Bugün günün cıvıltısıyla uykumdan uyandım yine. Bildik bir koku vardı havada. Alıştığım bir tat. Ne de olsa her şey gibi yabancı bir şehrin havasına da alışıyor insan. Yaşayarak öğreniyor. Bugün kocaman bir tembellik var üzerimde. Belki de devamlı olarak yaptığım bir şey olmamasından kaynaklanıyor bu tembellik durumlarım. Her gün gidilecek bir iş yada her gün verilecek günlük raporlar falan gibi. Ama böyle olmasından memnunum. Kendime ayıracak tonla zamanım var. Şimdiye kadar okuyamadığım kitaplarımı okuyor. Çocukluğumdan beri yazmayı hayal ettiğim romanıma yeni satırlar ekliyorum. Bolca çay ve kahve de cabası. Tabi arada çikolatalar, bonibonlar, çilekli puflar da var. Zamanımı parçalara bölmeye alıştırdım kendimi. Ama hayali olarak. Kağıtlarımı ve kalemlerimi sadece bunun için kullanmıyorum sanırım. Beynimde neler yapacağımı tasarlamak en büyük zevklerim arasında birinci sırada yer alıyor. Hatıra yumaklarından oluşan fotoğraflarıma bakmak, renkli kalemlerimle resimler yapmak, çocukça bir iç burukluğuyla dakikalarca sevdiklerimin özlemini duymak da sıradaki diğer şeyler. Bugün yemeğimi dışarıda yedim. Eşim ve ofisteki birkaç kişiyle. Cezayir’e özgü ilginç bir restoranda ve aynı zamanda da biraz baştan sağma. Buranın o çok tatlı naneli çayını da özlemişim onun farkına vardım bugün. Resimde de bunu paylaşmak istedim.
26 Mart 2008 Çarşamba
Yumuşak bir hava ve güzel bir melodi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
naneli çay... bizim şerbete benziyor diyebilir miyiz? (:
YanıtlaSilvalla canım tatlı olduğu için şerbet denilebilir belki ama onun haricinde içinde yeşil çay ve nane olduğu için bana pek şerbet izlenimi vermedi valla:)denemek lazım. sana yaparım gelince denersin:)
YanıtlaSil