31 Mart 2008 Pazartesi

Geleneksel

Tam tamına yedi aydır Cezayirdeyim. Eşimle birlikte. Zaman geçtikçe buraya daha çok alıştım. İlk günler hep zordur derler ya bence öyle değil. İlk günler daha kolaydı aslında. Çünkü yeni bir yere gelmenin heyecanı, merakı vardı. Yaşayacağım yeri delice merak ediyordum. Evimizi tuttuk, eşyalarımızı aldık. Buradaki hayatımız her geçen gün daha da şekillendi. Şimdi artık oturduğum yeri, gezdiğim sokakları, gidip geldiğim yolları tanıyorum. Tabi aslında hayat akmaya devam eden bir nehir gibi. Ve aynı nehir de iki defa yıkanamazsın. Herşey her saniye başkalaşır, değişir, dönüşür. Hayatın kanunu bu. Yeterince bildiğimi sandığım yerler bile bazen beni şaşırtabiliyor. Ama ben bu duyguyu tanıyorum ve tanıdıkça daha da çok seviyorum. Demek istediğim ilk zamanların heyecanı yavaş yavaş yerini farklı duygulara bırakıyor. Alışıyor insan. Yabancılığına, insanlardan farklı olan yüzüne, yalnızlığın içindeki diğer kişiyi ortaya çıkartmasına ve yerli yersiz düşüncelere dalmaya alışıyor. Kendine alışıyor. Alışmak her zaman kötü algılanmamalı bence. Bu bir nevi tanıma bilinci gibi. Alıştığımız şeyler bizi ele geçirmediği müddetçe bir yerlerde yaşamayı öğrenmeli, kendimizle başa çıkmayı başarmalı, içimizdeki çapraşık duyguları yoluna sokmayı denemeliyiz. Kendimize yenilmemeliyiz. Alıştığımız kendimize. Neyse kafanızı daha fazla karıştırmadan yazıma berraklıkla devam edeyim. Cezayir e artık alıştım. Kendimi yurduma, doğup büyüdüğüm yere iki bin km uzakta hissetmiyorum artık. Sanki Türkiyedeyim ama doğduğum yere oldukça uzakta yaşıyor gibiyim. Bazen inzivaya çekilmiş gibi, bazen kalabalıklardaki yalnızlık olmuş gibiyim. Bazen de ki bu son zamanlarda çok sık oluyor herşeyin tam da ortasında yer aldığımı hissediyorum. Bu gelgitler içerisinde hayatımda her zaman zevk aldığım şeyleri yapmaya çalışıyorum elimden geldiğince. Değişik yerler görmek, bilmediğim hayatların içine sızmak, yolculuklar yapmak, yaşamın yüzlerini fotoğraf makinama insanca bir duyguyla hapsetmeye çalışmak gibi. Bu yazı buradaki olağan bir günüm de yazılıyor. Bir önceki güne ithafen. Aşağıda eklediğim resimler cezayirin renkli yüzü. Geleneksel kıyafetler, arap ve kabil işi kaseler, tabaklar, çömlekler, vazolar ve daha neler neler. Her birinin üzerindeki çizikler, işler, emekler tarihin aynasından yansıyor ve bugüne geliyor bizim için. Yazılarımı severek okuyanlara, daha beni tanımayanlara, hatta burada yazılarımla çoğaldığımı bilmeyenlere, sevdiklerime; yazmayı, okumayı, düşünmeyi, eskiyi, geçmişi seven herkese bir armağan olsun...

2 yorum:

  1. Renkler harika, orda olsam butun tezgahi bosaltirdim herhalde ;)

    YanıtlayınSil
  2. Merhabaa Haydins:)
    yorumlarını okudum sevindim..valla gerçekten insanın kendini tutması biraz zor oluyor bu gibi durumlarda. ama türkiyeye gelirken getiremeyeceğimi bildiğim için pek bişey almadım sonra aklım kalmasın diye:)

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)