29 Haziran 2011 Çarşamba

Kürkçü dükkanı misali


Merhaba;

Aynı başlıkta yazdığım gibi geldik yine dönüp dolaşıp, şehirleri, sokakları aşıp bu uzak diyarlara. Hatta kocaman beyaz pamuk bulutların arasından çıkıp geldik yine yorgun, şaşkın ve bir dolu valizle. Sıcağa, sessizliğe, durgunluğa geçtik yine denizleri, dağları aşıp. Şimdi nasıl mıyım? Sudan çıkmış bir balık gibiyim adeta. Hala algılayamadım neredeyim? ne zaman gittim? ne zaman geri geldim? Nasıl da geçiverdi onca gün? Sayarken ne kadar da uzun, içindeyken su gibi.  

Uçak yolculuğumuz güzel geçti. Stres, telaş ve yorgunluk epey uyku biriktirmemize neden olmuş ki gözümü zor açtım yemek servisi yaptıklarında. İndiğimizde sıcaklık pek hissettirmedi kendini şaşırdık ama sonra acı acı geldi üzerimize. Sanırım kısa zamanda bir şapka edinmem gerekecek öğle aralarında yemekhaneye giderken takmak için. Ofisteyim şimdi. Sabahları erken uyanmak zor geliyor. Sanki ertesi gün tatil olacakmış gibi hissediyorum. Kedimiz Charlotte bizi öyle özlemiş ki hep bizi izliyor kocaman yeşil gözleri ile. Bebekler ise bir harika. Hepsinin mini mini gözleri açılmış, etrafı keşifteler. Anne de gidip gelip onları gözlüyor, emziriyor, yalıyor ve onlarla uyuyor. Güzel bir tablo. Onları izlemek çok keyifli. 

Evimiz bıraktığımız gibi hala. Henüz tam manasıyla yerleşemedik. Gardropta neyin nerde olduğu belli değil, henüz fırın için doğalgazdan tüpe geçiş yapılmadı ve zaten halihazırda bir tüpümüz yok. Duvara raf, banyoya banyo dolabı, açılır kapanır ufak bir yemek masası ve de televizyon sehpası gerekiyor rafları olan aynı şu yeni model televizyon üniteleri gibi olanlardan. Sanırım marangoza bir ön çizim yapıp sipariş vereceğiz. Çünkü burda o tip bir ünite bulabileceğimizi düşünmüyorum. Sonra da çatallarım, tabaklarım, kavanozlarım, kitaplarım, hobi malzemelerim v.s yerlerini bulacak ve rutin şekilde yaşamaya devam edeceğiz. Gelirken yün almadım bu sefer hayret! Aptallık mı yaptım kafayı mı çalıştırdım henüz ayrımına varamadım.Ama Derya'nın benim için özenle ördüğü tığ işi yastık kılıflarına ne zaman baksam ben de bir şeyler yapmalıyım diyorum.O yüzden buralarda yün araştırmasına başlamam şart oldu:) Tabi bir de onların içine yastık ayarlamam lazım ki evim daha cici görünsün:) Daha perdelerim dikilip takılacak ooff çok işim vaaar..Ahh bir de yazın keyfini çıkartabilseydik. Sanırım kakao yağımı sadece işe gelirken kollarıma sürebileceğim!

Ve tüm bunların yanında son hız yazmaya devam ediyorum. Paylaşmak istediğim bir sürü fotoğrafım var yine. Sıralarının gelmesini bekliyorlar. Okumak istediğim birkaç kitabım da var tabi. Şimdiden birine başladım. Zeynep'ten gelen Shantaram. Nihayet sayfalarına dokunuyorum ve kelimeleriyle büyüleniyorum. Sabırla sindire sindire okuyorum. 

Ne çok şey getirdim yanımda yine diyordum bavulları taşırken ama şimdi bakıyorum da ne azlar. Keşke daha çok dip köşe bir şeyler tıkıştırsaydım. Keşke daha çok yüklenseydim de burada baktığımda aklımda kalanlara üzülmeseydim. Ne getirirsen getir yanında gene de olmuyor. Gurbet böyle bir şey. Kaplumbağa misali evimi bile sırtımda getirsem sokakları ve denizi de isterdim eminim..

Fotoğraflarım, yazılarım beni bekler. Daha tonla işim var yapacak. Şimdilik anılarım yanımda hem de dibimde ya mutluluğum sürüyor. Bir zaman sonra özlemlerim alacak yerini biliyorum. O zamana kadar elimdekilerle idare etmem gerekiyor. Belki bu sefer büyük özlemlerin oluşmaya başladığı anda bir karton kutuya sığdırıp yollatabilirim bu diyarlara. Mesela almayı unuttuğum Murathan Mungan'ın Şairin Romanı kitabını.. Ahh nasıl da atladım, çok merak ediyordum oysa..

Mutlu kalın..Yakında yeni fotolarla geri geleceğim.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Yorgun ama mutlu

Bugün yine nasıl da yorulmuşum şimdi anladım. Gecenin bu vaktinde ayaklarımın tuzlu suya ihtiyacı olduğunu hissediyorum. Tabi sadece düşüncede kalıyor bu hissiyat mecalim yok şimdi onunla uğraşmaya. Yine gündüz aşırı sıcak ama akşam üstü grileşip yağan bir havayla cebelleştik bugün. Uzuun yürüyüşler yaptık ve bolca gözlem. Her şeyi sanki ilk kez görüyor gibi izliyorum heyecanla. Sanki daha çok şey katmak istiyorum zihnime, anılarıma. Günler yine birbirini kovalıyor, bir bakmışsın gece olmuş, bir bakmışsın aydınlık her yer. Uyumak hiç istemiyorum; eve girmek de. Uyumak zaman kaybı gibi geliyor. Bir an evvel sabaha varıp güne kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Kocaman bir göbeğim olmasına rağmen hala, daha çok yemek istiyorum. Her şeyde gözüm kalıyor adeta. Yiyemediklerim için üzülüyorum. Daha büyük olmalıydım hatta dev olmalıydım diyorum. Kocaman midem olmalıydı ve daha çok yer görebilmek için kocaman eşek gözlerim.

Gece sinemaya gittik. Nasıl da bir mucize olduğunu yeniden anladım bu sinemanın. En önde oturup ayakları uzatmak gibisi de yokmuş. Ve beyazperdenin o büyüsünde kendimi kaybetmeyi, sanki oradan bir karaktermişim gibi tuhaf bir hisle sinemadan çıkmayı çok özlemişim. Tavsiye ediyorum izlemeyenlere x-man gerçekten çok güzel olmuş. Kurguyu iyi yapıp güzelce bağlamışlar. Dönmeden bir defa daha gidip 3 boyutlu olarak Karayip Korsanlarını da izlemek çok istiyorum.

Daha yığınla yapmak istediğim şey var. Listeme bir göz atmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Neyse bugün o kütür kütür eriklerden yemeği de başardım ya ohh dedim resmen zafer kazanmış gibi bir edayla..Ağzımda bıraktığı o tadı özlemişim. Keşke daha yavaş aksa zaman, keşke kanatlanabilsem de daha az yorulup daha çok şey görebilsem..Cezayirde bıraktığım karnı burnunda pisiciğimi de çok özlüyorum buradayken. Onun yumuşluğunu, komik bakışlarını, sıcaklığını özlüyorum. Onu da getirebilseydim gelirken ne iyi olurdu. Bir kere daha anladım o bambaşka bir kedi..Canım benim..Umarım onun için herşey güzel gider de döndüğümüzde bizi güzel ve yumuşacık minişleri ile kendine has miyavlamasıyla karşılar..

Fotoğrafları yüklemeye fırsatım olmadığı için hep fotosuz yazıyorum yazılarımı. Çok da çekemiyorum zaten. Ama bıraklım da biriksinler değil mi? Cezayirdeyken doyasıya yazmak istiyorum; o anıların her birine yeniden dönerek..

Mutlu kalın..Herkese kocaman sevgiler:)

12 Haziran 2011 Pazar

Nihayet Türkiye'deyiz

Türkiye'ye geldik. İzmir'deyiz. Havalar da pek güzel iki gündür. Perşembe gece geldik. Epey yorulduk ama sonunda evimize varınca tüm yorgunluğumuzu unuttuk ve kocaman gülümsedik. İzmitte yine yağışlı bir hava varmış ona biraz canım sıkıldı ama olsun biz gidene kadar düzelir diye umuyorum. Zira izmit'i de çok çok özledim. Aileme ve arkadaşlarıma kavuşacağım için heyecanlıyım. Yine bir çok şey yapmak istiyorum upuzun bir listem var temize çekmem gereken. Dün Çeşme'ye gittik eşimin çocukluk arkadaşını görmeye. Gitmişken denize de girdik nasıl mis gibiydi hava ve deniz ılıktı. Dalgalarla oynadık ve keyfini çıkarttık güzel havanın. Zaten buralar çok başka. Herkes öyle rahat ki. Daha tam olarak yaz gelmemesine rağmen incecik tiril tiril giyinmişler ve sokaklarda dolaşıyorlar. Sanki kimse evinde oturmuyor herkes dışarda. Restorantlar, kafeler, barlar, sokaklar öyle dolu ki. Görünce şaşırdım ilk başta. Ama burası izmir dedim kendi kendime burası bambaşka. Yine hayaller kurmaya başladım. Burada evimizin olduğunu ve burada yaşadığımızı düşündüm. Nasıl da güzel olur kimbilir. O günün gelmesini bekliyorum içim doluyor düşünürken.

İçinde yaşayınca kıymeti anlaşılmıyor ama bizim gibi uzaktan gelenler memleketimizin nasıl da güzel olduğunu her gelişte yeniden anlıyorlar. İyiki burada yaşıyoruz diyorum. Şimdi bunca şeyden sonra Cezayir'e dönmek çok zor olacak. Hiç dönmek istemiyorum inanın. Daha uzun kalabilme olanağımız olsaydı keşke ahhh o zaman yine dönmek istemezdim ama olsun daha çok doymuş olurdum herhalde herşeye...

Pembe holgam'a da kavuştum bugün. Babam kargoya vermişti burada birşeyler çekerim diye. Bugün aldık. Minik ve gerçekten oyuncak gibi bir makine.  Ben biraz daha büyük hayal etmiştim ama olsun. Neler çıkacak bakalım o oyuncak kutudan, nasıl fotoğraflar..Yarın ilk iş ona film almak olacak sanırım. Görmek istediğim yerler her gelişte artıyor. Şimdi blog yazımı tamamladıktan sonra yazmaya başlayacağım. Sonrada haftanın başlamasıyla izmir maceramız da tam anlamıyla başlamış olacak. Umarım havalar böyle güzel devam eder de yapmak istediklerimin hepsini yaparım. İkea'ya giderim, pazara giderim, alsancağa giderim..Dün mangal keyfi de yaptık . O kanatları yerken bizi görmeliydiniz. Resmen canavar gibi saldırdık hepsine. Eee tabi bir de çeşme de sakızlı dondurma yemeden olmazdı onu da başardık..Şimdiden istediğim birkaç şeyi yapabilmiş olmanın keyfini yaşıyorum.

Yine yazacağım bloga yakın zamanda. Bu sefer daha çok anlatmak istiyorum hislerimi. Tabi fotoğraf da ekleyebilirsem harika olacak. Herkese çok sevgiler izmir'den. Havalar için bana şans dilemeyi unutmayın!

7 Haziran 2011 Salı

Ufak çapta taşınma durumları


Önceleri taşınma deyince daha bir korku doluyordu içim. Cezayir'de 5.kez ufak çaplı da olsa taşınınca artık eskisi kadar korku verecek bir şey olmadığını anladım..Sanırım en kötü tarafı toplamak. En azından benim için öyle. Ben en çok yeni eve yerleşme hallerini, o heyecanı, o yeni bir ev oluşturma duygusunun verdiği tuhaf hissi seviyorum. Eskiden bir yere giderken bavul yapmak da kabus gibi gelirdi bana ama şimdilerde oraya gidecek olmanın verdiği mutluluk daha ağır basıyor. Sanırım öğreniyorum yavaş yavaş ben de. Aslolan şeyin özünün gitmek olduğunu. Ve artık bavul hazırlamak en çok sevdiğim şeylerden biri diyebilirim. Zaten severek yaptığınızda inanın güzel bir hal alıyor..

Yeni kutumuzda ilk gecemizi geçirdik bile..Yani kutu gibi evimizde. Fotoğraflarını da yakında paylaşacağım. İkea'yı düşünmeden edemiyorum. Keşke burada olsaydı da bu minik evimizi o harika objelerle dekore edebilseydim. Nasıl da gözlerim parlardı, yüreğim kahkahalar atardı o zaman. 

Bugün yerleşme işimiz tamamlanacak. Zaten Tizi deki evden getirilecek eşyaları dün getirdik. Buzdolabı, fırın, yatak odası, koltuklar v.s Öğlen yemeğinden sonra da kaldığımız misafirhaneden mikro evimize kıyafetleri ve ıvır zıvırları taşıyacağız. Sağolsunlar temizlik yapan bayanlar dün bana çok yardımcı oldular, bugün de kıyafetleri taşıyacağız birlikte.. Tabi gene de ben onlardan sonra bir toparlama yapsam da en azından el birliği ile hallolmuş oluyor..Zaten yerleştirmek dediğim gibi zevkli olan kısmı.
Kediciğimizi de evimizin en kıymetlisi olarak gece yanımıza aldık. Yağmur ve çamur olduğu için her yer patileri kirlenmesin diye bir prenses edasında kucağımda taşıyarak eve aldım onu..Şaşkınlığını ve ürkekliğini görmeliydiniz. Hem üzüldüm o haline hem de güldüm..Kucağıma yapıştı adeta beni bırakmak korkuyorum diyen gözleriyle faltaşı gibi açılmış. Kimbilir neler geçiyordu aklından.. Ne çok ev değiştirdi o da, bir ara sokakta da kaldı.. Hayvan şaşkın tabi. Ama gene misler gibi uyudu bizi de hiç rahatsız etmedi. Sabah uyandığımdaysa halen tedirginliği vardı. Bugün yarın alışır sanıyorum. Dün bir ara korkudan erken doğum yapar mı acaba diye düşünmedim değil:):) O benim bir tanem, altın çileğim...

Yeni haberler ve fotoğraflarla bir dahaki postta görüşmek üzere diyorum herkese. Türkiye'den güzel haberler alıyorum çoook mutlu oluyorum. Havalar güzelleşmiş, yaza bürünmüş o ne olduğu belirsiz mevsim nihayet..Hadi bakalım..Daha sıcak hava daha çok güneş olsun gelince ben.. Denizde saatlerce öylece durmak, suyla bütün olmak ve kumda uzanıp rüzgarla gelen güneş yağı kokusunu içime çekmek istiyorum. :) 

Not: Fotoğrafı geçenlerde okuduğum bir blogda gördüm. Ama kaydetmemişim yine her zamanki gibi yerini. Ne olur aldığım kişi kızmasın bana:) Çok teşekkür ediyorum ona böyle kutu fotoları ara ara bir hal olmuştum. Son derece iyi niyetle alınmıştır..Hırsızlık değildir..

Bu arada yorumlardan hemen fotoğrafla ilgili bir yazı geldi Zeynep'in evi blogunda görmüşüm ben meğer:) Çok teşekkür ediyorum hatırlatma için. Sevgili Zeynep'e de teşekkürler tekrar. İzinsiz aldım ama umarım beni affeder:)

5 Haziran 2011 Pazar

1938'lerde Cezayir

1 Haziran 2011 Çarşamba

Haziran'a


Böyle bir yer hayal ediyorum kafamda. O denize ulaşabilmeyi sıcağa rağmen gölgede soğuk kalabilen taşlardan yürümeyi ve tenimi o dalgalı suya bırakmayı düşlüyorum. Şimdi bu fotoğrafa bakarken o iyot kokusunu burnuma çektim bir an ve rüzgarı resmen hissettim. Şu bellek nasıl bir şey..Kokuları, dokuları ve o yaşanmışlığı nasıl da yeniden hissettirebiliyor insana..

Bodrumu özlüyorum. Orada yaşadığım zamanları..Haziran geldi ya şimdi yağmurlarla gelmiş de olsa ne de olsa içinde yaz olan bir ay olduğu için güzel anıları da beraberinde getiriyor. Güneşle birlikte güne başlamak istiyor insan ve günü onunla sıcacık tamamlamak. Tatili düşlemek bile güzel geliyor..Gülümsetiyor insanı..Ne kadar da ihtiyacım var kitabımla, hayallerimle, kumda hayatla başbaşa kalmaya. Dinginliğe, dinlenmeye ve durulmaya. Ama aynı zamanda coşmaya da.. Burada zaten fazlasıyla durgunlaşıyor bazen hayat. Öyle yavaş ilerliyor ki sanki her gün birbirinin aynı..İstediğin kadar değiştir yeterli gelmiyor insana. O yüzden tatillerde hem durgunluğu hem de coşkunluğu arzuluyor insan..Bazen ikisinin buluşması zor olsa da..

Birkaç gündür keyifsizdim havalardan ötürü ama takvimde günlerin ilerlediğini gördükçe iyileşmek kolaylaşıyor..O hasret dolu memleket buluşmasına tüm enerjimle gitmek istiyorum. Kollarımı kocaman açarak herşeyi sarmalamak istiyorum. Buradayken içimde bir canavar büyütüyorum sanki..Ve havaalanına indiğimiz an onun elini bırakıyorum özgürce dolaşsın diye..Burada kapalı kalıyor çünkü göğüs kafesimde..Tabi görünmeyen dizginleri hep elimde. Çocuğum gibi. Ne de olsa o benden bir parça. Ne tamamen kaçıp gitmeli ne de bana yapışıp kalmalı. 

Haziran gelince böyle oluyorum ben, bir deli kız. Japon çizgi filmlerindeki kızlar gibi kocaman gülüyor ve bazen sebepsiz yere kocaman kocaman ağlıyorum. Ne komik:) Tatilim geldi cümlesini her yere yazmak istiyorum. Her ne kadar saçma kurulan bir cümle olsa da. Yaz ayı biraz da saçmalıklar ayı olsun istiyorum belki de. Kış soğuk resmi ve özenli; yaz sımsıcak, samimi ve fütursuz..Varsın öyle olsun. Yeter ki güneşli olsun. Şimdilerde sadece bunun için dua ediyorum sanırım..