Tabi hemen panik olarak yiğiti aradım napayım diye. Yiğit geldiğinde onu küpten çıkarttık, havasız ve dar olduğu için. Kasanın içine koyduk..O kadar tatlılar ki hemde mini minnacık..Üç tane yavru olduğunu o zaman daha net gördük. Belki daha sonra yeniden doğurur diye bekledik ama başka gelmedi. Bir tane sarı iki tane de siyah kedimiz var. Anladığımız kadarıyla bir siyah erkek. Diğer ikisi dişi diye düşünüyoruz. Sarı olanın adı SAFRAN, koyu siyah gibi olan SALEM, daha açık siyah ve belirgin kırçıllı olan da TESPİH...İşte ilk fotoğraflar:


Bu da lohusa kurdelemiz heehe:)Hemen buluverdim kutularımın içinden..

Yiğit en çok koyu siyahı sevmiş ben de sanırım sarı olanı. Büyüdüklerinde veririz diye düşünüyorduk ama sanki ayrılamayacak gibiyim :) en azından biri kalır diye düşünüyorum. İlerleyen zamanlarda göreceğiz..

Hala heyecanlıyım ben aman kediler ezilmesin, bişey olmasın diye. Şimdiden sarı ile siyah minik patilerini ittire ittire meme kavgasına başladılar. Pek sesleri çıkmıyor.Yeni fotoğraflarda görüşmek üzere yeniden..
İyiki doğdunuz minişlerimizzzzzzzzz
HOŞGELDİNİZ!!!

29 Ağustos 2010 Pazar

Yeni bir Alger akşamında

Aslında daha evvelden yazılması gereken bir yazıydı fakat yine biraz tembel davrandım ve yazmadım. Bugün artık içimden yazmalısın dedim kendime. Bir daha ne zaman bulacaksın bu fırsatı. 

Tam olarak zamanını hatırlayamadım bir an ama sanırım geçen haftaydı. Cezayir'e gelecek olan bir bayan bana bloğum vasıtasıyla ulaşmıştı. Sonra mailleşmeye ve msn de konuşmaya başladık. Zaten o da benim gibi konuşkan ve sıcakkanlıydı. Mutlaka tanışmalıydık. Yeni bir arkadaş geldi diye çok sevinmiştim yanımıza, yakınımıza. Onlar eşiyle Alger merkezde oturuyorlar. Bir gün ayarladık ve Alger de iftar yemeği için sözleştik. Daha görür görmez kanım kaynadı. İlk görüş önemlidir tabi, ilk izlenim. Zaten restoranttan içeri girdiklerinde birbirimizi tanıma zorluğu da çekmedik, o beni blogdan görmüştü ve biz de onları tanıyalım diye bir fotoğraflarını yollamıştı eşiyle. Güzel bir yemek ve sohbetin ardından. Ki böyle hemencik geçtiğime bakmayın epeyce sohbet ettik birbirimizi tanıdık. Yeni açılan alışveriş merkezine gittik. Amacımız biraz dolaşmak ve yeni açılan bowling salonunda bowling oynamaktı..



Lütfen alışveriş merkezinin giriş kapısına dikkatlice bir bakın. Ben daha önce böyle bir şey görmedim. Saat 21.00 da açıldığı için herkes kapının önünde adeta bir bar'a girercesine bekliyor..Sonra da hurrraaaa...


Burada bowling salonuna girmiş bulunmaktayız. Ama yine kapıda uzuuun kuyruklar bulunuyordu..Neyse ki kendimizi içeri atmayı başardık.

Bunlar da bowling ayakkabılarımız. İçine de naylon torba veriyorlar herkes aynı ayakkabıları giymek durumunda kaldığı için. Çok uyduruk ama buna da şükür diyorum. Burası bizim için sanki bir cennet!

Bu da gittiğimiz restorantta yemeğimize güzel müzikleriyle eşlik eden müzisyenler. Ben çok beğendim. İnternettin iyi olduğu bir zaman sizin için bir video da ekleyeceğim.

Ben bowling topunun gideceği yönü iyice ölçüp biçiyorken:)
Bu da daha evvelki Alger gezimizden birkaç fotoğraf. Onları da paylaşmadığım için daha evvel şimdi koymak istedim..

En sevdiğim fotoğraflarımdan oldu artık bu fotoğrafımız. Yakında buzdolabımızın üzerinde de yerini alacak. Tabi magnetlerden yer bulabilirse kendisine :)

Hepinize mutlu saatler, günler, haftalar diliyorum mutluluk ne de olsa en zor kazanıp en çabuk yitirdiğimiz şey günümüzde! Bu yüzden mutlu zamanların kıymetini bilelim..

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Başka türlü bir aşk bu!


Bu nasıl bir aşktır anlamadım ki ben..Yiğit evdeyken resmen ona endeksli. O yokken benim dibimde pıt pıt. O varken ben gel desem gelmiyor, bendeyken aklı yiğitte kalıyor onu kesiyor :)


Böyle bir yatış var mıdır? Nasıl da rahat koca göbeğiyle..

Ahhh aşk bu iştee..Benim bilmediğim türden bir şey olsa gerek...

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Pıt pıt hanımın hamilelik, bezginlik, şaşkınlık ve komiklik halleri

Pıt pıt hanım lakaplı kızımız Charlotte topu topu iki buçuk ay süren hamileliğinin son bir ayında. Pek bir mutlu mesutuz. Ona pıt pıt dememin sebebi ise her yere minik patilerini vura vura peşim sıra gelmesi. Bir de tombik olduğu için koltuklardan atlardan bonnkk diye ses çıkartması yok mu öldürüyor beni gülmekten. Bundan sonra ona pıt pıt diyorum o yüzden özellikle de sabahları salonun kapısını açar açmaz kendini önüme atması tam bir komedi. Daha sonra da sevgi seansımız var vaktimizin yettiği ölçüde. Bu sevgi seansı akşamları iş dönüşü baba kucağı oluyor genelde. Fıırr diye tırmanmaca ve yiğitin koynuna uzanıp kafasını çenesine dayayıp melül melül onu seyretmesi..Aşk yaşıyorlar resmen gözümün önünde yahu..

Hamileliğimiz kanımca iyi gidiyor. Geçenlerde veterinere de götürdük o da şöyle yalapşap elle muayene ettikten sonra tamamdır bir aya doğurur dedi hepsi o.. Haa bir de siz ne kadar yer gösterirseniz gösterin o kendi seçer doğuracağı yeri dedi. Yine de hazır bir yer yapacağız tabiki bizim zilliye. 

Hani derseniz bu kedicik ne ara çıktı sokağa da hamile kaldı orası büyük soru işareti ? Biz türkiyedeyken ev sahibine bırakmıştık kedimizi, o kadar kötü mü bakılır bir hayvana!!! Geldiğimizde resmen sürünüyordu benim pamuk kedim. Zayıflamış, çökmüş, kederlenmiş yokluğumuzda. Onu görünce zaten kadının boğazına yapışmamak için zor tuttum kendimi. Fransızcam yeterli olmadığı için kadına çıkışamadım da zaten ama her gün benden bir posta laf yiyor türkçe olarak. 15 gün boyunca kedimizin kumunu bile değiştirmemişler. Neyse sadede geleyim; o sırada biz yokken kedi bahçenin minik camından kaçmış ama hemen almışlar öyle dedi. Tabi biz inanmıyoruz kesinlikle. Bence kediciğimiz birkaç gün sokakta kaldı. Zira erkek kediler ava çıkmış gibi hazır mı bekliyorlardı onu kapıda hamile bırakmak için. İmkansız herhalde. Zavallım kaldı birkaç gün tabi dışarda, sokakta olmayı da bilmiyor iyi dayak falan yemedi. Ama hamileliğini ilk farkettiğimizde üzüldüm daha çok küçük çünkü. Onu da sonradan anladık zaten. Baktık bizim pıt pıt tombikleşti, minik memeleri büyüdü pembe pembe :) sonrada daha belirgin bir halde şişti zaten. Bir de kadın aaa hamile mi demez mi dalıcaktım o sırada ona ama malesef yapamadım tabi. Keşke diyorum bazen Türk olsaydı da şöyle bir kavga etseydim bağırsaydım ona siz ne biçim insansınız bir kediciğe sahip çıkamadınız biz aylardır kaçmasın sokağa diye evde tutuyoruz da siz beceremediniz diyeydim. 

Benim küçük prensesim işte böyle hamile kaldı. Tabi az biraz huyları değişti. Gene de güzel herşey. Yanımıza geliyor bol bol uyuyor sıcakta. Biraz yemek problemimiz var o da hallolucak umarım. Veteriner hep et mama ve kuru mama vermeyin sebze verin yumurta verin bebekler için süt verin dedi meyve yiyen kediler bile varmış. Ama bizim sıpacık sebzelerini yemedi. Yoğurdu sevdiği için bandırıp elimle yedirince yiyor ama kendi yemiyor. Bir de peynir seviyor, omlet de öyle, bir de çilekli dondurma yedi azıcık dün miniş diliyle yalayarak:)

Şimdi son çektiğim fotoğrafları gelsin kızımın;
Sıcaktan balkon kapısının önüne yatmış pıt pıt..Çoğu pozisyon hep yatarken zaten. Gündüz hep uyuyor tombik. İkinci fotoğrafta da veterinere giderken arabada çantasında korktuğu için çıkartmıştık koltuklarda dolandı rahatladı biraz:)
İlk fotoğrafta masumiyetimiz üzerimizde ikinci de de şapşap şapşal gölgesini kovalıyor :)

Bu da masa üzeri pozları. Ne yapsam indiremedim şebeği ordan. Masa örtüsü kullanımı kolay diye muşamba gibi birşey orası serin geliyor bende günde on posta masa siliyorum nerdeyse :) En altta da ayakta uyuklarken..
Yine masa üzerinde bir kare. Bir de yeni icat buzdolabı üstü. İlk kez eve temizlikçi geldiğinde korkudan çıkmıştı şimdi ara ara kaçıyor gizli yerine..
Birkaç videosu da var komik müsait bir zamanda ekleyeceğim. İsimleri şimdiden hazır:
-Pıt pıt hanım vileda kovalıyor
-Pıt pıt hanım böcek avında
-Pıt pıt bahçe sefasında

Bir sonraki blog yazısında görüşmek üzere. Herkese güzel bir hafta diliyorum. Leo Buscaglia tadında  olucak biraz ama : küçük şeylere önem verin, kendinizi ihmal etmeyin, hayattan zevk almaya bakın, yaşamın kıymetini bilin, gülümseyin!

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Rutubetli bir geceden

Kampa geldik yemeğimizi yedikten sonra.Bugun inanılmaz rutubet vardı havada aksam da devam etti öyle terliyor ki insan üzerindekileri çıkartıp atmak istiyorum.Bayanlar yuruyuste beyler futbol oynuyor.Ben birkaç tur kostum su icinde kaldım.içimden bir bardak çay olsaydı keske diye geçiriyorum ya da şimdi deniz kenarında bir yerde olsaydım harika olurdu diye dusunuyorum.Lyn kopekleri leo ile gelmiş bu aksam o bile dili dışardan dolaşıyor sıcaktan fenalık geçirmek üzere.Sİmdi yanima duygu geldi o da feci terlemis.Suyu kana kana iciyor.Annelerimiz olsa "terli terli su icmeyin kızım" derdi. Böyle yakın olması işyerinin bulunmaz nimet gercekten yirmi dakikada geliyoruz arabayla aksamlari.Simdi erkekler ara verdiler maclarına ben hala tembellik yapıyorum o kadar yoruldum ki şurada uyuyabilirim. Eskiden kefkendeyken geceleri denizde yakamoz var mı diye bakmak için ne kadar heyecanlanirdik gecenin köründe o kayalardan iner suya bakardık simdi orada olmak zamanın icinden geçip o aksamlardan birine dönmek isterdim.

Bir de Sezen Aksu olmalıydı fonda hatta bir de buz gibi bira olmalıydı.Hararetli sohbetlerden sonra bir de sigara yakardik off o zaman en güzel kelimelerimi siralayabilirdim ardı ardına.

Bu nem dolu geceden yazacaklarım bu kadar.Erkekler mac skoru hakkında cocuk gibi tartışmaya başladılar bile. Ne de olsa futbol onların hayatının vazgeçilmezi. Bu uğurda çok şey yapabilirler:)

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Evlilik Yıldönümümüz kutlu olsuuunn

Bugün büyük gün. O gün kadar heyecanım var sanki. Sürekli saate bakıyorum ve o anları düşünüyorum; şu anda neredeydik, ne yapıyorduk diye hatırlamaya çalışıyorum. Ailelerimizi de arayıp hadi hazır mısınız düğün için gidiyoruz diyesimiz var. Herşey ne de çabuk geçiverdi böyle anlamadan. 3 yıllık evliyiz artık. Sanki herşey daha yeni gibi, buralara gelmişiz de gurbette seneler geçirmişiz birlikte. Ne çok anımız ne çok hikayemiz var. Artık yavaş yavaş aşkımıza yeni bir aşk eklemenin de zamanı geliyor en pamuğundan. Daha nice senelerde uzuuun uzuuun yıllar boyunca sağlıkla ve bolca gülümsemeyle geçirmek tüm dileğim hayatımı sevdiğimle, sevdiklerimizle. 

Fotoğraflara bakıp bakıp durmak boşuna değil bugün. Davetiyeme nikah şekerlerime gömülmek istiyorum. O gün gibi telaş var içimde. Keşke diyorum keşke bir zaman makinam olsaydı ve o güne ışınlayabilseydim kendimi. Bir kere daha yaşayabilseydik. O zaman daha çok dans eder güzel mamalardan daha çok yer, sevdiklerime mikrofonu elime alıp kocaman sevgi sözcükleri söylerdim. 










Bir tanecik eşime;
Canım kocacım; ne çabuk geçirdik yıllarımızı değil mi? Olsun her anımız çok güzeldi seninle. İyiki evlenmişiz, iyiki bulmuşuz birbirimizi bu kocaman dünyada. Eğer sen olmasan nasıl olurdu bu hayat acaba benim için, ne tatsız, ne boş, ne anlamsız..Sen rengarenk zamanlarım oldun benim, gözlerine baktığımda puf puf bulutları gördüm ben, yüreğinde kocaman gelincik tarlaları, saçlarında denizlerin dalgaları aşk dolu tutku dolu. Daha çoook seneler böyle gülümseyişlerle geçsin hayatımız sağlıkla, güzellikle, tonton tonton olalım seninle, hep öpelim saralım birbirimizi sıkıca. Seni çok seviyorum tarçınım..Nice mutlu senelere birlikte, hep birlikte, kocaman ailemiz ve sevdiklerimizle...




Seni seviyorum ve daha çoook seveceğim