4 Temmuz 2013 Perşembe

Uyanma Saati


Bu oluşuma bayıldım. Her zaman düşündüğüm ve başkalarının da düşünmesi taraftarı olduğum her şeyi anlatmışlar sağ olsunlar. Eskiyi özlüyorum hem de çok. Çünkü o zamanlar küçük ve mutluyduk. Tüketim çılgınlığı bir hastalık gibi ve bunu en aza indirmek hatta yok etmek gerek. Tüketim Kültürü hakkında üniversitede lisans tezi hazırlamıştım. Şimdi o tezi hazırlarken okuduğum kitaplar yanımda olsa da yeniden okuyabilsem ve daha detay anlatabilsem sizlere. Ama Uyanma Saati'nde çok güzel anlatmışlar. 





Gelin biz de o ilk adımı atan delilerden olalım!

Siz de bizler gibi düşünüyorsanız görselleri alın, yayın, anlatın, ofisinize, evinize, her yere asın, açıklayın...

Bu hayat hepimizin!

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Sahilde bir gün: Boumerdes

Boumerdes sahilini anlatan yazım 1 Temmuz gibi önemli bir güne geldiği için mutlu oldum. Aslında dün yazmak niyetindeydim ama fırsat yaratamadım. Bugün kabotaj bayramı. Şu anda Kefken'de kutlamaları izliyor olmak isterdim. Eskisi kadar yoğun eğlence ve çeşitli düzenlemeler yapılmasa da yine de seviyorum ben. Bir iki sene önce tam zamanı hatırlayamıyorum elime fotoğraf makinemi alıp koşarak gitmiştim kutlamalara. Ama acele ile evden terlikle falan fırladığımdan denize çiçek atmak için motorlar açılan kafileye katılamamıştım. Epey üzüldüm. Motoru minik ve kalabalık görünce biraz da tırsmıştım itiraf edeyim. Bundan sonraki senelerde inşallah katılma fırsatı bulabilirim.


Gelelim bu kabotaj bayramı günündeki deniz manzaralı fotoğraflarımın anlatımına. Cuma günlerimiz artık herkesin malumu çok da aktif geçemiyor ne yazık ki. Belli başlı yerler var gittiğimiz, gidebildiğimiz. Şimdi Ramazan'ın geliyor olmasıyla aktif olmayan hayatımız daha da beter olacak sanıyorum. Çünkü burada Ramazan'da şehir ölü gibi oluyor. Aslında pek çok kişinin anlattığı üzere akşamları eğlenceler oluyormuş, hatta başkentte çoğu yer sahura kadar açık oluyormuş ve herkes sokaklarda dilediği gibi keyifle dolaşıyormuş. Bu durum şu anda bizim için bir şehir efsanesi olmaktan öteye gidemiyor ne yazık ki. Gidip görmedik gerçekten öyle mi diye. Bu sene belki deneyimleyebiliriz bir ihtimal.


Cuma günü akşam üzerine doğru Boumerdes sahiline gitmeye karar verdik. Biraz ümitsizce çıktık yola. Çünkü cuma günleri tatil olduğu için genelde tüm erkekler sokakta oluyor, bir kalabalık, bir kaos hakim oluyor etrafa. Neyse bu sefer birkaç kadın gördük. Fotoğraf karesinde de yakalamayı başardığıma sevindim doğrusu, hem de gayet modern bir kadın. Deniz kenarı olması sebebiyle Boumerdes sevdiğim bir yer. En son 2007 yılında gitmiştik. Pek hatırladığım gibi değildi. Sanırım görmediğim zamanlarda, deniz kenarı olması vesilesiyle kafamda fazla büyütmüşüm. Kocaman bir iskele olarak hayal ettiğim yerde kocaman kayalardan oluşan bir liman buldum. Meğer o zaman da öyleymiş ama zamanla kafamda istediğim gibi şekillenmiş sanıyorum. Olsun. Yine de denizin kokusunu duymak, bir nebze de olsa dalgaları hissetmek ve kuş sesleri ile kumda göğe bakarak yürümek güzeldi. 


Böyle sahil kenarında kocaman upuzun bir kaldırım eşliğinde yürüdük. Kaldırımın kenarında duranları görebiliyorsunuz fotoğraftan. Buradan çok kalabalık gibi görünmediğine aldanmayın, inanın delicesine kalabalıktı. 


Sahil çadırlarını ilk kez ben burada gördüm. Boumerdes'te değil bir başka plajda pek hoşuma gitmişlerdi. Yabancı iseniz rahatsız edilmemek adına doğru bir tercih olabilir. Yalnız biz sahilde bu tip bir kapalı duruma alışık insanlar olmadığımızdan çadırda fenalık geçirdik beş dakikada. Ramazan ayında denize girmek sorun yaratırsa çadırlarda gizleniriz diye düşünüyoruz. Çoğu kişi sorun olmayacağını söylüyor fakat insan yine de temkinli davranmak durumunda hissediyor. Zira tepemize dikilip ramazan ramazan denizde ne işiniz var diyebilirler.


Ahh ahh şu dalgaların görüntüsü bile ne kadar harika. Kendimi o gün denizin sularına bırakmamak için güçlükle tuttum. Suya dokunamadım bile. Aslında gördüğünüz gibi plaj öyle dolu değildi, giren çok az insan vardı. Yine de bilemiyorum o esnada denize girmeye çalışmak ne kadar sağlıklı olurdu. 


Ben tabi denizin bu kadar yakınında olabildiğim için, özellikle de geçen seneden beri ilk defa olduğunu düşünürsek, kocaman gülümsememle karşınızdayım. Eşim de sevindi tabi, yine de erkekler kadınlar kadar ince detaylara büyük anlamlar yüklemediklerinden sevinçleri de bizim kadar çılgınca olmuyor. Onun için olsa da olur olmasa da olurdu yani o deniz kenarı gezintisi :)


Yine de bana eşlik etmek hususunda her daim olumlu bir tavır sergiler. Çünkü herkese belli etmese de onun da kocaman iyi bir kalbi ve yaramaz bir çocuk ruhu var. Bu yüzden gün geçtikçe de birbirimizin aynısı olup çıkıyoruz. 


Kayıkları çok severim. Denize açılmak fikri hoşuma gitmez ama böyle yalnız, eskimiş, terkedilmiş, bozulmuş, yıpranmış kayıklar ilgimi çeker yenilerine nazaran. Biraz fotoğrafta oynama da yaptım. İlki orjinal ikincisi siyah beyaz halinden ufak renklendirmeler eşliğinde sunuluyor size :) Can sıkıntısı işte :)


Bu da kumdan fışkırmış tupturuncu bir ip. Yine de benim gözümde pek bir hoştu. Sanki ipten çeksem kocaman turuncu bir güneşi elime alacakmışım gibi hissettim. Belki yanan bir kumdu. Bilmiyorum şiirsel bir yanı var gibi geldi bana. O yüzden başında epey bir inceleme yaptım.


Bu kaya aslında küçük olanlardan biri. Ama hep merak etmişimdir o limanların kooooocaman kayalarını oraya nasıl taşırlar. Ben de hep bir limanın oluşturulmasını görmek isterdim. Çocukken aslında Kefken'deki ikinci limanın yapılışına denk geldim ama hiç hatırlamıyorum. Belki de gelmedim sallıyorum bilemedim şu an. Ama sanki anılarımda orası sonradan yapıldı gibi bir izlenim yaratmışım. Bazen fotoğraflarda gördüklerimi anılarım zannettiğim de oluyor tabi. 


Patilerim ve altından kum taneleri isimli çalışmam :) Kızgın kumlardan soğuk sulara atlamak hayali diye de isimlendirilebilir veya sadece kum, pantalon ve ayakkabı da olabilir. Ne isterseniz söyleyebilirsiniz :)


Bu da plajdan o geniş kaldırımlara çıkan çıkan merdivenlerin üzerindeki yazılar. Küfür olabilir emin değilim o yüzden kötü bir şey yazıyorsa özür diliyorum. Ayrıca biraz yarım yamalak bir fotoğraf çünkü kimseye çaktırmadan alelacele çektim cep telefonumla. Hemen merdivenlerin önünde onca ailenin, çocukların olmasına rağmen büyük bir rahatlıkla duvara dönerek tuvaletlerini yapan genç iki tane erkek vardı. İşte ne kadar medeni görünürse görünsün sonuç aynı. O fotoğrafı da görün diye arkadaşımdan alıp bir sonraki postta yayınlayacağım artık çünkü henüz fotoğrafları bilgisayarına aktaramamış.


Bu sokak lambalarının tombul kısımlarının üzerindeki altın renkli bir tacı andıran formunu çok sevdim. Her yerde onlardan var. Gayet de hoş bir görüntü oluşturuyorlar. 


Bu da gezimizin sonunda yemek için girdiğimiz hamburgerci. Adını bilemedim ama oldukça temizdi. Fiyatlar buranın halkına göre biraz pahalıydı ama yine de tercih edenler vardı. Ürünleri de çeşitli olduğundan sevdim. Hamburgeri de gerçekten hamburgere benziyordu. Artık bir süre bu fotoğraflara bakarak yutkunurum sanırım çünkü Türkiye'ye tatile gelene kadar birkaç kilo verebilmek adına şu sıralar az yemeğe özen gösteriyorum. 


Arka fondaki ekmek sizi yanıltmasın. Hamburger ile ekmek yemiyoruz  henüz :) O çıtır tavuk parçalarının yanında veriliyor bir de salata eşliğinde. Menüde bir litrelik kola da var. 

Herkese mutlu bir hafta diliyorum. Haberleri izleyerek ne kadar mutlu kalabilirsek. Ama bugün Egoist Okur'da Buket Uzuner'in söyleşisinde okuduğum ve çok sevdiğim o cümle ile yazımı tamamlamak istiyorum: 

''Hayal etmenin önemine inanıyorum. Hayal etmenin bizi ilerleteceğini, iyiliğin kötülüğü yeneceğini biliyorum. İyiler her zaman kötülerden azdır, devrimler hep birkaç kişiyle başlar ama eninde sonunda muhakkak onlar kazanır. Tarihte kötünün, korkağın, zalimin kazandığı görülmemiştir.''


29 Haziran 2013 Cumartesi

Ses veriyorum 1,2,3

Nihayet ses verebildim. Lisedeki müzik öğretmenimden esinlenerek bir başlık hazırladım bugün. İstiklal marşına başlarken hep böyle söylerdi kendisi.

Günlerdir yazmak gelmemişti içimden, yazacak şeylerim olmadığından değil; sürekli problem çıkartan internete sinir oluşumdan yazmadım bunca zaman bir nevi tepki oluşturdum. Blog sayfamın da hakkını vermem lazım ama, yazmayınca çok üzülüyorum, bir de çok şey birikiyor yazacak, işin içinden çıkması güç oluyor sonrasında.

Buralar henüz hala daha tam manasıyla yaz mevsimi gibi değil. Güya Afrika. Afrika'nın çakması gibi adeta. Çok sıkılıyoruz. Artık tatil zamanı gelsin de gidelim memleketimize, ailemizin yanına diyoruz. Güneşle ve denizle hasret giderelim biraz nefes alalım, soluklanalım.

Günlerdir Fas ve Tunus'un arasında Cezayir nasıl bu halde kaldı diye sanki bilmiyormuş gibi kendi kendime söylenip duruyorum. Bir kapana kısılmışlık sendromu halindeyim şu sıralar. Ahh ahh diyorum ne olurdu Cezayir yerine Fas'ta veya Tunus'ta olaydık. Kısmet işte. 

Yazmak istediğim şeyleri parçalara ayırıyorum. Kedimin fotoğrafları çoook birikti. Ondan ayrı bir post yapacağım. Sonra dün uzun zamandan sonra deniz kenarına gidip denizi kokladık, suya yakınlaştık ve kuma dokunduk, mutlu olduk. Boumerdes diye bir yere gittik. En son 2007 senesinde gitmiştim. Onu ya ayrı bir yazı olacak yayınlayacağım görselleriyle. 

Bizim hallerimiz heeep aynı. Kedim ve fimolarım bir de kartlaştığım arkadaşlarım olmasa halim ne olurdu bilemiyorum. Yazmak hayatımın her anında var. Gazete ve dergi yazılarımı yetiştirmeye çabalıyorum. Yazmam gerekenlerin haricinde bir de yazmak istediklerim oluyor tabi onları da bulduğum her kağıt parçasına döküyorum rahatlıyorum. 

Şimdi gelelim bizim hallerimizi anlatan birkaç görsel belgeye. 


Uyku mahmuru kediciğimiz Çapul hanım karşınızda. Uslu bir kedi kendileri. Miyavlamayı pek bilmiyor komik mırıldanmalar çıkartıyor devamlı. Onun gelmesi ile hayatımız güzelleşti desem yerinde birşeyler söylemiş olurum. Pek eğlenceli, yumoş bir kedi. Önceleri bizden çok korkmasına rağmen şimdi sevgi delisi bir hal aldı. Bu halinden de oldukça memnunuz. 

Burası akşamları oturduğumuz daimi köşemiz. Beach bar olarak anıyoruz ama tabi bar dediğime bakmayın sürekli çay kahve içme hallerindeyiz gördüğünüz gibi. 


Kahve tiryakisine dönüştüğümü yazmıştım. İçler acısı halim. Kahve olmayınca üzülüyor, bozuluyor ve sinirleniyorum. Şu Türk Kahvesi nasıl bir şeymiş yahu? Tonlarca kahvenin içinde yüzme hayallerim var :) Deliriyorum sanırım:)

Bu da benden tipik bir cuma tatili görüntüsü. Üzerimde kapşonlu hırkam var. Yani henüz rüzgarlardan kurtulamadık demek oluyor bu. Yaz henüz yaz gibi değil. Çok bunaltıcı olmaması güzel elbette ama biraz sıcaklayalım da deniz ve havuz günlerine varalım. 


Dün yapacak bir şeyler olmadığından sıkıntımızı ıvır zıvır şeylerle gidermeye çalıştık. Salıncak yapmak istedik iki sallanalım diye ama ipimiz yetmedi, ya çok uzun ya çok kısa oldu. Eğlendik epeyce. Arkadaşları kandırıp çocuklar gibi ip bile atladım bir müddet. Hani şu küçükken oynadığımız ip oyunundan. Birler ikiler üçler ve kalçalardan atlamaya çalışırdık ya. İpimiz de halat gibi olduğundan azıcık ayaklarımız acıdı ama gülmekten kırıldık. 30 yaşında kocaman insanların düştüğü haller işte :) Cezayir bizi böyle yaptı :)


Sonra durulduk tabi yorulduk çünkü. Tavla oynadık bir el. Paslanmışım epeyce, tipimden de anlaşılacağı gibi yenildim ama en azından mars olmadım :)


Sonra deniz kenarına gittik. Çok ama çok kalabalıktı. Etrafta çok az kadın olmasına rağmen ısrarla dolaştık. Akşam saatleri olduğu için denize giren çok az insan vardı. Ayağımı suya sokmak istedim ama yapmadım çünkü kendimi denize bırakacak olmaktan korktum :) Boumerdes sahili yazısına bırakıyorum diğer detayları..


Boumerdes'te güzel bir mağaza keşfettik. Öyle ki içinde son derece kaliteli ürünler bulduk. Gerçek saçtan postiş bile satıyorlardı. Diyorum ya buradaki ufacık dükkanlarda bile inanılmaz şeyler bulabiliyorsunuz. Bu arada mağazanın dışarıdan görünüşü plaj şemsiyeleri, şezlongları satan bir yer. İçinde ise yok yok :)Dergilere de gelince kahve eşliğinde göz attık, hayaller kurduk evimiz ile ilgili.


İşte son yaptıklarım. Daha birkaç şey var tabi ama onları fotoğraflamamışım. Yapacak daha pek çok model var aklımda. Geçenlerde internetten şu momiji bebeklerden aldım kendime. Ne zamandır istiyordum. Bu fotoğraftaki bebeği o maksatla yaptım. Çünkü bir sürü almak istiyordum ama bir tanesi bile çok pahalı geldi bana. Kendi bebeklerimi kendim yapayım dedim ben de. Böyle birkaç değişik tipte bebek yapmak fikrim var. Neyse ki internet var da model bulabiliyorum. İnternet olmayınca hayat kapkara bir şey oluyor buralarda. Tam bir bağımlı oldum. Ahh ahh Türkiye'de olanlar, oraların kıymetini bilin. Gerçi gidişatımız pek hayırlı değil ama olsun bolca ümidimiz var. Hep güzel günler hayal etmeye devam. 


Bu yeni gördüğüm gezi parkı afişlerine bayıldım. Onları ilerde bir araya toplayıp çerçeve yapma fikrim var. Harika işler çıkartıyorlar gençler. Hepsine hayranım.


Artık haberlere bile bakasım gelmiyor. Ama tabi kendimi tutamıyorum, kendimi toplayıp okuyorum, izliyorum. Durmak yok, yola devam!

Herkese mutlu hafta sonları. 

10 Haziran 2013 Pazartesi

Posterlerle gezi parkı



Ofisimdeki panoya astım ben de bu slogan haline dönüşen yazıyı. Her gün bakıp çapulcu dedikleri insanların arasında yer aldığım kendimi düşünüyorum. Yaptıklarımı, hayal ettiklerimi, hedeflerimi, olduğum kişiyi düşünüyorum. Biz çapulcuysak eğer -sözlükteki anlamı ile- kelimelerin de yenilenmesi gerekiyor diyorum. Çünkü biz şu anda yenilenmeye, direnmeye, değişmeye ve güzelleşmeye çalışıyoruz. 

Gezi parkı için hazırlanan posterler, fotoğraflar hepsi bir harikalar, çok yaratıcılar. Herkes görsün, bilsin, duysun, anlasın artık diye paylaşıyorum ben de bir kez daha. 

Yazacak öyle çok şey var ki. Sürekli bilgisayarın başında bu sayfayı açıp yazmaya başlıyorum ama bazen yazdıklarım yeterli gelmiyor siliyorum bazen de çok oldu yahu bu yazdıklarım diyorum yeniden siliyorum. İçimde kocaman umutlarım var, onları besliyor, büyütüyorum yeni gelen gün ile. Sonra yapılan açıklamaları dinleyince üzülüyor, sinirleniyorum. Her gün yeniden düşünüyorum bir bir olan her şeyi, izlediğim videolar aklımdan geçiyor, gördüğüm her bir fotoğraf karesine bir kere daha bakıyorum, bir çığlığa dönüşen şarkıları dinliyorum, umutlanıyorum.

İnsanlar daha nasıl ifade edebilirlerdi ki kendilerini? Nasıl anlatabilirler daha başka isteklerini? Daha önce nerede görüldü, duyuldu böylesi? İnanmakta güçlük çekiyorum halen izlediğim karşı çıkışlara? İnsanları birbirine kırdırmak için söylenen acı sözlerin yeri yok hayal ettiğim barış dolu mutlu dünyada.



Ben de böyle orjinal fikirler üretemediğim için üzülüyorum içten içe. Aynı kuşaktanız oysa :) Gençler harikalar. Diyecek söz bulamıyorum. Bu nasıl bir güzellik, bu nasıl bir düşünme biçimi, ne harika yarattıkları şeyler. A bir de İzmirliler Toma'ya Tomat diyor demişler ya bayıldım. Her gün yeni bir sözü ekliyorum hafızama ben de. Belki onlara bir yerden yetişirim diye. 





Bir direniş hatıramın olmasını ben de çok isterdim. 


Kahveye de hiç bu gözle bakmamışım doğrusu. 


Artık çıkıp nefes almak vaktidir gerçekten. 


İyi ki her zamankinden değil. İyi ki herkes bir. İyi ki var bizim gençlerimiz. Bizim yürekli gençlerimiz, düşünceli gençlerimiz, özgür, akıllı ve ruhu olan gençlerimiz iyi ki varsınız!











İşte bu fotoğraf karesi beni en çok duygulandıran karelerden bir tanesi. Bu sıra sosyal paylaşım sitelerinde çokça yazılan bir söz var paylaşmak istiyorum buradan da: 

''75 senedir dinlenmişsindir Atam kalk gel artık birazda cennet özlesin seni...' 

Keşke, keşke kalkıp gelebilsen de yanımızda duruversen, görsen gençlerimizin çabalarını. O yaşlı teyzelerin umut dolu gözlerle çocuklarımıza yemek taşımalarını görebilsen. Canı acıyan insanlara merhem olsan, bir bir sarsan yaralarımızı.. Direniyoruz Atam!