22 Ağustos 2012 Çarşamba

Yansımalar



Bazen bir anda gelip oturuyor insanın içine sıkıntı, öylesine ve fark ettirmeden kendini. Git desen sanki gidecek ama söylemeye dermanın yok ki. Böyle zamanlarda bir kahve gibisi yoktur derim ve hemen kahve yapmaya koyulurum ama hakkını vererek. Ağır bir ateş üzerinde, bakır, minik bir cezveyle, güzel düşüncelerle. En sevdiğim fincanımı çıkartıp, minik örtüleri üzerine koyup, EL işlemesi tepsimle cam önü keyfi yaşamak isterim. O güzelim dantellerden yoktur tabi bulamam, tepsiler de hiç öyle Türk kahvesinin ruhuna uygun değildir aslında ama ben her şeyin yolunda olduğunu varsayarım. Böyle ritüeller derinden mutlu eder beni, bilmem neden? 

Türk kahvesi kanımca virüs gibi bir şey. İnsana bedenine konuşlanıyor resmen. Şimdilerde onsuz yapamaz bir haldeyim. En çok da deniz sonrası kahve içmeyi seviyorum. O serinleme hissi ile kahvenin yakıcı tadı buluştuğunda içimdeki tüm güzel anıların bir yerde buluştuklarını hissediyorum. Hani çok uzaklardayken tanıdık kokular veya tatlar keşfetmek gibi. 


Kefken'i ne kadar anlatsam yetmez bana. Çünkü orayı anlatmak kendimi anlatmak gibidir, öyle rahatlatıcı ve bir o kadar da zor. Kayalara gün batımında eşlik ettiğimde, denizin içinde gördüğüm manzara buydu işte. Sadece bir parçasıydı o muhteşem yeşilliğin. Bana derin bir kavuşma arzusu yaşattı. Şimdi baktığımdaysa elimi uzatıp dokunmak istediğim tanıdık bir ten gibi hissettiriyor. 


Siyah beyaz fotoğraf anlatabilirdi o anı sadece. Hem güzel bir anı parçası olduğundan hem de geçip gitmiş olduğundan. Minik, ojeli parmaklarımla denizin uyumunu nedense hep çok sevmişimdir. Aynı turşu yiyeceğim zamanlarda kırmızı oje sürmeyi sevdiğim gibi. 



Ufak bir balık tutma macerasına atıldı eşim. Ben bir yandan o nefis ekmeği kemirdim, bir yandan sigaramdan rüzgarla nefesler çekmeye çabaladım, bir yandan da yeni fotoğraf kareleri ekledim anılarımıza. Balıklar o gün ekmek yemek istemediler. Bir süre bekledikten sonra biz de acıkmaya başlayınca vazgeçtik. Zaten herhalde tutsak bile bırakırdık balıkları. Denizden kefal çıkmayacaktı ya!


Kefken limanını ziyaret ettik kısa adımlarla. Çünkü herkes çalışma halindeydi, yorgundu ve biraz da umursamazdı. Bu yüzden rahatsızlık vermeyelim dedik. Bu kulübe hemen dikkatimi çekti. En çok da içini merak ettim aslında ama görmeye yeltenmedim bile. Sanırım bunu yapsaydım çıldırmış olduğumu düşünürlerdi. Yalnız o minik masayı kendime sehpa yaparak ve yüzümü denize dönerek soluklanmayı çok isterdim. 


Bu bir mercan. Arabistan'dan seneler evvel getirilmiş eşimin babası tarafından. O kadar güzel ki, insanı kendine hayran bırakıyor. Özenle birleştirilmiş gibi parçalar birbirine. Her baktığımda hareket edecek bir deniz canlısı olduğu hissine kapılıyorum. Oysa sert, donuk ve ölü. Yine de bunca kötü özelliği üzerinde barındıran muhteşem bir şey. Günün birinde bu kötü üçlüyü bir araya getirecek örnek vermem icap ederse mercan diyebilirim. 

Detaylar hayatın ufacık parçaları. Onları biriktirdiğimde ve gözümün önüne getirdiğimde birleşip yeni bir dünya yaratıyorlar. O dünya daha kim bilir içinde ne büyük güzellikler ve sırlar taşıyor. Günün birinde bu fotoğraflara yeniden baktığımda hissedeceğim duyguyu şimdi yaşayabilmeyi çok isterdim aslında. Ama yine zaman canı istediğinde bize kendini gösterecek, biz de bekleyelim ve görelim o zaman!

İyi ki bu kadar çok fotoğraf çekmişim. Bütün duygularımın yansıması oluyor her biri. Bitmek bilmiyorlar...

6 yorum:

  1. biz de her seferinde mutlu oluyoruz fotoğraflarından dökülen kelimelerini gördükçe...
    :)

    YanıtlayınSil
  2. iyiki çekmiş ve iyiki yazmışsın! seni okumak büyük keyif

    YanıtlayınSil
  3. Saçaklıııı;
    çok teşekkür ederim canım sen de güzel yorumlarınla beni çooook mutlu ediyorsun. İyi ki yazıyorsun valla. çok özledim çok da öptüm:)

    YanıtlayınSil
  4. Nilgüncüm;
    canım çok teşekkürler sana da. Güzel sözlerinle hep mutlu ediyorsun beni. Sevgiler canım öpücükler bir de:):)

    YanıtlayınSil
  5. kulübenin fotoğrafını çok beğendim! kartpostal falan olması lazım onun, şahane bi kare olmuş.

    bizim evde de babamın arabistan'dan getirdiği mercanlar var, uzaydan gelme yaratıklara benziyorlar. küçükken gözlerimi alamazdım üzerlerinden. sanırım artık yasaklandı mercanların ülke dışına çıkması, iyi bakın ona :)

    YanıtlayınSil
  6. fermina daza;
    O kulübeye ben de bayıldım gerçekten. Dediğin gibi kartpostal olsa şahane olur. O zaman olsun:)Bir sonraki kartı sana kendim hazırlayayım:)beğendiğine sevindim.

    o mercanlara bayıldım ben. uzaydan gelme gibiler aynı:) ben de gördüğümde düşünmüştüm çok değişik geldi.gidip gidip dokunma kurcalama karıştırma hissi veriyor insana. bilemiyorum şimdi yasaklandı mı ama bulursam buralarda getirmek için herhalde yırtınırım:)iyi bakılıyor hem de çoook iyi merak etme:)ben zaten dokunurken de aman düşürürüm bir şey yaparım diye korka korka dokundum:)

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)