9 Temmuz 2011 Cumartesi

Cezayir sıcağı ve Cezayir plajları

Hani 'yaşamadan bilemezsin' diye bir söz vardır ya bence bu sözü Cezayir'deki sıcaklar için söyleyebiliriz. Kısa süreliğine uzaklaşmış bile olsak hemen unutmuşuz buraların sıcaklığını. Geldiğimizde neye uğradığımızı şaşırdık. İlk zamanlar sıcaklık kendini fazla hissettirmese de son günlerde delice yakıyor bizi. Öyle böyle değil ama, yürürken yerden yüzüne çarpan sıcaklık ekstra sersemletiyor insanı ve gram esinti yok havada. Akşamları serin olur diye ümit ediyor olsam da bu ümidimin yersiz olduğunu farkettim. Akşam dahi esinti olmuyor. Tabi bu yüzden sivrisinekler cirit atıyorlar etrafta ve her yerimiz benek içinde. Küçük kırmızı beneklerle ve onların sinir bozucu kaşıntısıyla boğuşuyoruz ayrıca. 

Ne giysen çözüm olmuyor sanki. Devamlı bir su hayali var çölde olmak gibi aynı; çöl her ne kadar uzak olsa da! Öyle kuru ki hava, boğuyor insanı. Bir nevi fırın gündüzleri etraf; alabildiğine geniş ve sınırları olmayan kocaman bir fırın. Herkesin aklında tatil hayalleri var bilgisayar başında çalışırken buna yüzde yüz eminim. Bazen saçma bir gülümseme oluyor yüzümde yerli yersiz. Bu gülümseme arada çaktırmadan baktığım tatil veya sahil fotoğraflarından kaynaklanıyor. Çocuklar gibi suya hasretim. Derim sanki pul pul olacak susuzluktan, hep bir suda olma isteği var içimde. 

Burada daha hiç denize giremedik. Sadece ilk geldiğim senelerde suya ayağımı sokup sıcaklığına bakmıştım ve tabi denizin tadına da..Tuzlu bir deniz ama yakıcı bir tadı yok. Hep havuza gittik buradaki tatil günlerimiz boyunca. Bir sürü plaj var ama ya halk plajı ya da çok kalabalık yaz günlerinde. Bu sene ilk denemeyi yapmayı ümit ediyorum. Araştırma yapıyorum bazen plajları ya da koyları veya tehna olabilecek yerleri bilen insanlarla konuşuyorum belki bir yer bulabiliriz kendimize diye. Olmadı bir defalık da olsa arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla denizi pek de güzel olmayan Sheraton otelinin plajına gideriz diyorum ve dehşet pahalı olan. O yüzden bir kerelik diyorum :) 

Netten araştırmalarım sonucunda bulduğum bazı plaj fotoğraflarını paylaşmak istedim sizinle. Aslında burada çok güzel doğal plajlar var. Doğa harikası bir yer bence Cezayir; yeterince keşfedemediğimiz. Fotoğraflarda gördüğüm ama gidemediğim öyle güzel yerleri var ki inanamıyorum bazen. Bence görünce siz de şaşıracaksınız. Ben de bu ülkenin ilk aşamada ihtiyacı olan şey turizm. Üzerine basa basa söylüyorum; geniş bir  sahil alanı var ama turizm bilinci olmayınca kullanılamıyor. Ne tesis var ne de bir düzenleme, öyle başıboş kalmış ki. Bizim yazlığımızın olduğu o Kefken'in plajları bile burası ile karşılaştırıldığında lüks kalıyor, ki onlar da halk plajı. Beach mantığındaki yerlerden bahsetmiyorum bile. Burada sadece güzel olarak nam yapan Tipazadaki günü birlik kalmak üzere yapılmış bungalov tarzı evler var yaz için ideal olan. Plajının da kullanışlı ve güzel olduğunu duydum arkadaşlarımdan. En azından eşlerle rahat rahat denize girilebiliyormuş tam anlamıyla tatil havasına bürünerek..

İşte bulduğum plaj görüntülerinden örnekler;


Burası Cezayir merkezde bir plaj. Ve nasıl da kalabalık şu hale bakın. İğne atsan yere düşmez dedikleri bu olsa gerek.

Bu manzaraya çok da yabancı sayılmayız zira böyle deniz oyuncakları satan gençler bizim plajlarımızda da mevcut eskisi kadar çok olmasa da. Bence sevimli bir görüntü ama o sıcakta yazık o çocuğa yüklenmiş dolaşıyor tüm malzemeleri..Kimbilir o da nasıl hepsini bir kenara bırakıp kendini sulara bırakmak istiyordur. 
* Bu fotoğrafı Mohsan isimli bir kişi çekmiş ve internette paylaşmış.


Taşlar nasıl da parlıyor o suların etkisiyle ve köpükler ne kadar da güzel. Deniz dalgalarının sahilde bıraktığı köpükleri hep sevmişimdir.

*Bu fotoğrafı da Philippe thouvenot çekmiş. Beni Saf diye bir yerin deniziymiş anladığım kadarıyla.


Bu fotoğrafta geldiğimden beri adını duyduğum ama hiç gidip de göremedim Cezayir'in meşhur plajı olan Palm Beach. Sanırım böyle kalabalık olduğu için gidemedik biz.


Yine Palm Beach'ten tam da Cezayir'e özgü bir görünüm. Plajda develerin olması fikrini hep sevmişimdir. Tunus'ta da vardı. Ben Bodrum'da çok binerdim eskiden deveye. Her sene bodrum'a gittiğimizde olurdu bu develerden turistleri gezdirmek için, biz de ufak bir tur atardık. Eğlenceli bir şey bence. Ama sıcakta insan acıyor o hayvancıkların haline; bir de bizi taşımak zorunda kalıyorlar kendi ağırlıkları ile başetmek zorunda kalmalarının yanında.

Bu fotoğraf da kendisini severek takip ettiğim Mika Russo adında bir fotoğrafçının karesi. Yer ise Oran. Oran şehrini gidip gördük ama ramazan bayramı dolayısıyla her yer kapalıydı ve böyle bir yere gitmedik malesef. Cezayir'den temelli dönmeden evvel bir keşif gezisine çıkmak şart oldu. 

Burası da Cezayir merkezde bulunan bir plaj. Kışın boş halini görmüştüm hatta denizin kıyısına kadar gitmiştik güzel bir yerdi. Adı la plage du prophete. Yani benim anladığım kadarıyla Peygamber Plajı.


Burayı da pek sevdim ben. Yine Mohsan isimli kişinin çektiği bir kare. Yer Oran plajın adı: Bomo Plajı. Şemsiyeler nasıl da tanıdık geliyor değil mi? Eskiden bir de onları taşırdık yanımızda, büyük bir güçle onları kuma sabitler kenarlarına koymak için de etraftan kocaman kayalar toplardık. Plaja gelmenin heyecanının göstergesiydi bence tüm bu çaba. 


Burası da harika bir mekan bence. Şimdi o koyun pürüzsüz kumlarında uzanmayı ne çok isterdim. Keşke şu fotoğrafın içine hoop diye geçebilsem bilgisayarın penceresinden. Burası da yine Beni Saf denilen yer. Burayla ilgili bir araştırmaya girişmenin zamanı geldi sanırım.


Burası da oldukça hareketli görünüyor ki eminim öyledir şu sıralar. Çünkü burası da başkentin göbeği denilebilecek bir yer. Yerin ismi Bab El-Oued piscine. Deniz varken havuza mı girer insan diye düşünmüyor değilim ama onun da keyfi başka. Yine de bu kalabalığa girmektense bir koyda sakince yüzmeyi yeğlerim. 


Burası da aynı yerin plajı'nın görüntüsü. Bab El-Oued. Pek plaj havası yok bence ama yine de halkın serinlemesi için ideal görünüyor. Cezayir'de bunu bulmak bile aslında bir lüks onlar için.


Burası da içinde Turistik kompleks bulunan Zeralde şehrindeki Aqua park. Oradan geçerken duvarların ardından kaydırakları hep görüyordum. Sanırım bu fotoğraftaki yer benim gördüğüm yer ama içini görmediğim için emin olamıyorum. Terra Park diye geçiyormuş. Bence eğlenmek için güzel bir yer. Benim için görünüş itibariyle İzmit Karamürsel'deki aqua park'a gitmekten pek de farkı yok, hiç gitmemiş olsam dahi. Ama arkadaşlarım hep giderdi ve çok da eğlenerek vakit geçirdiklerinden bahsederlerdi. 


İşte tatilin özü de bu fotoğraf. O şezlongda oturup kitap okumak istiyorum. Daha güzel plaj, sahil ve şezlong fotoğrafları bulabilirim biliyorum ama Cezayir'İn ruhuna uygun olsun istedim. Bu fotoğrafı da Ouaissa Benaicha adlı kişi çekmiş. İyiki de çekmiş. O şemsiyenin altında çocukluğumdaki gibi simit karpuz falan da yemeği ne çok isterdim. Herşey o zamanlara aitmiş gibi görünüyor buradan, sanki ben minik bir tip olarak yan taraftan fotoğraf karesinin içine giriverecekmişim gibi..

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Aklımdan geçenler


Hala kendime gelememiş olmakla birlikte, gelmiş gibi yaparak kendimi kandırmaya çalışıyorum. Hava o kadar sıcak ki alıştıramıyorsun kendini öyle hoop diye. Hele Türkiye'deki havaları göz önünde bulundurursak. Her yerde böcekler var, sert kabuklu, irili ufaklı, kocaman kanatlı, renkli ama çirkin böcekler var. Hatta bugün ofisin penceresinden sevimli bir yusufçuk girdi; sıcaktan börtmüş bir şekilde içeri attı kendini resmen. Ben de kendimi klimanın serinlettiği minik evimize atıp, koltuğa uzanıp, minik kediciklerimizin cılız sesleri eşliğinde kitap okumak istiyorum uzun saatler boyunca, bir endişe duymadan. 

Evimize artık iyice alıştık. Yer sorunu yaşıyoruz tabi zaman zaman; ütü masasını bile koyacak yer olmadığı için getirmemeye karar verdik. Kaldı ki daha evde getirmek istediğim bir sürü eşyam var. Sanırım onları güzelce ayırıp bazıları ile vedalaşmam gerekecek. 

Buuzz gibi rengarenk bir kokteyl, soğuk ve aromalı bir kahve veya soğuk bir bira olsun istiyorum hep yanımda ve kitabım. Şöyle plajda kumlarda uzanma hayalimden de hala vazgeçmiş değilim, bir ümit bekliyorum o günün gelmesini. Bir gün bile yeter bana. Ama tabi gönül ister hep gidebilmek. 

Bu sefer izinde neyse ki doktor işlerimi de hallettim. Sırtımda ağrı vardı onu gösterdik mr çektirdik. Sırtımda düzleşme varmış. İlaç verdi doktor ve bol bol yüzme önerdi, sırt üstü. O yüzden de iyi gelsin diye bolce yüzmek istiyorum. Zaten normalde de severim yüzmeyi. Ne yazıkki öyle her zaman yüzme olanağım yok. Bakalım belki bir imkan yaratabiliriz. Heyecanla bekliyorum şimdilik. 

Bir sürü şey var yine yapmak istediğim. Şu ev yerleştirme işi tamamen bitsin kendimi onlara vereceğim. Bu sefer zamanı saçma sapan harcamak yok, verimli işler yapmak lazım. Eylül ayında inşallah kursa da yeniden başlamayı düşünüyorum. Fransızcayı çok ihmal ettim böyle gitmez. Bir silkinmek şu rehaveti geride bırakmak şart oldu..

Bu hafta da hemencik geçiyor işte. Pazartesi oldu bile. Temmuza girdiğimize de hala inanamıyorum. Daha dün sanki Türkiye'ye gitmek için gün sayıyordum. Ne ara gittik de geldik biz. 

Güzel şeylerin başlangıcı olsun yine bu hafta, bu ay. Güzellikler yaratmak için her gün yeni bir sebebimiz olsun..Fotoğrafları yüklemeye başladım bile yakında....

29 Haziran 2011 Çarşamba

Kürkçü dükkanı misali


Merhaba;

Aynı başlıkta yazdığım gibi geldik yine dönüp dolaşıp, şehirleri, sokakları aşıp bu uzak diyarlara. Hatta kocaman beyaz pamuk bulutların arasından çıkıp geldik yine yorgun, şaşkın ve bir dolu valizle. Sıcağa, sessizliğe, durgunluğa geçtik yine denizleri, dağları aşıp. Şimdi nasıl mıyım? Sudan çıkmış bir balık gibiyim adeta. Hala algılayamadım neredeyim? ne zaman gittim? ne zaman geri geldim? Nasıl da geçiverdi onca gün? Sayarken ne kadar da uzun, içindeyken su gibi.  

Uçak yolculuğumuz güzel geçti. Stres, telaş ve yorgunluk epey uyku biriktirmemize neden olmuş ki gözümü zor açtım yemek servisi yaptıklarında. İndiğimizde sıcaklık pek hissettirmedi kendini şaşırdık ama sonra acı acı geldi üzerimize. Sanırım kısa zamanda bir şapka edinmem gerekecek öğle aralarında yemekhaneye giderken takmak için. Ofisteyim şimdi. Sabahları erken uyanmak zor geliyor. Sanki ertesi gün tatil olacakmış gibi hissediyorum. Kedimiz Charlotte bizi öyle özlemiş ki hep bizi izliyor kocaman yeşil gözleri ile. Bebekler ise bir harika. Hepsinin mini mini gözleri açılmış, etrafı keşifteler. Anne de gidip gelip onları gözlüyor, emziriyor, yalıyor ve onlarla uyuyor. Güzel bir tablo. Onları izlemek çok keyifli. 

Evimiz bıraktığımız gibi hala. Henüz tam manasıyla yerleşemedik. Gardropta neyin nerde olduğu belli değil, henüz fırın için doğalgazdan tüpe geçiş yapılmadı ve zaten halihazırda bir tüpümüz yok. Duvara raf, banyoya banyo dolabı, açılır kapanır ufak bir yemek masası ve de televizyon sehpası gerekiyor rafları olan aynı şu yeni model televizyon üniteleri gibi olanlardan. Sanırım marangoza bir ön çizim yapıp sipariş vereceğiz. Çünkü burda o tip bir ünite bulabileceğimizi düşünmüyorum. Sonra da çatallarım, tabaklarım, kavanozlarım, kitaplarım, hobi malzemelerim v.s yerlerini bulacak ve rutin şekilde yaşamaya devam edeceğiz. Gelirken yün almadım bu sefer hayret! Aptallık mı yaptım kafayı mı çalıştırdım henüz ayrımına varamadım.Ama Derya'nın benim için özenle ördüğü tığ işi yastık kılıflarına ne zaman baksam ben de bir şeyler yapmalıyım diyorum.O yüzden buralarda yün araştırmasına başlamam şart oldu:) Tabi bir de onların içine yastık ayarlamam lazım ki evim daha cici görünsün:) Daha perdelerim dikilip takılacak ooff çok işim vaaar..Ahh bir de yazın keyfini çıkartabilseydik. Sanırım kakao yağımı sadece işe gelirken kollarıma sürebileceğim!

Ve tüm bunların yanında son hız yazmaya devam ediyorum. Paylaşmak istediğim bir sürü fotoğrafım var yine. Sıralarının gelmesini bekliyorlar. Okumak istediğim birkaç kitabım da var tabi. Şimdiden birine başladım. Zeynep'ten gelen Shantaram. Nihayet sayfalarına dokunuyorum ve kelimeleriyle büyüleniyorum. Sabırla sindire sindire okuyorum. 

Ne çok şey getirdim yanımda yine diyordum bavulları taşırken ama şimdi bakıyorum da ne azlar. Keşke daha çok dip köşe bir şeyler tıkıştırsaydım. Keşke daha çok yüklenseydim de burada baktığımda aklımda kalanlara üzülmeseydim. Ne getirirsen getir yanında gene de olmuyor. Gurbet böyle bir şey. Kaplumbağa misali evimi bile sırtımda getirsem sokakları ve denizi de isterdim eminim..

Fotoğraflarım, yazılarım beni bekler. Daha tonla işim var yapacak. Şimdilik anılarım yanımda hem de dibimde ya mutluluğum sürüyor. Bir zaman sonra özlemlerim alacak yerini biliyorum. O zamana kadar elimdekilerle idare etmem gerekiyor. Belki bu sefer büyük özlemlerin oluşmaya başladığı anda bir karton kutuya sığdırıp yollatabilirim bu diyarlara. Mesela almayı unuttuğum Murathan Mungan'ın Şairin Romanı kitabını.. Ahh nasıl da atladım, çok merak ediyordum oysa..

Mutlu kalın..Yakında yeni fotolarla geri geleceğim.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Yorgun ama mutlu

Bugün yine nasıl da yorulmuşum şimdi anladım. Gecenin bu vaktinde ayaklarımın tuzlu suya ihtiyacı olduğunu hissediyorum. Tabi sadece düşüncede kalıyor bu hissiyat mecalim yok şimdi onunla uğraşmaya. Yine gündüz aşırı sıcak ama akşam üstü grileşip yağan bir havayla cebelleştik bugün. Uzuun yürüyüşler yaptık ve bolca gözlem. Her şeyi sanki ilk kez görüyor gibi izliyorum heyecanla. Sanki daha çok şey katmak istiyorum zihnime, anılarıma. Günler yine birbirini kovalıyor, bir bakmışsın gece olmuş, bir bakmışsın aydınlık her yer. Uyumak hiç istemiyorum; eve girmek de. Uyumak zaman kaybı gibi geliyor. Bir an evvel sabaha varıp güne kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Kocaman bir göbeğim olmasına rağmen hala, daha çok yemek istiyorum. Her şeyde gözüm kalıyor adeta. Yiyemediklerim için üzülüyorum. Daha büyük olmalıydım hatta dev olmalıydım diyorum. Kocaman midem olmalıydı ve daha çok yer görebilmek için kocaman eşek gözlerim.

Gece sinemaya gittik. Nasıl da bir mucize olduğunu yeniden anladım bu sinemanın. En önde oturup ayakları uzatmak gibisi de yokmuş. Ve beyazperdenin o büyüsünde kendimi kaybetmeyi, sanki oradan bir karaktermişim gibi tuhaf bir hisle sinemadan çıkmayı çok özlemişim. Tavsiye ediyorum izlemeyenlere x-man gerçekten çok güzel olmuş. Kurguyu iyi yapıp güzelce bağlamışlar. Dönmeden bir defa daha gidip 3 boyutlu olarak Karayip Korsanlarını da izlemek çok istiyorum.

Daha yığınla yapmak istediğim şey var. Listeme bir göz atmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Neyse bugün o kütür kütür eriklerden yemeği de başardım ya ohh dedim resmen zafer kazanmış gibi bir edayla..Ağzımda bıraktığı o tadı özlemişim. Keşke daha yavaş aksa zaman, keşke kanatlanabilsem de daha az yorulup daha çok şey görebilsem..Cezayirde bıraktığım karnı burnunda pisiciğimi de çok özlüyorum buradayken. Onun yumuşluğunu, komik bakışlarını, sıcaklığını özlüyorum. Onu da getirebilseydim gelirken ne iyi olurdu. Bir kere daha anladım o bambaşka bir kedi..Canım benim..Umarım onun için herşey güzel gider de döndüğümüzde bizi güzel ve yumuşacık minişleri ile kendine has miyavlamasıyla karşılar..

Fotoğrafları yüklemeye fırsatım olmadığı için hep fotosuz yazıyorum yazılarımı. Çok da çekemiyorum zaten. Ama bıraklım da biriksinler değil mi? Cezayirdeyken doyasıya yazmak istiyorum; o anıların her birine yeniden dönerek..

Mutlu kalın..Herkese kocaman sevgiler:)

12 Haziran 2011 Pazar

Nihayet Türkiye'deyiz

Türkiye'ye geldik. İzmir'deyiz. Havalar da pek güzel iki gündür. Perşembe gece geldik. Epey yorulduk ama sonunda evimize varınca tüm yorgunluğumuzu unuttuk ve kocaman gülümsedik. İzmitte yine yağışlı bir hava varmış ona biraz canım sıkıldı ama olsun biz gidene kadar düzelir diye umuyorum. Zira izmit'i de çok çok özledim. Aileme ve arkadaşlarıma kavuşacağım için heyecanlıyım. Yine bir çok şey yapmak istiyorum upuzun bir listem var temize çekmem gereken. Dün Çeşme'ye gittik eşimin çocukluk arkadaşını görmeye. Gitmişken denize de girdik nasıl mis gibiydi hava ve deniz ılıktı. Dalgalarla oynadık ve keyfini çıkarttık güzel havanın. Zaten buralar çok başka. Herkes öyle rahat ki. Daha tam olarak yaz gelmemesine rağmen incecik tiril tiril giyinmişler ve sokaklarda dolaşıyorlar. Sanki kimse evinde oturmuyor herkes dışarda. Restorantlar, kafeler, barlar, sokaklar öyle dolu ki. Görünce şaşırdım ilk başta. Ama burası izmir dedim kendi kendime burası bambaşka. Yine hayaller kurmaya başladım. Burada evimizin olduğunu ve burada yaşadığımızı düşündüm. Nasıl da güzel olur kimbilir. O günün gelmesini bekliyorum içim doluyor düşünürken.

İçinde yaşayınca kıymeti anlaşılmıyor ama bizim gibi uzaktan gelenler memleketimizin nasıl da güzel olduğunu her gelişte yeniden anlıyorlar. İyiki burada yaşıyoruz diyorum. Şimdi bunca şeyden sonra Cezayir'e dönmek çok zor olacak. Hiç dönmek istemiyorum inanın. Daha uzun kalabilme olanağımız olsaydı keşke ahhh o zaman yine dönmek istemezdim ama olsun daha çok doymuş olurdum herhalde herşeye...

Pembe holgam'a da kavuştum bugün. Babam kargoya vermişti burada birşeyler çekerim diye. Bugün aldık. Minik ve gerçekten oyuncak gibi bir makine.  Ben biraz daha büyük hayal etmiştim ama olsun. Neler çıkacak bakalım o oyuncak kutudan, nasıl fotoğraflar..Yarın ilk iş ona film almak olacak sanırım. Görmek istediğim yerler her gelişte artıyor. Şimdi blog yazımı tamamladıktan sonra yazmaya başlayacağım. Sonrada haftanın başlamasıyla izmir maceramız da tam anlamıyla başlamış olacak. Umarım havalar böyle güzel devam eder de yapmak istediklerimin hepsini yaparım. İkea'ya giderim, pazara giderim, alsancağa giderim..Dün mangal keyfi de yaptık . O kanatları yerken bizi görmeliydiniz. Resmen canavar gibi saldırdık hepsine. Eee tabi bir de çeşme de sakızlı dondurma yemeden olmazdı onu da başardık..Şimdiden istediğim birkaç şeyi yapabilmiş olmanın keyfini yaşıyorum.

Yine yazacağım bloga yakın zamanda. Bu sefer daha çok anlatmak istiyorum hislerimi. Tabi fotoğraf da ekleyebilirsem harika olacak. Herkese çok sevgiler izmir'den. Havalar için bana şans dilemeyi unutmayın!

7 Haziran 2011 Salı

Ufak çapta taşınma durumları


Önceleri taşınma deyince daha bir korku doluyordu içim. Cezayir'de 5.kez ufak çaplı da olsa taşınınca artık eskisi kadar korku verecek bir şey olmadığını anladım..Sanırım en kötü tarafı toplamak. En azından benim için öyle. Ben en çok yeni eve yerleşme hallerini, o heyecanı, o yeni bir ev oluşturma duygusunun verdiği tuhaf hissi seviyorum. Eskiden bir yere giderken bavul yapmak da kabus gibi gelirdi bana ama şimdilerde oraya gidecek olmanın verdiği mutluluk daha ağır basıyor. Sanırım öğreniyorum yavaş yavaş ben de. Aslolan şeyin özünün gitmek olduğunu. Ve artık bavul hazırlamak en çok sevdiğim şeylerden biri diyebilirim. Zaten severek yaptığınızda inanın güzel bir hal alıyor..

Yeni kutumuzda ilk gecemizi geçirdik bile..Yani kutu gibi evimizde. Fotoğraflarını da yakında paylaşacağım. İkea'yı düşünmeden edemiyorum. Keşke burada olsaydı da bu minik evimizi o harika objelerle dekore edebilseydim. Nasıl da gözlerim parlardı, yüreğim kahkahalar atardı o zaman. 

Bugün yerleşme işimiz tamamlanacak. Zaten Tizi deki evden getirilecek eşyaları dün getirdik. Buzdolabı, fırın, yatak odası, koltuklar v.s Öğlen yemeğinden sonra da kaldığımız misafirhaneden mikro evimize kıyafetleri ve ıvır zıvırları taşıyacağız. Sağolsunlar temizlik yapan bayanlar dün bana çok yardımcı oldular, bugün de kıyafetleri taşıyacağız birlikte.. Tabi gene de ben onlardan sonra bir toparlama yapsam da en azından el birliği ile hallolmuş oluyor..Zaten yerleştirmek dediğim gibi zevkli olan kısmı.
Kediciğimizi de evimizin en kıymetlisi olarak gece yanımıza aldık. Yağmur ve çamur olduğu için her yer patileri kirlenmesin diye bir prenses edasında kucağımda taşıyarak eve aldım onu..Şaşkınlığını ve ürkekliğini görmeliydiniz. Hem üzüldüm o haline hem de güldüm..Kucağıma yapıştı adeta beni bırakmak korkuyorum diyen gözleriyle faltaşı gibi açılmış. Kimbilir neler geçiyordu aklından.. Ne çok ev değiştirdi o da, bir ara sokakta da kaldı.. Hayvan şaşkın tabi. Ama gene misler gibi uyudu bizi de hiç rahatsız etmedi. Sabah uyandığımdaysa halen tedirginliği vardı. Bugün yarın alışır sanıyorum. Dün bir ara korkudan erken doğum yapar mı acaba diye düşünmedim değil:):) O benim bir tanem, altın çileğim...

Yeni haberler ve fotoğraflarla bir dahaki postta görüşmek üzere diyorum herkese. Türkiye'den güzel haberler alıyorum çoook mutlu oluyorum. Havalar güzelleşmiş, yaza bürünmüş o ne olduğu belirsiz mevsim nihayet..Hadi bakalım..Daha sıcak hava daha çok güneş olsun gelince ben.. Denizde saatlerce öylece durmak, suyla bütün olmak ve kumda uzanıp rüzgarla gelen güneş yağı kokusunu içime çekmek istiyorum. :) 

Not: Fotoğrafı geçenlerde okuduğum bir blogda gördüm. Ama kaydetmemişim yine her zamanki gibi yerini. Ne olur aldığım kişi kızmasın bana:) Çok teşekkür ediyorum ona böyle kutu fotoları ara ara bir hal olmuştum. Son derece iyi niyetle alınmıştır..Hırsızlık değildir..

Bu arada yorumlardan hemen fotoğrafla ilgili bir yazı geldi Zeynep'in evi blogunda görmüşüm ben meğer:) Çok teşekkür ediyorum hatırlatma için. Sevgili Zeynep'e de teşekkürler tekrar. İzinsiz aldım ama umarım beni affeder:)

1 Haziran 2011 Çarşamba

Haziran'a


Böyle bir yer hayal ediyorum kafamda. O denize ulaşabilmeyi sıcağa rağmen gölgede soğuk kalabilen taşlardan yürümeyi ve tenimi o dalgalı suya bırakmayı düşlüyorum. Şimdi bu fotoğrafa bakarken o iyot kokusunu burnuma çektim bir an ve rüzgarı resmen hissettim. Şu bellek nasıl bir şey..Kokuları, dokuları ve o yaşanmışlığı nasıl da yeniden hissettirebiliyor insana..

Bodrumu özlüyorum. Orada yaşadığım zamanları..Haziran geldi ya şimdi yağmurlarla gelmiş de olsa ne de olsa içinde yaz olan bir ay olduğu için güzel anıları da beraberinde getiriyor. Güneşle birlikte güne başlamak istiyor insan ve günü onunla sıcacık tamamlamak. Tatili düşlemek bile güzel geliyor..Gülümsetiyor insanı..Ne kadar da ihtiyacım var kitabımla, hayallerimle, kumda hayatla başbaşa kalmaya. Dinginliğe, dinlenmeye ve durulmaya. Ama aynı zamanda coşmaya da.. Burada zaten fazlasıyla durgunlaşıyor bazen hayat. Öyle yavaş ilerliyor ki sanki her gün birbirinin aynı..İstediğin kadar değiştir yeterli gelmiyor insana. O yüzden tatillerde hem durgunluğu hem de coşkunluğu arzuluyor insan..Bazen ikisinin buluşması zor olsa da..

Birkaç gündür keyifsizdim havalardan ötürü ama takvimde günlerin ilerlediğini gördükçe iyileşmek kolaylaşıyor..O hasret dolu memleket buluşmasına tüm enerjimle gitmek istiyorum. Kollarımı kocaman açarak herşeyi sarmalamak istiyorum. Buradayken içimde bir canavar büyütüyorum sanki..Ve havaalanına indiğimiz an onun elini bırakıyorum özgürce dolaşsın diye..Burada kapalı kalıyor çünkü göğüs kafesimde..Tabi görünmeyen dizginleri hep elimde. Çocuğum gibi. Ne de olsa o benden bir parça. Ne tamamen kaçıp gitmeli ne de bana yapışıp kalmalı. 

Haziran gelince böyle oluyorum ben, bir deli kız. Japon çizgi filmlerindeki kızlar gibi kocaman gülüyor ve bazen sebepsiz yere kocaman kocaman ağlıyorum. Ne komik:) Tatilim geldi cümlesini her yere yazmak istiyorum. Her ne kadar saçma kurulan bir cümle olsa da. Yaz ayı biraz da saçmalıklar ayı olsun istiyorum belki de. Kış soğuk resmi ve özenli; yaz sımsıcak, samimi ve fütursuz..Varsın öyle olsun. Yeter ki güneşli olsun. Şimdilerde sadece bunun için dua ediyorum sanırım..

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Bulvar Apartmanı No:4


Dün gece uykuya dalmadan önce uzun uzun sohbet ettik eşimle. Eskilerden anılardan konuştuk. Sonra benim çocukluğumdan, onun çocukluğundan. O anda yolculuk yapıverdik birlikte geçmiş günlere. Sonra ben uykumda devam ettim o güzel yolculuğa. 

Bulvar apartmanının kapısının önünde buluverdim kendimi. Bir otobüsten inmişim tedirgin bakıyorum giriş kapısına. Nasıl da gerçek herşey. Elimle yere dokunsam toz olacak parmaklarım sanki.Burdan çıkıp oraya varmışım sanki bir anda. Rüyamda da geçmişe yolculuk yapıyorum. Kimsecikler bilmiyor ama. Otobüsten inip apartmana giriyorum. Kahverengi bir kapısı var camlı. Sonra  iki kat çıkıp sağdaki ilk kapıyı çalıyorum.  Teyzem açıyor. Girişte hala dün gibi hatırladığım bir matador resmi, bambunun üzerine yapılmış. Ayakkabılarımı çıkartıyorum, yerler halı kaplı. Ben geçmişe geldiğimi bilerek mutlu mutlu gülümsüyorum yeniden havuşmanın heyecanıyla. Teyzem herşeyden habersiz. Daha sonrasında evin içinde tur atıyorum. Her şeye dokunuyor adeta gerçekliğini sınıyorum. Salonun kapısının tam karşısında bir difembahya duruyor. Tüm heybetiyle. Kocaman yeşil altın renginde bir de saksısı var demirden..Pembe kılıflı koltuklar var tırtıklı kumaştan. Sonra beyaz tül perdeler, ince saçaklı. Salonun sağ tarafında minik bir balkon var küçük oturma grubunun hemen yanından giriliyor oraya, yemek masasının kenarından dönüveriyorsun. Masa da masa ama arkasında da kendisi gibi heybetli üstü içki şişesi dolu bir büfe var. Orada yediğimiz yemekleri hatırlıyorum bir bir. Sonrasında küçük pirinç oturma grubu masanın önüne geldiğinde orada annem teyzem ve tuay ablamla yaptığımız konuşmayı. Bir de beyaz kutup ayısı vardı yeşil benetton yazısıyla..Sıkı bir ayıydı, öldüresiye doldurmuşlar içini sanki. 

Mutfakta kırmızı bir masa vardı. Küçük bir tezgah. Orayı ne zaman düşünsem yemek sonrasında dilimlenen elmalar ve dedemin pişirmek için tencereye koyduğu pavuryanın tencereden can havliyle kaçıp tezgaha kendini atması gelir. Aaa bir de içmem gereken kaymaklı sütleri kimse yokken lavaboya döküşüm. 

İnce uzun bir holden geçtim sonra. Solda teyzemlerin yatak odası. Tombul çiçek var orada. Birde yatağın üzerinde uçak oynayan tuay ablamla benim hayali. Bir de alf var tuvalet masasının aynasına yapışık. Alfin üzerinde mor bir bluz vardı hiç unutmam. Tüm pofudukluğuyla bana gülümserdi. Odanın hemen yanında mavi fayanslı bir banyo hatırlıyorum. Ama emin değilim. Onun karşısında bir dolap vardı üzerinde telefon olan ve tepesinde de bir ayna. Banyodan sonra onun önünde kuruyan saçlar,telefonda alelade lakırdılar, kahkahalar..Ve son olarak kurbağalı dereye bakan bej rengi panjurlu oda. En çok hatıramın olduğu. Cam kenarında çekyat kıvamında bir koltuk, karşısında ranza, ranzanın önünde de çiçekli koltuklar vardı tahta kollu,tombul yaşı bir teyzeyi andıran oturma minderleriyle. Balkonda vardı o odada ama fazlalık eşyalar konurdu oraya..Bir de merdiven dururdu. Ranzanın üst yatağının altı tavşanlı ceylanlı ve sincaplı bir kumaşla kaplıydı. Uyumadan evvel bana osuruklu tavşan masalını anlatmıştı birisi ama kim hatırlamıyorum. Sonra bir de çalışma masası vardı. Alt çekmecelerinde disney ansiklopedileri vardı gizli gizli açıp hayranlıkla baktığım. Ama yerinden çıkartıp rahatça bakmaya hep korktuğum. Çocukluk işte. Kİmbilir neler geçiyordu aklımdan.Odanın ortasında gaz ile bitlerimi ayıklardı ananem. Bir seramoni halinde. Mütemadiyen bitlenirdim. Beyaz bir tülbente dökülürdü hepsi bir bir ananemin sık tarağından. Sonra orada namaz kılardı ananem bende önüne oturur seyredalardım onu. Bir de kocaman renkli tesbihi vardı ki oynamaya doyamazdım. Tuay ablam yani teyzemin kızı okuldan geldiğinde tost yapardı ikimize de. Ve ona ders vermeye gelen Cevher Bey'den çok korkardım. Sert bir mizacı vardı. Sonra ilerde ben de ders aldım ondan. Öyle dışı sert içi yumuşak çikolata gibi bir adamdı. Hiç kızmazdı. Sonradan sevdim onu..

Hepsini rüyada yeniden yaşadım. Hatta o apartmanın kapıcısı Fahrettin amcayı bile gördüm. Minicik bir adamdı.Elinde kocaman ekmek sepeti taşırdı bir de pos bıyıkları vardı. 

Uykuya dalmadan evvel ne düşünsem onu görürüm bazı zamanlar. Çocukluğumun geçtiğibu ev beni hep etkilemişti. Sonra babannemin evi ve kendi evim. Onları da yazacağım zamanı bekliyorum heyecanla. Fotoğraflarını da koyabilseydim keşke. Bakalım ne kadar gerçek hatırladıklarım. Bir gün o da olur belki..

24 Mayıs 2011 Salı

Küçük mutluluklarım

Bugün harika bir hava var. İçimiz mutluluk doldu yeniden. Güneşi görmek ve hissetmek harika bir duygu. Bir haftadır aralıksız yağan yağmurlardan sonra şimdi nihayet bahara yeniden kavuştuk. Bugün içimden uzun uzun yazmak gelmedi. Ofiste otururken panoma kafamı çevirdim ve beni mutlu eden şeylere yeniden baktım. Sonra bloga koymak için her birini fotoğrafladığımı hatırladım. Bu seferlik böyle olsun dedim. Beni mutlu eden ufak detaylar işte bunlar..


Bu dantel gibi görünen kağıtları Cezayir'de çok kullanıyorlar. Her rengi var aslında. Büyüklü küçüklü. Ben bunları bulabilmiştim. Sonra onları panoma raptiyeledim. Görüntüleri çok hoşuma gidiyor..


Bu çaydanlığı yapmak için de karşımızdaki marangozdan kontrplak almıştım. Epey oldu yapalı. Daha başka objelerde yaptım ama onlar evde kaldığı için koyamadım buraya. Zaten daha evvel bir yazımda bahsetmiştim yanlış hatırlamıyorsam. Sonrada dekupaj tutkalı ile, printer dan çıktı alıp bu çiçekli kağıdı üzerine yapıştırdım. Ben çok seviyorum. Böyle bir sürü şey yapıp odama ve yeni evime koymak istiyorum.

Bu da yine aynı teknikle yapıldı. Cezayir'de her şey elimin altında olmadığı için elimdekilerle idare ediyorum. Ama Türkiye'de olup böyle şeylerle uğraşmayı çok isterdim. Çünkü elimden geldiğince yanımda getirmeye çalışsam da her lazım olanı getiremiyorsunuz sınırlı kilo ile. Bu çerçeve şeklini yine kontrplaktan keserek oluşturdum. Eşim böyle şeyler yapabilmem için bir el aleti aldı bana . Kesiyor törpülüyor bir sürü değişik ucu var zımparalıyor. Çok kullanışlı. Biraz gayret ve sabırla harika şeyler ortaya çıkartabiliyor insan. Sonra da böyle duvarları süsleyip mutluluk kaynağı oluyor..


Bu kasnakları da her zaman çok sevmişimdir. Web sitelerinde hep görüyorum harika kasnaklar var duvarlarda. Ben de gördükçe hevesleniyorum tabi. Yabancı sitelerdeki harika kumaşlardan ne yazıkki burada bulamadığım için en sevdiklerimden biri olan ayakkabılı kumaşımı koydum ben de kasnağın içine ve panoma astım. Bana dilek dileyip kırmızı rugan pabuçlarını birbirine çarpıp istediği yere gidebilen o kızın hikayesini hatırlatıyor. Neydi adı bilemedim şimdi:)


Bu defteri de geçenlerde her zaman gittiğimiz Algerdeki büyük marketten aldım. Aslında çok uyduruk içi..Beklediğimden kötü ama ben onu güzelleştirmeyi başardım. Evde bulunan yapışkanlı kağıdımla üzerini kapladım. Eski halini de fotoğraflamam lazımdı aslında farkı anlayabilmeniz açısından ama unuttum. Önceden kese kağıdı renginde karton kapağı vardı hepsi o..Bu yapışkanlı ve özellikle çiçekli kağıtlardan gelirken yine bir sürü getirmeliyim. Japon pazarından 2 milyona almıştım sanırım kocaman rulosunu. 


Bu da fimo hamburger yüzüğüm. Biliyorum ekmeğin rengi biraz koyu oldu ama aslında bej rengiydi. Sanırım biraz fazla pişti. Ama ben yine de takmayı seviyorum. Yalnız acayip derecede hamburger istiyor canım yüzüğü takınca:) Daha güzellerini yapıp takmak istiyorum. Şimdi yeni bir yöntem keşfettim. Önceden fimo hamurlarının üzerinde yazan dakika kadar pişiriyordum yani 30 dakika. Ama sonra kararıyordu işte böyle. O yüzden şimdi 15-20 dakika pişiriyorum. Çıktığında hala biraz yumuşak olsa da soğumaya bırakınca yine taş gibi oluyor. Hem rengi de bozulmuyor. Bunu deneyin benim gibi kararma sorunu yaşıyorsanız. Tabi fırının harika bir fırın olmamasından da kaynaklanıyor olabilir ama elimizde o mevcut napalım:) 


Bu fotoğrafı ben çekmedim web den buldum. Neresi olduğunu yine her zamanki gibi kaydetmeyi unutmuşum. Lütfen sahibi görürse bana kızmasın. Bu çevirmeli telefonları çok severim ben. Ve inanır mısınız onları kullanmayı özlüyorum. Şimdi retro yeniden moda oldu diye değil ben hep severdim onları. Eskiden bizim de bordo gibi bir kırmızı telefonumuz vardı. Hala durur İzmitteki evimizde. Gidince onu fotoğraflayacağım bloga koymak için. Hemde Holga makinam ileeeee:) Yaşasın Holgaa!

Umarım bundan sonraki günler de yağışsız ve bol güneşli geçer. Türkiye'de de böyle olması için deli gibi dua ediyorum. Çok korkuyorum havalar ya bozuk olursa diye tatil için geldiğimizde. İyi düşünelim iyi olsun ama değil mi?

Şirketimizde çıkartılan Özgünce adlı dergimizin bu yeni sayısı için hazırladığım konum da böyle ufak şeylerle mutlu olup kendimize ait alanlar yaratabileceğimizle ilgili. Yazdığım yazıları, dergilerin linklerini okuyabilmeniz için yakında bloga koyacağım. Ayrıca başka bir süpriz gelişme daha var onu da sonraya bırakıyorum ki gerçekten tam manasıyla süpriz olsun diyeee:):)