29 Haziran 2013 Cumartesi

Ses veriyorum 1,2,3

Nihayet ses verebildim. Lisedeki müzik öğretmenimden esinlenerek bir başlık hazırladım bugün. İstiklal marşına başlarken hep böyle söylerdi kendisi.

Günlerdir yazmak gelmemişti içimden, yazacak şeylerim olmadığından değil; sürekli problem çıkartan internete sinir oluşumdan yazmadım bunca zaman bir nevi tepki oluşturdum. Blog sayfamın da hakkını vermem lazım ama, yazmayınca çok üzülüyorum, bir de çok şey birikiyor yazacak, işin içinden çıkması güç oluyor sonrasında.

Buralar henüz hala daha tam manasıyla yaz mevsimi gibi değil. Güya Afrika. Afrika'nın çakması gibi adeta. Çok sıkılıyoruz. Artık tatil zamanı gelsin de gidelim memleketimize, ailemizin yanına diyoruz. Güneşle ve denizle hasret giderelim biraz nefes alalım, soluklanalım.

Günlerdir Fas ve Tunus'un arasında Cezayir nasıl bu halde kaldı diye sanki bilmiyormuş gibi kendi kendime söylenip duruyorum. Bir kapana kısılmışlık sendromu halindeyim şu sıralar. Ahh ahh diyorum ne olurdu Cezayir yerine Fas'ta veya Tunus'ta olaydık. Kısmet işte. 

Yazmak istediğim şeyleri parçalara ayırıyorum. Kedimin fotoğrafları çoook birikti. Ondan ayrı bir post yapacağım. Sonra dün uzun zamandan sonra deniz kenarına gidip denizi kokladık, suya yakınlaştık ve kuma dokunduk, mutlu olduk. Boumerdes diye bir yere gittik. En son 2007 senesinde gitmiştim. Onu ya ayrı bir yazı olacak yayınlayacağım görselleriyle. 

Bizim hallerimiz heeep aynı. Kedim ve fimolarım bir de kartlaştığım arkadaşlarım olmasa halim ne olurdu bilemiyorum. Yazmak hayatımın her anında var. Gazete ve dergi yazılarımı yetiştirmeye çabalıyorum. Yazmam gerekenlerin haricinde bir de yazmak istediklerim oluyor tabi onları da bulduğum her kağıt parçasına döküyorum rahatlıyorum. 

Şimdi gelelim bizim hallerimizi anlatan birkaç görsel belgeye. 


Uyku mahmuru kediciğimiz Çapul hanım karşınızda. Uslu bir kedi kendileri. Miyavlamayı pek bilmiyor komik mırıldanmalar çıkartıyor devamlı. Onun gelmesi ile hayatımız güzelleşti desem yerinde birşeyler söylemiş olurum. Pek eğlenceli, yumoş bir kedi. Önceleri bizden çok korkmasına rağmen şimdi sevgi delisi bir hal aldı. Bu halinden de oldukça memnunuz. 

Burası akşamları oturduğumuz daimi köşemiz. Beach bar olarak anıyoruz ama tabi bar dediğime bakmayın sürekli çay kahve içme hallerindeyiz gördüğünüz gibi. 


Kahve tiryakisine dönüştüğümü yazmıştım. İçler acısı halim. Kahve olmayınca üzülüyor, bozuluyor ve sinirleniyorum. Şu Türk Kahvesi nasıl bir şeymiş yahu? Tonlarca kahvenin içinde yüzme hayallerim var :) Deliriyorum sanırım:)

Bu da benden tipik bir cuma tatili görüntüsü. Üzerimde kapşonlu hırkam var. Yani henüz rüzgarlardan kurtulamadık demek oluyor bu. Yaz henüz yaz gibi değil. Çok bunaltıcı olmaması güzel elbette ama biraz sıcaklayalım da deniz ve havuz günlerine varalım. 


Dün yapacak bir şeyler olmadığından sıkıntımızı ıvır zıvır şeylerle gidermeye çalıştık. Salıncak yapmak istedik iki sallanalım diye ama ipimiz yetmedi, ya çok uzun ya çok kısa oldu. Eğlendik epeyce. Arkadaşları kandırıp çocuklar gibi ip bile atladım bir müddet. Hani şu küçükken oynadığımız ip oyunundan. Birler ikiler üçler ve kalçalardan atlamaya çalışırdık ya. İpimiz de halat gibi olduğundan azıcık ayaklarımız acıdı ama gülmekten kırıldık. 30 yaşında kocaman insanların düştüğü haller işte :) Cezayir bizi böyle yaptı :)


Sonra durulduk tabi yorulduk çünkü. Tavla oynadık bir el. Paslanmışım epeyce, tipimden de anlaşılacağı gibi yenildim ama en azından mars olmadım :)


Sonra deniz kenarına gittik. Çok ama çok kalabalıktı. Etrafta çok az kadın olmasına rağmen ısrarla dolaştık. Akşam saatleri olduğu için denize giren çok az insan vardı. Ayağımı suya sokmak istedim ama yapmadım çünkü kendimi denize bırakacak olmaktan korktum :) Boumerdes sahili yazısına bırakıyorum diğer detayları..


Boumerdes'te güzel bir mağaza keşfettik. Öyle ki içinde son derece kaliteli ürünler bulduk. Gerçek saçtan postiş bile satıyorlardı. Diyorum ya buradaki ufacık dükkanlarda bile inanılmaz şeyler bulabiliyorsunuz. Bu arada mağazanın dışarıdan görünüşü plaj şemsiyeleri, şezlongları satan bir yer. İçinde ise yok yok :)Dergilere de gelince kahve eşliğinde göz attık, hayaller kurduk evimiz ile ilgili.


İşte son yaptıklarım. Daha birkaç şey var tabi ama onları fotoğraflamamışım. Yapacak daha pek çok model var aklımda. Geçenlerde internetten şu momiji bebeklerden aldım kendime. Ne zamandır istiyordum. Bu fotoğraftaki bebeği o maksatla yaptım. Çünkü bir sürü almak istiyordum ama bir tanesi bile çok pahalı geldi bana. Kendi bebeklerimi kendim yapayım dedim ben de. Böyle birkaç değişik tipte bebek yapmak fikrim var. Neyse ki internet var da model bulabiliyorum. İnternet olmayınca hayat kapkara bir şey oluyor buralarda. Tam bir bağımlı oldum. Ahh ahh Türkiye'de olanlar, oraların kıymetini bilin. Gerçi gidişatımız pek hayırlı değil ama olsun bolca ümidimiz var. Hep güzel günler hayal etmeye devam. 


Bu yeni gördüğüm gezi parkı afişlerine bayıldım. Onları ilerde bir araya toplayıp çerçeve yapma fikrim var. Harika işler çıkartıyorlar gençler. Hepsine hayranım.


Artık haberlere bile bakasım gelmiyor. Ama tabi kendimi tutamıyorum, kendimi toplayıp okuyorum, izliyorum. Durmak yok, yola devam!

Herkese mutlu hafta sonları. 

1 yorum:

  1. bir daha baktım da yine aynı sonuç, önemli olan yokluk değil ne kadar yapmak istediğin ve sana katılabilecek kişiler! pek güzel şeyler yapmışsınız yine ^_^

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)