8 Ekim 2008 Çarşamba

Yasemin Pastanesi 48 Numara ve 209 Nolu Otobüs Durağı

Şimbi bu da nesi diyorsunuz sanırım. Bu dün gece sabaha karşı gördüğümü düşündüğüm rüyamın ana konusu. Çocukluğumdan beri ilginç ötesi rüyalar görmüşümdür her. Ya upuzundur rüyalarım sanki günlerdir uykudaymışım gibi, ya ertesi gün uyuduğumda devamını pembe dizi gibi görebiliyorumdur, ya da bir nevi uzay mahsülü maceralarım, film senaryoları karışık görüntüleri içerirler. Annem hep der hala daha;" yine meşhur rüyaların devam ediyor mu "diye. Ve evet hala aynı devam ediyor. Tuğba'nın enteresan maceraları.
Dün rüyamda eşimle birlikte adını yukarıda yazdığım Yasemin Pastanesindeydik. Kapı numarası da 48 di. Ama pastane, pastane olmaktan çok uzaktı. Sanki kocaman bir pansiyon gibiydi. Bir sürü odası vardı. Son derece mistik bir hava ve biraz da sisliydi sanki içerisi. Bir sürü de insan vardı. Aslında biz orada sanırım tutsak gibi bişeydik. Çıkamıyorduk bir türlü dışarı. Bu arada sanırım yeri İzmitteydi. Siyah bir arabamız vardı bizim ve o da içeride bizimle birlikteydi. Dönerli bir rampa vardı pastanenin içinde ve bu rampada yer yer küçük kapılar vardı. İşte o kapıların birinin ardında arabamız park halinde duruyordu. Çıkmak için hep planlar yaptık. Bizi yöneten insanlar vardı içerde. Sanırım bir patron. İçerisi son derece konforluydu aslında yemekler, televizyon, kütphane falan. Yani pek de terkedilmek istenecek bir yer değildi. Biz her planı gizlice yapıyorduk eşimle. Ama planlarımız hep o dönerli rampanın bir yerinde son buluyordu nihayete ermeksizin. Kapıyı açtığımızda karşılaştığımız şey arabamızın olduğu oda değil de tuvalet çıkıyordu limon küfü renginde biraz pis. Pastanenin için de bir iki akrabamı da gördüm çıkmak için bize yardım etmeye çalışıyorlardı sözüm, ona çünkü gerçekten çabaladılar mı bilemiyorum. Bu arada pastanede olduğumuz zamanın birinde üzerimde gelinlik olduğunu gördüm. Pastaneden çıktığımda ise İzmit lisesinin karşısında bir yerlerde kalabalığın tam da ortasında buluverdim kendimi. Ama yiğit hala içerideydi. Ve ben onu da oradan çıkartmak zorundaydım. Telefon ediyordum fakan bir türlü açılmıyordu o aptal alet. Bu arada içerdeki patron camın içinden bana gülümsüyordu hani şunu söyler gibi "çıktın ama bir gün yeniden buraya geri döneceksin, herşey burada bitti sanma.." Eşimi kurtarma planları yapıyordum devamlı hatırladığım kadarıyla. Pastaneye ise durmadan birileri girip çıkıyordu ama ne yazıkki o çıkamıyordu. Sonra kendimi Ankara da buluverdim birden. Çook uzak bir yerdeymişim ama hani eskiden Eryaman ya Batıkent falan insanlara çok uzak geliyordu ya. Sanki Allahın terkettiği yer gibiydi oralar gidip gelmek çok zordu. İşte o zamanlarda olduğu haliyle uzakmış benim bulunduğum yer. Ve bir sürü yeni konut yapılıyormuş. Hepsini gördüm tüm ihtişamlarıyla karşımda duruyorlardı. Evler beyaz renkte balkonlar ve panjurlar kahverengiydi. Sonra bir otobüs durağında bekledim. Numarası 209 du. Bir iki tanesine almadılar beni binemedim. Bu arada gelen otobüs değil aksine dış görünüşü dolmuş olup da içi kocaman olan bir şeydi. Tanımlayamıyorum. Henüz bulunmadı sanırım. Koltukları Ankaradaki otobüslerin koltukları gibi grimsi mavimsi bir renkti. Yanımda teyzem ve ananem de vardı gördüm onları. Şoför de dedemdi. Ben yine elimde telefon ulaşmaya çalışıyorum sevdiğim adama. Sonra bir yerde durdu dolmuşumsu araç ve ben indim. Bir yere gitmem gerekiyormuş sanırım. Sonra yeniden bir otobüse bindim. Rüya olduğu için parça parça hatırlıyorum bazı şeyleri. Birinin cenazesine gidiyorum normal bir kılıkla. Ve tanımadığım birinin. Ve kendim de bilmiyorum aslında onun kim olduğunu ve neden gittiğimi. Orada bana kim olduğumu soruyorlar ama yalan söylüyorum. Nasılsa beni tanımıyorlar diye. Otobüste hafif bir ruj sürüyorum kendimi anlatmaya çalışırken diğerlerine. Sonra da cenaze evine geliyoruz. Bir sürü insan sarılıp ağlaşıyor. Benim tanımadık biri olduğumu anlıyorlar ve bağırıp çağırıyorlar. Sonra yeniden elimde bir anda beliren fotoğraf makinamla otobüse yollanıyorum. Bu sefer dedemin şoför olduğu otobüsü bekliyorum dakikalarca. Sonunda geliyor ve biniyorum. O sırada eşim arıyor beni oradan çıktığını söylüyor. Ardı ardına defalarca gülümsüyorum. Ve kavuşma anı. Otobüs duruyor. Bordo renkli bir araba yanımıza geliyor ve içinden eşim iniyor. Yanımızda da alabildiğine deniz var masmavi.
Valla ne anlama geliyor bilmiyorum ama değişik bir rüyaydı uyanmak istemediğim ve devamını görmekte ısrar ettiğim. Ama işte bazen böyle ısrarcı olup görmek isteyince göremiyor insan. O kadar zorladım yeniden uykuya dalmak için kendimi. Olmadı da olmadı. Odanın içi sıcak geldi, yorgan cılız geldi ki ben yorganın pufidik olmasını severim, içerisi aydınlık geldi, içimden kalkmak ve hayata yollanmak geldi. Ben de en sonunda öyle yaptım. Yüzüme buz gibi suyu çarptım ve renkli yünlerimden minik atkımı örmeye koyuldum. Sonra da yemeğe gittik zaten. Böyle değişik bir uyanış yaşadım. Ama rüyanın sonunda o tedirgin dakikalardan kurtulup eşime kavuşmak iyi geldi. Belki sonra rüyanın devamını görebilirim.
Not: Bu arada Ayşe Arman ın Hürriyet gazetesindeki bugünkü yazısını çok beğendim. Adı Türküm ve Evliyim. Tıklayıp okuyabilirsiniz. Okumanızı tavsiye ederim. Ben de bir tavsiye üzerine okudum. Sevdim.
Herkese böyle bitmek bilmeyen macera dolu rüyalar diliyorum.

9 yorum:

  1. hemen hemen hiç rüya görmeyen biri olarak valla çok ilginç geldi bana:) hayırlısı diyorum:)

    YanıtlayınSil
  2. Ben de böyle oldukça film senaryolarını aratmayan maceralı rüyalar gördüğüm için seni anlıyorum :) Uyanıp uyansam bile devam ediyorum aynısını görmeye...

    YanıtlayınSil
  3. Bende resmen arkası yarın kaldığım yerden devam edenlerim şekerim.

    YanıtlayınSil
  4. yine film gibi rüya görmüşsün tubili..:)poponu örttün mü yavrum:)

    YanıtlayınSil
  5. Güldemcim;
    ben senin aksine her dk rüya görüyorum ve görmediğim zaman bir acayip geliyor bana nedense:)hayır olsun bakalım..öptüm

    Handecim;
    Sen de benim gibisin demek ne güzel:)devamını görmek en sevdiğim şey zaten sorma.Hep böyle bol rüyalı geçsin günlerimiz canım.öptüm

    Craftcım;
    sen de bizdensin demek şekerim ne mutlu..enteresan rüyalarımıza devam edelim.öptüm.

    Pınarcım;cicim;
    yine film yaptım kendi çapımda valla.popo da her zamanki gibi açıktaydı şekerim :):)öpüldün

    YanıtlayınSil
  6. Tuğba'cım, dün senin sayfanı açmadan önce when you're gonna'ı bulup dinlemeye çalışıyordum youtube'dan. Şak diye karşıma çıktı birden çok sağolllllllllll yav.

    YanıtlayınSil
  7. Tuğba cım,sen aslında bukadar kısa rüya pek görmezdin.Bilirsin hep anlattığında takılırdık sana,
    roman gibi saatlerce anlatırdın.Bayağı kısalmış rüyaların demek.Öptüm ikinizi de,sağlıcakla kalın.TATLI RÜYALAR.

    YanıtlayınSil
  8. Gerçekten çok enteresanmış,beimde sıklıkla değişik rüyalar gördüğüm olur ve dediğin gibi devamınıda gördüğüm oldu ardından.Uyanmak istemem hiç,hani nolacak acaba sorusundan dolayı...Devam ettirebildiğim ise nadirdir ki zaten o da bir yerde kopuyor,sonu yok bu rüyaların:)
    Uzun zamandır göz atmıyordum bloguna,iyi olduğun kanısına vardım,sevgler Tuğba...

    YanıtlayınSil
  9. Banucum;
    bu şarkıyı çok severim ben canım.hem düğünümüzde yemek sırasında ilk dans müziğimiz olmuştu when youre gone.o yüzden ayrı bir yeri de vardır ben de.böyle güzel bir tesadüfle bulmana da çok sevindim canım.sevgiler

    Babacım;
    valla yine eskisi gibi uzun uzun rüyalar görüyorum ama bu sefer yazarken kısa olmuş sanırım bu yoksa anlatsam eminim daha uzun anlatırdım.öptüm kocaman.muck

    Aylincim;
    benziyoruz demek birbirimize bu bakımdan. ne güzel. rüyalarımı seviyorum böyle enteresan olmalarını da. ben de artık çok sık yazmıyorum eskisi gibi bloga ama iyiyim canım herşey yolunda ve güzel.teşekkür ediyorum. sevgiler sana.

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)