20 Kasım 2010 Cumartesi

Kedisiz ev ne kadar güzel olsa da; ev sayılmazmış

Bu ünlü sözü Mark Twain söylemiş. Geçenlerde bir tv programında duymuştum. Gerçekten de öyleymiş diyorum şimdilerde. Önceleri kedileri sadece uzaktan severdim veya kedilerle ilgili şeyleri severdim örneğin fotoğraflar, resimler, objeler. Daha sonra çalışmadığım dönemde yalnız olmayayım evde sıkılırım diye bir minik kedicik aldık. İlk gün halimi görmeliydiniz. O nereye giderse ben ters istikamete gidiyor, o bakarsa gözümü çekiyor, minicik şeyden korkuyordum. Sonra birbirimize alıştık. Evde olduğum tüm günler boyunca kucağımdan inmedi bebek gibi hep benimle oturdu, uyudu. İlk zamanlar tutamıyordum bile ama bir iki denemeden sonra alıştım. Şimdi istediğim zaman mıncırabiliyorum. Bu çok güzel bir duyguymuş meğer. Hem beni sevmesi, hem benim onu sevmem, hem mırnav mırnav yanaşmaları, kucağıma geldiğinde beni sıcacık ısıtması, dilinden anlaması, patilerinin yumuk yumuk halleri ve otururken onları kıvırması harika bir şey. Hele kurabiye gibi kokusu yok mu insanın çok hoşuna gidiyor. Bir de tabi gece üzerinde uyuması :) Eskiden yatak odasına gelecek yanımıza girecek diye ödüm kopardı. Ayak sesini duyar irkilirdim. Sonra dibimizde uyudu bir gece nasıl da mutlu ve huzurluydu. Zaten gırrr gııır yapmasından da anlıyor insan. Hayvan sevgisi bambaşka bir şeymiş bunu anladım ben bu yaşımda. Şimdi diyorum neden bu kadar geç kalmışım. Herkes hayatının bir döneminde bir hayvan bakmalı diye düşünüyorum.
 Şu keyfi görüyormusunuz :) Pufumuzda annelerinin memelerinden süt emiyorlar..Kocaman oldular ama hala memeciler..


 Burda biraz çirkin bakmışlar ama aslında çok masum, toparlak, badi badiler. Hiç de öyle sert ifadeleri yok.

 Safran artık bizde değil. Şimdilerde yeni adı gözlerinin maviliği, erkek olması ve de sarı olması sebebiyle Behlül..Yine de bizi güldürmeye devam ediyor ve tabiki yaramazlıklarına..

Bu şebeği de sanmayın ki kızmış. O sırada esniyordu ağzını kocaman açmış. Ben de hemen çıkırt diye çektim fotoğrafını biraz sinirli gibi çıkmış ama bu esneme pozu aslında :) kendinden geçercesine ve tabi gerinerek..
 Eve geldiğinizde koşarak kapıya gelmeleri. Ayaklarınıza dolanmaları, sonra hemen yanınıza gelip sev beni demeleri inanılmaz güzel. Yemek yerken bizi izliyor bazen karşıdan. Öyle yaparmış kediler, ne kadar enteresan. Hasta olduklarında sana muhtaç olmaları, keyifsizlikleri insanın nasıl da canını sıkıyor. Bizim bebeklere alıştıktan sonra sokaktaki kedilere de ayrı bir gözle bakar oldum. Sanki hepsini sevmeliyim, oynamalıyım onlarla diye içimden geçiriyorum. Bir de oyuncu tarafları yok mu inanılmaz güldürüyorlar insanı. Resmen neşe geliyor insanın hayatına. Komik komik hareketleri, bir anda irkilmeleri, yaramazlık yapmaları çok sevimli..Bizim minişleri büyüdüler de evin içinde bir o tarafa bir bu tarafa koşturuyorlar pıtır pıtır. Ama şu da bir gerçek evde bir kediden fazlasına bakmak zor. Şimdi daha çok yiyor daha çok ilgi istiyorlar daha çok yaramazlar. Yine de insanın yüreği el vermiyor artık ev kedisi olmuş minişleri güvenli ortam da bulsan dışarıya bırakmaya..


İşte bizim şebeklerimiz böyle keyifçiler gördüğünüz gibi. İnsan kıyamıyor da..Yarın öbürgün bırakmamız gerekecek o zaman ne yapacağız ben şimdiden kara kara düşünüyorum. En büyük sorun da zaten 3 tane olmaları. Bir tane gene idare ediliyor da. Sanırım bu saatten sonra kediciksiz de yapamayız. Resmen insanı rahatlatıyor bu minişler. Bakalım az daha büyüsünler de sonra bir yol bulacağız. Şimdi önümüzde yıllık tatilimiz var bir onbeş gün tabi bir de annemin ameliyat durumuna göre gitme zamanımız değişebilir. O zaman kediciklerimizi bırakacak birilerini bulursak bir müddet daha idare edeceğiz..

Mutlu kalmaya devam edin. Ve hiç hayvan beslemediyseniz bence bir tane edinin sizi nasıl da değiştirdiğini göreceksiniz. Yalnız çok abartmayın sonra işin içinden çıkamıyorsunuz..

5 yorum:

  1. Çok tatlılar, hem korkuyorum hem de seviyorum...Çelişkiler içindeyim...:)

    YanıtlayınSil
  2. anneyi kısırlaştırmak lazım ama...

    YanıtlayınSil
  3. very good blog, congratulations
    regard from Reus Catalonia
    thank you

    YanıtlayınSil
  4. başlık dikkatimi çekti bloguna geldim.iyi ki de gelmişim.kedicikler çok şirin.
    ne güzel anlatmıştın.okurken evet dercesine hep kafamı salladım:)
    benim de güzel kızım minnoşum var.yavrulara kıyamam,atamam sokağa;evde de birden fazla kediye bakamam diye kısırlaştırdık.biraz pişmanlık da oldu aslında ama.sonradan yavruları bırakırsam vicdan azabından ölecektim.
    1 gece evde yalnız kaldı.dün geldik.bir konuşmalar,bir hareketler,hele de o koltuk altıma kıvrılıp uyuması yok mu?
    sevgiler

    YanıtlayınSil
  5. Merhabalar Tuğba Hanım.. Kediye dair ne görsem koşarım hemen.. Bloglardan seçmeler den geldim buldum sizi..Evet benimde bir kedim var.. Oldukçe büyük..4 yaşında.. Ben oldum olası kedi bağımlısıydım zaten. Eşimi anca razı ederek 4 yıl önce aldım...Bambaşka bir duygu..Bunu kedi sevmeyenlere anlatamayız değilmi.. Tüyüne rağmen, yaramazlıklarına rağmen, bir bebek gibi bakmak gerektiği için ve bu eziyetine rağmen kedisiz bir hayat düşünemiyorum..
    Bu arada anneniz rahatsızmış çok geçmişler olsun.. Hastane koşuşuturmasıçok iyi birim. hal da koşuşuturuyoruz biz. Ben gata dan emekli oldum.. yıllarca hasta baktım sanki oranın komutanı benmişim gibi. Evet dedğiniz gibi tanıdık olmadan olmuyor.. Acil şifalar dilerim ve bende beklerim bloguma.. sevgiler..

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)