11 Nisan 2013 Perşembe

Paris: Pantheon


Paris'i bu blog sayfasına sığdırabilmek düşündüğümden de zor oldu. Bu aynı kafamın içindeki tüm anıları  ufak bir torbaya sığdırmaya çalışmak gibi. Parça parça yazmayı da istemedim çünkü kendim pek sevmem parçalanmış yazıları. Bugün burada güzel, güneşli bir gün. İşlerimi bitirdim ve haftanın bizim için son çalışma gününü sonlandırmama az kaldı. Yarın yine yazı yaşayacakmışız, bunun heyecanıyla yazıyorum. Yarın için bahçe ile ilgilenme planları yapıyorum bir yandan. Bakalım gün bize neler gösterecek. 

Lüksemburg bahçesinden ayrıldıktan sonra yine bir sonraki durağımız Pantheon'a varmak için dar sokaklara girdik. Geniş caddeleri de elbette ki güzeldi fakat o daracık sokaklarda harika mağazalarla karşılaştık. Öyle sokakları oldum olası sevmişimdir. Yürümek Paris'te yapılacak en güzel şey aslında. 

Pantheon dar sokaklardan sonra geniş bir caddeye bağlandığınızda bütün ihtişamı ile karşınızda duruyor. Yine uzunlamasına bir caddenin en dibinde. Öyle güzeldi ki orada o yapıyı görünce ağlamak istedim. Caddede ilerlerken çok güzel restorantlar, kırtasiyeler, mağazalar gördük yine. 




İşte o şahane sokak araları. Minik minik kafeler beni benden alıyor. O insanların rahat ve sakin tavırları da bir o kadar şahane. Sanki huzurun diğer adı gibiydi buralar. Bir telaşlı bizdik..



İşte hiç beklemediğimiz bir anda acaba yakınlaştık mı diye düşürken bu manzara karşısında şaşkına döndük. Gerçekten adeta göğü delercesine bir kuvvetle binaların arasından sıyrıldı ve bize göründü. Harika bir mimarisi vardı doğrusu, hayran kaldık. Zaten biz Paris'te çoğu şeye hayran kaldık ya. Pantheon için linke tıklayın ve detaylara göz atın. Burada aklıma geldiği kadarıyla Voltaire, Jean-Jacques Rousseau, Victor Hugo, Emile Zola, Alexandre Dumas'nın mezarları bulunuyor. Bu detaylar içinse link burada


Panthéon'un iç kısmının panoramik manzarası


Detaylar bir harikaydı gerçekten. En soldaki fotoğraf Pantheon'a ilerlerken karşılaştığımız heykel. 


Pantheon'dan ayrılırken karşımıza çıkan bir çeşmedeki bu detayı çok sevdim. Tabi o sırada yine her zamanki gibi telaşlı olduğumdan adını not almayı ihmal etmişim ne yazık ki..


Ferah caddelere ulaşırken yanımızda Seine nehri, karşımızda kitapçılar, hediyelik eşyacılar ve Seine'in hemen ardında bütün gösterişi ve heybetiyle Notre Dame duruyordu. 



Köprüden geçip Notre Dame katedraline doğru heyecanla ilerledik...

4 yorum:

  1. ilk bölümdeki fotoğrafların beni tatmin etmemişti ama bu ikinci yazın şahane olmuş sanki bende oradayım ..öz yazı çok fotoğraflar eline sağlık . sevgiler

    YanıtlayınSil
  2. Jjss;

    Hoşgeldin. Paris ile ilgili pek çok şey beni de tatmin etmiyor inan:) Çok fotoğraf biriktirdim ve içinden çıkamadım yazarken. Şimdi daha çok detay vermeye özen gösteriyorum. Bundan sonraki yazılar da böyle olacak merak etme. Umarım keyifle okursun. Kocaman sevgiler ve selamlar.

    YanıtlayınSil
  3. hepsini bir solukta anlatmak isterken süper bi seriye imza atıyorsun... rın rın rın rın... acaba sonra ne olacak! :)

    YanıtlayınSil
  4. Saçaklı;
    valla bir gazla yazdım bir bir. Daha da yazacak bir sürü şey var. Şimdi onları toparlıyorum. Cezayir yazısından sonra devam edeceğim:):)Beni izlemeye devam et heehee:)

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)