10 Ağustos 2011 Çarşamba

Cezayir ekmekleri

Cezayir'den yeniden merhaba;
Günler yine aynı seyrinde devam ediyor bu kıta'da. Gündüzleri güneşin en yakıcı saatlerini, akşamsa kışa davet çıkartan rüzgarların özgürlüğünü ilan ettiği saatleri yaşıyoruz. Bir Cezayir klasiği diyebilirim. En azından bizim için. Bu ülkede yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hala bilmiyorum. Kelime bulamıyorum ifade edecek. İnsanı huzurla ve durgunlukla sersemletiyor, bir anda karşınıza çıkarttığı güzelliklerle hayallere daldırıyor, hem acıtıyor hem avutuyor. Ben diyeyim bir yanı Ege bir yanı Karadeniz bu ülkenin. İçindeki iki ayrı ruh var, hatta belki de daha çok...

Cezayir'i daha açık ve tane tane anlatmaya karar verdiğimden beri bu yazıları yazmaya başladım. Her şeyi parçalar halinde anlatmak daha güzel oluyor. Cezayir'i bölümlere ayırıp belki de en sonunda yeniden bir bütün halinde ele alabilirim. Çok noktası var anlatılması gereken. Ufak notlar alıyor, unutmamaya çalışıyor ve araştırıyorum. Sadece tecrübelerimden yola çıkarak yazamıyorum çünkü dört senedir burada yaşamama rağmen, içinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle, görmediğim çok fazla yer, tatmadığım bir sürü lezzet, ayak basmadığım bir süsü sokak, tanışmadığım bir sürü insan ve onların hikayeleri var. Fotoğraf da çekemiyorum epeydir. Zaten bu ülkede benim için en büyük sorun bu herhalde. Biraz cesaret eksikliğim var. Oysa burada da fotoğraf okulları var geziler düzenleniyor, bir sürü insan ellerinde koca koca makinelerle ortalarda dolaşıyorlar. Ben yine de yapamıyorum hem zamanım yok, hem yalnızım, hem de fransızcam henüz yeterince iyi değil. İnternet, bildiğim bazı şeyleri görsel olarak da size anlatmam için inanılmaz büyük bir yardımcı. Google'a bayılıyorum mesela. Bazen beni çileden çıkartsa da benim en büyük destekçim o. Genelde, bulduğum fotoğrafların adreslerini, çeken kişilerin bilgilerini paylaşıyorum ama bazen de atlayabiliyorum, tabi bunu da belirtiyorum beni emek hırsızı sanmasınlar diye. Ben sadece iyi bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Her fırsatta da bunu dile getiriyorum.

Şimdi başlıyorum bu yalnız ve uzak ülkenin ekmeklerinden bahsetmeye. Ekmekleri her zaman çok sevmişimdir, daha sevdiğim pek çok şey gibi. Bazen durup dururken burnuma taptaze ekmek kokusu gelir. Çocukluğuma gider orada dinlenirim. Ekmeği ve kokusunu sanırım bana geçmişimi hatırlattığı için seviyorum. 

Bu görüntüye bayılıyorum. Pazarları ve bunlar gibi sokak tezgahlarını çok seviyorum. Orada dolaşmak harika bir duygu. Ben böyle bir yeri Cezayir'de sanırım sadece iki defa gördüm ama unutamadım. Bu fotoğrafı Alger forumlarından birinde bulmuştum yanlış hatırlamıyorsam Cezayir ekmek pazarı adı altında. Tam olarak yerini kestiremiyorum. Bu yeri keşfettiğimde ilk işim soluğu orada almak olacak. Cezayir'de ekmekler fırınlarda, marketlerde, manavlarda, büfelerde satılıyor. Fırından sıcak ekmek alabiliyor olmak büyük bir lüks. Uzun zamandır ben bu lüksten mahrumum. Bir defasında ekmek hamuru almak istemiş, ne için istediğimi anlatana kadar akla karayı seçmiştim. En sonunda fırıncı yaşlı amca pizza yap bununla deyip elime tutuşturmuştu hamuru. Üstelik yabancı olduğum için para da almamıştı. Şimdi evimizde kalmadığımız için fırına da gidemiyoruz ne yazık ki. 


Bu el bir Tuareg eli. Onlar çölde ekmeklerini böyle pişiriyorlar. Bir keresinde Boumerdes sahilinde ekmek pişiren bir Tuareg görmüştüm umarım yeniden görebilirim günün birinde.


 Bazen pişirdikleri bu lavaş benzeri ekmeğin içine diğer fotoğraftaki gibi zeytin, nane, limon veya patates, acı kırmızı biberden yapılan sosları Harissa'dan da koyuyorlar. 


Bu fotoğrafta gördüğünüz ekmeğe tava ekmeği de diyebiliriz. Tencerede pişiriliyor. Hamur açılıp üzerine zeytinyağlı, karabiberli ve salçalı karışım dökülüp, şekil verilip tavada pişiriliyor. 


Soldaki fotoğrafta yine ev yapımı, badem taneleri ile süslenmiş ekmek görüyorsunuz. Yanında da yine adı Khobz El Dar  olan ev yapımı ekmek var. Khobz El Dar zaten yazıdan anladığım kadarıyla ev yapımı ekmek demek. Bu görseli çok severek takip ettiğim bu blogdan aldım. Ekmeğin içinde yine irmik var. Genelde un ile karışık irmik kullanıyorlar. Ayrıca anason tohumları, portakal aroması, tereyağ, süt, tuz ve tabi kabartma tozu. Maya kullanmamışlar. Piştikten sonra bal ile servis yapmak genel bir adet. Tatlıların şerbetlerini bile şekeri kaynatarak değil de bal koyarak yapıyorlar. 


Soldaki açmaya benzer ekmek ise oldukça lezzetli görünüyor , hiç tatmamış olmama rağmen fotoğraftan böyle hissettim. Bu ekmeğin adı Caak diye söyleniyormuş. Şekerli bir tadı varmış ve içerisinde rezene, susam taneleri, portakal çiçeği suyu denilen bir şey varmış. Bu,portakal çiçeği suyunu hep tariflerde okuyorum bir çeşit aroma diye düşünüyorum bizim keklere kattıklarımız gibi. Enteresan bir lezzeti olduğuna eminim. Cezayir ekmeği yapacağım ilk gün bu tarifi denemeyi düşünüyorum. Bu tarif için yine bu blog'a bakabilirsiniz. Yan fotoğraftaki ekmek ise M'semmen veya Mhajebs. Daha gözleme tarzında bir ekmek, biraz da kıtır olabiliyor. Yine de o zaman bile oldukça lezzetli. Yalnız yağlı olduğuna dikkat çekmek isterim. Hazır pakette satılanları da var. Denemeye değer. Acı salça, acı biber veya kıymalı yapılan çeşitlerini ben oldukça leziz buluyorum. 

Bu fotoğraftaki ekmeğin adı ise doğru anlamışsam eğer Kesra. Aşağı da da değişik fotoğraflarını göreceksiniz. Yeşil tabaktaki de onun incesi. Ben onu daha çok Katmer'e benzetiyorum, çünkü sıkı bir yapısı var. 



Yukarıdaki fotoğraflardaki ekmekler de Cezayir ev ekmekleri. Krep bile diyorlar:) İsimlerin çok fazla önemi yok sanıyorum onlar için. Çünkü bazen içinden çıkamıyorum neye ne ismi verdiklerinin. Bir ekmek ismini başka bir yerde değişik isimle gördüğüm çok oluyor. Cezayirli arkadaşlarıma sorduğumdaysa ikisi de olur diyorlar. Lavaş benzeri bu ekmekler, yine domatesli acı sos ile, meyve ile ve tereyağı ve bal ile de yenebiliyor.


Gözlemeye benzediği için ben en çok bu Mhajebs'i seviyorum. Evde istediğiniz malzemeyi içine koyarak yapabilirsiniz. Yan fotoğraftaki de susamlı çörekotlu beyaz ev ekmeği. O fotoğraf ve diğerleri için bu adrese göz atabilirsiniz. 



Bu yukarıda bahsettim Kesra isimki ekmek, böyle özel bir tabakta pişiriliyor. Bu tabağa da Tajine deniyor. Yani sadece üzerinde kapağı olan, televizyonda gördüğümüz desenli tabağa tajine denmiyor. Genele içine yemek konulan her kap için kullanılabiliyor bu kelime. 


Hazır olarak pakette satılanları da bunlar. İnce baklava hamurundan, milföy hamuruna kadar çeşit de bulabiliyorsunuz rahatlıkla..

Yeni yazımda börekler ve kreplerden bahsedeceğim. Mutlu kalmaya devam edin..
Norman Cousins şöyle demiş: Yaşamın trajedisi ölüm değil, yaşarken içimizde ölmesine izin verdiklerimizdir.

4 yorum:

  1. herhangi bir ekmek fırınına girdiğimde tık nefes o kokuyu çekmek isterim hep.. şimdi hepsinin tadına bakmak geldi içimden..

    YanıtlayınSil
  2. harika!
    muhteşem bir sayfanız war:)
    bayıldım..
    seve seve izleyiciniz oldum hemen...
    bende sizi beklerim sayfama..
    gönül dolusu sevgilerimle..
    :))

    YanıtlayınSil
  3. Nilgüncüm;
    ben de senin gibiyim bayılıyorum ekmeklere ve o muhteşem kokularına. Ve böyle fotolar gördükçe de elimi uzatıp alasım, ısırasım gelir:):)

    YanıtlayınSil
  4. Bir tutam kekik;
    çok çok teşekkürler. Böyle beğeniler almak beni hem mutlu hem de motive ediyor. Daha çok yazmak istiyorum. Biraz ihmal ettim yine bu ara:) Ben de en kısa zamanda ziyaretine geleceğim:)Kocaman sevgiler:)

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)