15 Eylül 2013 Pazar

İzmir'in kedileri ve diğer güzel şeyler


İzmir'i belki de bu yüzden bu kadar çabuk ve çok sevdim. Sokaklardaki insanlar güler yüzlü, başka bir zamanda yaşıyor gibiler. Sokaklar temiz, bakımlı, bol yeşillik var ve her yerde kediler geziniyorlar. İşin en güzel kısmı da bu her yerde olan kedilere insanların sevgi ve şefkatle bakmaları. İzmir insanlığını kaybetmemiş. İzmir'deki insanlar hala sevginin önemine inanıyorlar. Tabi muhakkak aralarında öyle olmayanlar da var ama benim gördüğüm kısacık zaman dilimlerinde de olsa güzel bir tablo. 

Yukarıdaki fotoğrafta eşimin ailesinin Karşıyaka'daki evlerinin otoparkındaki kedileri görüyorsunuz. Hepsi sanki birer ev kedisi. Hem bakımlı hem de temizler. Her gittiğimde, burada oturuyor olsam kesin bunlardan birer birer alıp eve götürürdüm diyorum dayanamayıp. 


Bu miniş yine yemek yerken yanıma sessizce sokulanlardan. Benim onları sevdiğimi hemencik anlıyorlar. Bilmiyorum belki de içimden bir yerlerden bangır bangır bağırıyorumdur.


Bu fotoğraftaki tombuk kız da bizim kokoş. Yiğitlerin kedisi. Çok pofuduk ve etine dolgun :) Kısırlaştırma operasyonundan sonra böyle olmuş pofuduk. Huysuzdur kendileri, sevdirmez, yaklaşmaz falan ama çok güzel ve asildir. Yine de ben hırçın olduğunu bildiğim halde onu koynuma alıp yatmak hayalleri ile dolup taşıyorum. Bir gün arı üreticileri gibi giyinip kokoşu dakikalarca mıncırmak niyetindeyim. 


Bu da kızımız kokoş'un sıcakta sere serpe uzanmış hali. Yine de halıya uzanmaktan kendini alamıyor. Taşa yattığını gördüğüm zaman sayısı çok nadirdir. Bir de deli gibi tüy dökmeseydi..




Bu hüzün dolu bakışların sahibiyle de arkadaşlarımızla gittiğimiz bir akşam yemeğinde tanıştık. Yüz ifadesini çok sevdim. Hem gülüyor gibi bakıyor hem de acıların kedisi edasında. Lokanta yakınlarında olup da aç olan hayvancıklara ayrıca üzülüyorum. Buna yemek vermişler belli aç değildi ama aç olanlar da oluyor. Hayvancığa yiyecek bir şeyler vermek ne kadar zor bir şey olabilir ki kafam almıyor. 


Bu hanım da pencere önü kedisi pozlarındaydı. Pek utangaç olduğundan dişi olduğuna kanaat getirdim ama olmayadabilir. Hep saklanıp beni kesti. Sanırım yeşilleri de pek seviyor gidip gidip yapraklarla oynadı, mutluydu. Ama yine de ev kedisi olabilseydi keşke.


Kedilerden sonra geldik mavi sulara. Denizi hep çok özlüyorum. Yakınında bile olsam. Deniz çocuğu olduğum için tatillerde ne kadar denizde vakit geçirirsem geçireyim yeterli gelmiyor. Bu sefer çok haşır neşirdik kendisiyle, güzel de bir tatil yaptık ama daha uzunca bir zaman geçirmekten yanaydı gönlüm elbette. Biz de biliyorum deniz şehrinde yaşıyoruz Cezayir'de ama burada yaşadığım yıllarda deniz kenarına gidişlerim bir elin sayısını geçmez, hatta o kadarı bulmayadabilir. Bakmak bile yeterli geliyor kimi zaman insana. Ki ben düşleyerek yetinmeyi de öğrendim artık. Bazen buram buram deniz kokusu geliyor burnuma.


Yukarıdaki fotoğraftaki küçük motor kayınpederimin. Benim gözümde o bir tekne. Tekne diyince büyük bir şey sanıldığından motor dedim. Gezmesi öyle eğlenceli ki. Birkaç sene evvel bağlı olduğu iskeleden motoru çalışmışlardı. Bu sene babam biz geleceğiz diye yeni bir tane almış. Yiğitle motoru taşıyıp taktılar. Deneme turu yaptık, sonrasında da bir kez hep birlikte açıldık. Sonrasında da kendimizi mavi sulara bıraktık. Harikaydı. Derin yerden denize girmenin zevki ayrı. Her türlüsünü seviyorum aslında kum, kayalık, iskele, tekne v.s Yeter ki denizle buluşayım. 



Bu sefer vapura da bindim. Bir önceki sefer binmiş miydim hatırlayamıyorum ama sanırım kıştı bindiğimde. Vapurun en arkasından bembeyaz köpükleri izlemeyi ve martılara simit vermeyi seviyorum. Eskiden hobilerimizi sorarlardı ya anketlerde yine sorsalar bunları da yazarım kesin.


İzmir deyince şimdilerde ilk aklıma gelen şeylerden biri söğüş. Yani fotoğrafta görüp de anlam verilemeyen şu lavaş arasındaki bol kimyonlu şey. İlk zamanlar hiç sevmediğim doğrudur. Soğuk olduğu için bazen hala acayip hissettiğim oluyor ama eşim beni de kendine benzetti. Aylar evvelinden söğüş çekmeye başlıyor canım. Bunun sebebi de söğüşünü çooook beğendiğim yeni bir yer bulmuş olmamız. Karşıyaka'daki Söğüşçü Aco. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım. İçinde ne olduğunu merak edenlere şöyle diyeyim; ne ararsanız var dil, yanak, beyin, kelle gibi. Ben beyinsiz yiyorum tabi. Tanrım mucize gibi bir şey :) Yazarken bile ağzım sulandı. Eşim söğüş ile ilgili bir yazı yazmıştı aşkla; okumak isterseniz bir tık. Bu yazıdan sonra pek çok söğüşçüden davet aldığımı itiraf ediyorum. Eşim bir söğüş aşığıdır da. 


Ben de buna aşığım işte. Neden ama neden burada roka yok?? Birkaç kez tohum getirip ektik ama inanılmaz derecede acı oldu rokalar. Yine yedik elbette ziyan etmedik ama Türkiye'dekilerin tadı bambaşka. Her öğünde her yemeğin yanında roka yiyebilirim. Siz siz olun elinizdekilerin kıymetini bilin. Altı üstü bir rokadır sizin için belki ama bizim için burada altın değerinde. 


Gelelim şu elimde görmüş olduğunuz bisküvi arası dondurmaya. Cezayir'deyken reklamlarda izleyip izleyip iç geçirdik. Gelir gelmez ilk işim markete dalıp Algida kutusuna yönelmek oldu. Bayıldım ki ne bayıldım. Gidip gelip yedim diyebilirim. Eskiden bunun hemen hemen aynısı olan bir bisküvi arası dondurma vardı adını unuttuğum. O günler geldi aklıma. Zaten harika olacağına inancım da tamdı ama yine de onaylamış oldum. Bence kaçırmayın yiyin  bol bol benim için de. Kışın dondurma yemeyen ben artık her mevsim dondurma arayışı içinde olan birine dönüştüm. Hele o Carte D'or reklamları yok mu, tam bir işkence. Yazık bize ve bizim gibilere. Burada Magnum bile zor buluyoruz biz. O da şimdilerde buluyoruz eskiden o da yoktu. 


Ahh nar, canım nar. Nasıl da severim narı. Cezayir'deki eski ev sahibimiz evin altındaki garajını buzdolabı haline dönüştürmüştü. Buzdolabı dediysem kocaman bir garajın buzdolabı olduğunu düşünün. Nar ihracatı yapıyordu hem de çekirdeksiz nar. Tadı inanılmazdı. Kadın bizi tadına bakalım diye dolaba yönlendirdiğinde korkup girmemiştik ya üzerimize kapıyı kapatırsa ya da bizi keserse falan diye. Yalnız o yediğim narların tadını unutamam. Bize bir iyiliği bu narlardan tattırması bir de benim için bir iki kez tarlasından kabak çiçeği toplamasıydı. Onun haricinde kadın tam bir manyaktı. Şimdi ne zaman nar görsem o gelir aklıma. 


Bu fotoğrafımızı çok sevdim. Annemlerin İzmir'e yanımıza geldikleri ilk gündü. Buluşmamızın şerefiyle kalplerimizden gülümsüyorduk. Çıktısını alıp ofise asacağım en kısa zamanda. Pek çok güzel fotoğrafımız gibi güzel ve anlamlı. Zaten onlar varsa her anım, her günüm anlamlı ve güzel. 


Bu fotoğraf da bir sonrakinin habercisi olsun diye düşünülerek eklendi. Daha Urla'yı, Kemeraltını yazacağım. Daha Bodrum'u, Akyarları, Akçabüğü yazacağım. Çok ara verdiğim için özür dilerim. Hep daha fazla yazmak istesem de engellere takılıyorum bazen içsel bazen işsel güçsel engeller. Yine de burada olmayı seviyorum. Keyifle okuyanlara da minnettarım. Yazmak ve paylaşmak her şey demek...

Mutlu kalın...

5 yorum:

  1. izmir değil ama izmitten olduğunu okudum şimdi. ben de kocaelinin diğer ilçesindenim :)

    YanıtlayınSil
  2. Simit değil , gevrek ..:)

    YanıtlayınSil
  3. Buket;
    eveeeet izmitliyim de şimdi eş durumundan izmirliyim diyorum heehe:) Kocaeli'nin diğer ilçesinden demek hangisiiiiii ki:):)Sevindim ama hemşeri buldum ne güzeeel. Konu açılmışken en güzel simit izmit'in simiti dimi ama:)

    YanıtlayınSil
  4. Adsız;

    Yaaa doğru evet aslında alıştım gevrek demeye ama tam olmamışım demek ben hala:):)

    Teşekkürler uyarı için..

    YanıtlayınSil
  5. benim de pazarda kokladığın dolmalık biberler ve şaşırdığın kırmızı soğanlarla ilgili bir yazı yazmam gerek sanırım :))
    bir önceki gelişinde de binmiştin vapura hem de yalnız ;) ama evet, kıştı...
    kemeraltına gidip şafak defterini alayım da başlayalım geri sayıma ;)

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)