10 Eylül 2013 Salı

Tatil bitti geriye güzel anılar kaldı: Alaçatı

Tatil bitti bitmesine de içimdeki tatil hala devam etmekte. Hava ne kadar karanlık ve kasvetli de olsa içimde bir yerlerde kuşlar cıvıldamaya devam ediyor. Böyle olduğunu bilmek güzel. Yaşadığım her günü her detayı uzunca anlatmak isterim aslında veya sabaha kadar sürecek sohbetlerde konuşmak, fakat ne mümkün. Yine de ben biliyorum gece yıldızlı göğün altında sevdiğim adamla sarılmanın hazzını, denizin ılık suyunda sırtıma vuran güneşle tenimin parlamasının mutluluğunu, içtiğim her yudumun bana cennetten süzülen yağmur damlalarının tadını verdiğini. İyi ki yaşadım bu yazı, unutulmazdı. 


Geçip gidiyorken devasa görüntüsünde bile kayboluyorsa insan bu yel değirmenlerinin yanında olunca kim bilir ne yapar? Hep istiyorum gideyim yanlarına ama yollara bakıyorum da oraya çıkan yok gibi görünüyor. Ben gerçek yel değirmenlerine varsın istiyorum bu yemyeşil yollar, hani şu tombalak taş gövdesiyle sevimli evler gibi görünenlere. Belki altında bir süre kitap bile okumayı isteyebilirim.


Ahh bu kediler. Nasıl hayvanlar hala çözemedim. İnsan dünyanın bütün kedilerini nasıl sevebilir? Bir kediyle yakınlaşmayan kimse bilemez bunu. Ben de sonrada öğrendim. Şimdi kedilerden uzak duran insanları yakınlaştırabilmek için elimden geleni yapıyorum. Her haliyle bambaşka bir hayvan. İnsanın yiyip yutası geliyor, sıkıp, koklayıp, mıncırası :) 


Alaçatıya her sene gidiyoruz aslında, her yaz zamanında. Çünkü İzmir bu yönüyle harika. Hele Urla'da yazlıktaysak yemek sonrası dondurma yemeğe bile gidiyoruz. Geçen sene Alaçatı'nın içi delicesine kalabalıktı, şöyle bir dolaşıp çıkmıştık. Bloglarda sürekli gördüğüm renkli sokakların huzuruna dalmak istiyordum en çok. Nihayet bu sene başardım. Orası bambaşka bir dünya. İnsan sanki ömrünün sonuna kadar yaşayabilir gibi hissediyor. Ama tabi ben böyle renkli, huzurlu, doğal pek çok yer gördüm ve hep aynı duyguyu hissettim. Mesela Bodrum'un içi değil Turgutreis'ten sonraki koyları, Tunus'un renkli sokakları gibi. Alaçatı'da bu özel yerlerden biri işte. 


Renkli dokusu cezbediyor en çok insanı ve eskiye olan bağlılığı. Eskiden de böyleydi ama reklam olsun diye yapılan bir şey değil yani. Az biraz reklam kokulu hareketler de var ama onlar kendini belli ediyor. Oradaki kişileri gözlemleyerek anlayabilirsiniz, bu huzurlu yaşam ve doku onların hayat tarzı zaten. Yani birilerine güzel görünsün diye veya adlarından sıkça söz edilsin diye yapmıyorlar. Öyleleri de aradan çıkıyor elbet.


Pek severim bu cumbalı renkli pencereleri ve tabi mis gibi kokan bembeyaz perdelerini. Belki de perdeler yeni yıkanmamıştı ama sanki burnuma sabun kokusu geldi yanından geçerken :)Belki de öyle tahayyül ettiğim içindir.


Bu kemerli yapıları hep sevmişimdir. Kapıda yatan insanlar vardı onları çok düşündüm. Bu sefer kendi kendime tembihlemiştim zaten iyi odaklan, etrafı gözlemle ve hisset diye. Çünkü telaşa kapılıp bazen atlayıveriyorum pek çok şeyi. Detayların üzerine düşünmek hoşuma gidiyor. Sonrasında yazacak çok fazla da şey çıkıyor üstelik. O güneşin ışıklarının binaya vurması da ayrıca hoşuma gidiyor. Güneş gösteriş yapıyor!


Bu duvara dakikalarca baktık durduk. Ben aradığım sokağı bulmuş olmanın heyecanıyla önce atlamışım bu detayı eşim hemen durdurdu beni. Biliyor neleri sevdiğimi. O anda resmi çıkartıp almak istedim. Çok etkiledi beni resimdeki o gözler, o ifade ve buğulu dokusu. Bilmem ki satılıyor muydu? Belki yeniden gittiğimde hala orada olursa yeni evim için alırım. Kim yapmıştı acaba ve bana ifade ettiklerinin dışında gerçekte ne anlamı vardı yapan kişi için? Hikayesini bilmek isterdim.


Bu dükkanın sahibi ile kısa bir sohbet yaptık. Daha uzun zamanım olsaydı da oturabilseydim keşke ama olmadı. Zaten içeri girince çıkası gelmiyor ki insanın. Yalnız bu tip yerlerde sahibi olan kişinin tavrı çok mühim. Sanmayın ki herkes sizi özelmişsiniz gibi karşılayıp gülümsüyor. Büyük bir şirinlik ve heyecanla girip somurtarak çıktığım yerler de oldu. Yurt dışından memlekete gelmiş olmanın, böyle bir yerde bulunuyor olmanın heyecanını, havasının, dokusunun yaşattığı mutluluğu algılayamayan insanlar da oldu. Üzüldüm. Onlar işte yukarıda bahsettiğim türde insanlardı kanımca. İşin reklam kısmında kalıverenler. Onlar hep orada kalsınlar zaten bence..


Şurası da favori yerlerimden biri oldu. Mutfaktaki teyze ağzıma dolmalardan sokuşturucak sandım bir ara. Pek güzeldi içerisi. Burası mutfak kısmıymış meğerse, ben direk dalınca bir şaşırdı önce ama sonra gülümsedi, sohbet ettik ve bana giriş kapısını gösterdi. Biz konsere yetişeceğimiz için oturup yemek yiyemedik ama tavsiye ederim menü süperdi. 


Köpüşle konuşan Tuna Babam, daha bıraksak orada kalacaktı. Çok insancıl bir hayvancağızdı. Pofuduktu da. Nedense bütün köpekler bana hüzünlülermiş gibi geliyor. Kedilerin bakışlarında bu yok ama gördüğüm her köpekte bir hüzün sezinliyorum. Ya da ben hep hüzünlü köpeklerle tanışıyorum.


Böyle evler de vardı Alaçatı'nın ara sokaklarında, henüz restore edilmeyen. Keşke birini alıp, güzelce tamir edip, rengarenk boyasak ve içinde huzurla otursak yıllarca. Sonra da bizden çocuklarımıza ve torunlarımıza kalsa. Güzel olmasına güzel ama tehlikeli de. Mazallah altından geçen birilerini yaralayabilir. Konuştuğumuz kadarıyla yerel halk da şikayetçi bu durumdan. Altından geçmiyorlar, korkuyorlarmış bir şey olacak diye. Belediyenin bir el atması lazım bu olaya. En azından güçlendirmeli veya işaret koymalı, korumaya almalılar. 


Çocuk gibi her şeye elimi uzattım durdum yine. Hep de sanki bizim evden alınmış gibi geldi objeler. Çünkü orada gördüğüm çoğu şeyi ya çocukluğumun evinden, ya yazlıktan, ya komşuların evlerinden falan hatırladım hep. Seneler evvel anneme artık kullanamayacak kadar yıprandığı için attırdığım tencelerin aynını bile gördüm. Yine de allahtan eskiye değer veren biriyim de çoğu şeyi saklıyorum. Benim evim sanırım müze olacak.


Şu pirinç objeleri Teyzem dolayısıyla pek severim. Onda hala durur böyle pirinç masalar, koltuklar, çiçeklikler. Bir vita yağ tenekem de olsun istiyorum ilerde :) Kimisi yeni şeyler ister ben de hep eskiyi arzu ediyorum. Çünkü o zamanları seviyorum, o ruhu içimde yaşıyorum. İnanın ait olduğumu hissettiğim zaman bu zaman değil.


Bu kapının ardını da çok merak ettim. Acaba içeride neler vardı, ne hikayeler yaşandı. 


Bu da ardını merak ettiğim diğer bir kapı. Açık olmasını çok sevdim. Aceleden tuhaf bir açıdan çekmişim ama içerisi görülmeye değerdi. Atölye havasındaydı ama ev gibiydi de. Elime çay bardağımı alıp masanın başına kurulasım gelmişti. Kimse de yoktu, olsaydı biraz dolaşmak için izin isteyecektim ama sadece ufak bir adım atabildim.


İşte macera buradan devam ediyor. Hacı Memiş Mahallesi. Adını sıkça işittiğim o güzel yer. Tabi görmek istediğim dükkanların isimlerini de okuyunca ayrıca heyecanlandım.


Şu kafeslerden evime alacağım biiiiirrrr, zaten her gördüğümü beğenen potansiyel bir alıcıyım ikiiiiiiii, mutlu oluyorum ne yapayım üççççççç.


Aaaa bu taburelerden bizim eskiden vardı yazlıkta, ama daha uzunları. Onları da boyamıştık. O tabureleri de alayım ben en iyisi de bir renklendirme yapayım. Bazılarının fiyatları çok uçuktu ama taburelerin fiyatları normaldi, ne de olsa el emeği. 


Şu emaye tencereleri de pek severim. Kendime bu sefer kahve cezvesi alabildim, başardım, mutluyum. O emaye cezveler gibi kahve pişireni yok. Bakır olanlarda harika ama emayeler desenleri ile de gönlümü fethediyor. İnsan bütün tabakları, bardakları, tepsileri almak istiyor. Birkaç ay sonra evimiz eşya almaya müsait hale geleceği için çok seviniyorum. Bir dahaki izinde artık beğendiğim şeyleri alabileceğim :)


Fotoğraflamayı unutmuşum sanırım ama kapalı kapılara yazılan tabelalara da hayran kaldım doğrusu; denizdeyim gelicem, yemek yiyorum, gitmeyin bekleyin bakının gibi :) Objelerin ruhu var tamam ama oradaki insanların da ruhu vardı, ölmemişti, renklerini hayata geçirebiliyorlardı.


Hımmm renkli kapıların şahı diyorum buna. Çok sevdim. Bir de kurabiye isimli restorant vardı şimdi aklıma geldi, orayı da sevdim ama fotoğrafını çekmemişim. Telefonumda bir ara sorun yaşadım, o sıra bazı fotoğraflarım silinmiş veya kaybolmuş, belki onların arasında olabilirdi. Bu arada buradaki fotoğrafların hepsini cep telefonumla çektim, çünkü bu sefer yanıma devasa fotoğraf makinemi almamayı kafama koymuştum. Kendisini çok aradım o ayrı, yine de cep telefonum iyi iş gördü. Minik bir makine almaya zamanım yetmedi ama olsun, bir dahakine daha iyi bir tane alabilirim.


Alaçatı'nın kedileri pek pozcu çıktı. İzmir'in kedileri de hep öyle zaten. Buralara yakın yaşayacağım için seviniyorum. Orada öylece benim onu çekmemi bekledi resmen. Çiçeklerin arasında, arnavut kaldırımında bir kedi diye hikaye yazmak istiyorum. 


 Bu da bir başka pozcu böcek. Hayatından pek memnun uzandı, yattı yuvarlandı hep. 


Sandalyeyi de beğendim ama arkadaki salyangoz beni bitirdi. İçeride daha da neler vardı neler. Buradan görünmüyor ama mağazanın ortasındaki tombik puf da bir harikaydı. Belki onu da çekmişimdir bulursam yeniden yayınlarım. 


İşte Alaçatı'da hayat böyle renkli, doğal ve güzel. Oldukça da kalabalıklaştı akşam üzeri. Biraz erken gitmekte fayda var rahatça gezmek için. Biz Alaçatı pazarına da gittik iyi oldu. İlerleyen saatlerde ara sokaklar sıra ile yürünebiliyordu, kısa süreliğine de olsa fenalık geçirdik diyebilirim.

Sırada daha pek çok yazlık yazı olacak. Bodrum ve çok sevdiğim Kefken yazıları için şimdiden heyecanlanıyorum. 

Herkese mutlu, renkli, eğlenceli haftalar olsun. Hayat her ne kadar zor ilerlese ve her gün defalarca kötü haberler duysak da yaşamak mutlu olmaya değer. 

15 yorum:

  1. ne güzel kareler bunlar..anlatımınla ne güzel olmuş. büyük bir keyifle okudum..

    YanıtlayınSil
  2. Benim de renkli taburelerde gözüm kalmıştı . Bir daha gidişimde almak istiyorum . Çok güzel anlatmışsın . Şimdi Alaçatı' da olmak istedim .
    Yaz bitmese keşke...
    Sevgiler.

    YanıtlayınSil
  3. Buket;
    Beğenmene sevindim..Ayıklıyorum ancak fotoğrafları zaman buldukça. Bu sefer çok fazla yok allahtan da daha kolay oluyor:)Keyifle okumanız büyük mutluluk benim için, daha çok yazmak istiyorum. Çok teşekkürler çok selamlar ve sevgiler:)

    YanıtlayınSil
  4. Zeynep;
    O taburelerde ve diğer pek çok şeyde aklımda gözümde kaldı benim:)Ben de sanırım bir dahaki yaza bir çok şey alacağım şimdiden notlarımı aldım. Yazıyı beğenmene memnun oldum. Okuyunca ben de keşke şimdi oralarda olsan dedim yeniden..Keşke hep yaz olsa, kışı sevmiyorum gelmesin kış..
    Sevgiler selamlar çok.

    YanıtlayınSil
  5. Tuğbacım çok güzel anlatmışsın. Türkiye'deki tatilinin iyi geçmesine sevindim. Ne çabuk geçiverdi yaz değil mi?

    YanıtlayınSil
  6. Sezer eser;
    Canım teşekkür ederim. Ben de iyi bir tatil geçirdiğim için mutluyum. Çabucak geçiverdi yaz gerçekten de hele ki burada bu sene doğru dürüst hiç yaz yaşamayadık biliyor musun? Havalar hep rüzgarlı ve serindi önceki senelerde yanardık hep oysa. Kışa geliyoruz şimdi ayy hiç istemiyorum inan ki:(

    YanıtlayınSil
  7. Tuğbacım, blogumdaki yorumunu okudum, çok sevindim. Cevap da yazdım hatta ama tekrar dönmezsin belki diye buraya yazayım dedim:) Yorumların çok hoşuma gitti, o yazının 2 öncesi de var, onları gördün mü? Özellikle ilki Amerika hakkında ufak genel bir değerlendirme. Okuduysan sorun yok, okumadıysan fikrini merak ettim. Teşekkürler tekrar ve öpücükler...

    YanıtlayınSil
  8. Sezer eser;
    Canım ben de gördüm cevap yazmışsın hemen:)Yazının öncesine de şimdi bakıyorum hazır müsaitken hepsini okuyayım dedim zaten:)Sana yine değerlendirme yazarım:):)Ben teşekkür ederim öptüm çok

    YanıtlayınSil
  9. Hoş bir tatil olmuş, hele insan uzaktan geliyorsa daha da keyiflenir böyle yerlerde:)
    Okurken ben de gezdim o sokakları birlikte. Vita kutusunu da ben alsaydım diye düşündüm:))
    Alaçatı güzeldir, hoştur da yazın (temmuz-ağustos) gitmemek lazım aslında. Aşırı kalabalık benim en başta gitmeme sebebim. Popüler oldukça fiyatlar da katlandı Alaçatı`da. Hem butik otel fiyatları, hem yeme-içme mekanları. Bodrum`dan sonra burası da bozulma yolunda sanki. Tatlı, şirin bir Ege kasabasından turist avcısı bir yere dönüşmesin umarım...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumlara cevap yazmayı ihmal etmişim niye bilmem. Şimdi görünce hemen yazayım dedim.
      Buralardan gelip de memlekette böyle şahane yerlerde dolanmak büyük mutluluk veriyor. Alaçatıyı özellikle seviyorum.
      Vita kutusu aklımda, gittiğimde ilk iş alacağım bu sefer. Hem artık bir evim de olduğundan böyle şeyler almak kolay oluyor.
      Aslında sezonda gidince çok kalabalık oluyor dediğin gibi. Sahir zamanda gidince daha keyifli sakince dolaşmak, keyifle uzun vakitler geçirmek. Yalnız fiyatlar kesinlikle çok uçuk. Sezon olunca daha da artıyor. Yine de insan tabi alamıyor kendini gitmekten, gezmekten, görmekten. Ama illa bütçeye uygun bir şeyler de çıkıyor, çıkmıyor değil hani.
      Turist avcısı bir yere dönüşmüş bile bana kalırsa ama birkaç sene daha vakti var gibi geliyor.
      Henüz halen güzelliğini koruyor. Umarım değişmez.
      Sevgilerimle

      Sil
  10. Çok güzel bir tatil olmuş. Zevkle okudum.:)Hele fotoğraflar çok özel. Çiçek saksısı yapanlara bir fikir: Saklsıların bir kısmını Vita yağ kutusu şeklinde yapsalar ne hoş olur. Biz hiç yağ olarak kullanmadık ama çiçek saksısı olarak görmeye çok alıştık. :) Paylaşımlarınıza bayılıyorum teşekkürler. Sevgiler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Gerçekten hoş vakit geçirdik bu güzelim yerde. Vita kutusu harika oluyor çiçek ekilince, nostaljiyi sevenler için bir nimet adeta.
      Güzel sözlerinize minnattarım.
      Sevgiler benden de.

      Sil
  11. Yaz tatillerinin gözdesi, şirin ve samimi Alaçatı’da keyifli anlar geçirmek, doya doya denize girip güneşlenmek için yapmanız gereken sadece bavulunuzu hazırlamak. Kaynak Bilgisi İçin;
    http://www.alacatiotel.com.tr/

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim yorum için. Sayfanıza ilgiyle ve heyecanla göz atacağım. Umarım bir gün ziyaret etme olanağı da buluruz.
      Sevgilerimle

      Sil
    2. Biz teşekkür ederiz Tuğba Hanım..

      Sil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)