11 Aralık 2013 Çarşamba

Cezayir hakkında sorular ve cevaplar


Cezayir'de şu sıralar sabahları çok soğuk ama öğleden sonraları yazdan kalma günler yaşıyoruz. İki ay boyunca süren yağmurlar dindi. Sabah ayazı kar yağacağına inandırıyor insanı ama henüz yağmadı. Yeni yıla kar eşliğinde girmek harika olurdu. Soğuk olsa da yağmurlu olmamasına seviniyorum çünkü deli yağmurlar burada başladı mı durmak bilmiyorlar. 



Daha önce Cezayir tanıtımı ve sorular cevaplar diye iki tane blog yazısı yazmıştım. Bunların haricinde zaten sık sık Cezayir'den bahsediyorum yazılarımda. Yine de en çok soru bu iki yazı için geliyor Cezayir hakkında bilgi edinmek isteyenlerden. 


Ben de yeni aldığım bir yorum sonrasında tekrar soru cevap şeklinde bir yazı hazırlamaya karar verdim. 

-Cezayir'i neden bu kadar ballandıra ballandıra anlatıyorsunuz diyorlar?

 Bu soruya şöyle yanıt verebilirim. Aslında Cezayir'i ve buradaki yaşantıyı ballandıra ballandıra anlatmıyorum. Burası hakkındaki hislerimi de dile getirerek yazıyorum cümlelerimi. Kötü taraflarını da anlatıyorum, başımıza gelen tuhaf olayları yazıyorum. Burada ballandırılacak bir durum yok ki zaten. Bir Fas veya Tunus gibi olmadığını her fırsatta söylüyorum. Yine de buranın mimarisini, fransızların etkisini hayatın içinde görmeyi, her ne kadar pis de olsa sokaklarda dolaşırken tarihi yaşayabilmeyi seviyorum. Burada sessizliği yaşayabilmeyi seviyorum. O yüzden hislerim tamamıyla ne kötü ne de iyi. Kaldı ki bizim gibi şantiyede yaşayan, bir takım kısıtlamalarla hayatlarını yaşayan insanlar ballandırılacak bir durum olmadığını da bilirler. 


-Evler pis mi? Ev yaşantıları nasıl?

Temizlik veya pislik toplumun her kesimi için genellenemez. Burada pis yerler de gördüm tertemiz evler de. Sokaklar evet genelde pis, çöpler toplanmıyor, evlerine o pisliğe rağmen ayakkabı ile girenler var ama herkesin yaşam tarzı kendine. Çok sık okuyorum internette buraya gelenlerin yazdıklarını. Kimileri kadınların yabancı kimselerin yanında bile evlerinde çok rahat olduklarını yazıyorlardı. Ben böyle bir durumla karşılaşmadım. Kimin karşısına ne çıkacağı belli olmuyor hayatta. Demek o kişiler öyle insanlara denk gelmişler. Son derece modern hayat tarzları olan temizpak insanlar da var bu şehirde, ama maddi imkanları olmayan, buz gibi soğukta oturan, evinde koltuk veya halı olmayan insanlar da var elbette aynı bizim memleketimizde olduğu gibi. 

-Dil bilip bilmemek ne kadar etkili?

Dil bilmek elbette ki avantaj. Fransızca ve Arapçayı kastediyorum. Çünkü gündelik yaşamda İngilizce bilen insan ya çok az ya da yok. Profesyonel hayatta elbetteki iyi ingilizcesi olan insanlar var. Müslümanım deyince ilk iş neden Arapça bilmiyorsun o zaman diye soruyorlar. Müslüman olup da Arapça konuşamamak onlara tuhaf geliyor. Fransızcaları da saf olmadığı için, çünkü burada kendilerine has yarı Fransızca yarı Arapça veya Kabilce kullanarak bir dil yaratmışlar, bilenler de zorlanabiliyor. Dil bilirseniz elbette hayat kolaylaşıyor. Hiç olmadı kısa süre için gelecek olanlar bir tercüman tutabilir veya tarzanca birkaç kelime ile idare edebilirler. Genelde Türkleri seviyorlar, Türkiye'ye sık gidip geliyorlar ve birkaç kelime Türkçe biliyorlar. 

-Yabancıları kazıklıyorlar mı? 

Her memlekette olduğu gibi evet kazıklamaya çalışanlar var. Yine de her zaman için pazarlığa açıklar. Çok inat edip direnirseniz epey indirim yaparlar. Türk malları burada çok pahalı ama Fransız malları uygun fiyatlı oluyor. Türkiye'den buraya çalışmaya geldiğimizi bildiklerinden yaptığımız işi bildiklerinden buradaki Türkleri hep paralı, zengin sanıyorlar. Çünkü burada onlara nazaran yüksek ücretler kazanıyor yabancı nüfus. Bir giyim mağazasında bile pazarlık yapmak istediğinizde ooo sizde çok para var ben biliyorum diyebiliyorlar. Her zaman için temkinli olmakta fayda var. Turist bu tip ülkelerde gelir kapısı olarak görülüyor. Yapabileceğimiz en akıllıca şey uyanık olmak. Zaten yaşadıkça insan nasıl davranacağını, nerelerden neler alıp alamayacağını da öğreniyor. 


-Her yer süslü püslü binalarla mı çevrili?

Burada yayınladığım fotoğraflar genelde görmeyi çok sevdiklerimi size de göstermek amaçlı. Tabi her bina öyle şık bir mimariye sahip değil. Bunu elimden geldiğince dile getiriyorum zaten. Örneğin bizim yakınımızda bulunan Tizi-Ouzou vilayetinde neredeyse hiç öyle güzel bina yoktur. Hep tuğlaları görünen, yarı tamamlanmış yarı tamamlanmamış binalar vardır. Bu güzel olan kimi binalarınsa içlerinde elektrik bile yoktur. Elektriği olan bir binada oturuyorsanız şanslı olanlardansınız demektir. Bu elektrikten kastım apartman kat elektrikleri. Apartman temizliği denen şeye pek rastlamadım. Genelde herkes kendi katını kendisi temizliyor. Ama başkentte güzel semtlerde ışığı ve temizlikçisi hatta kapıcısı olan binalar da mevcut. Kısaca hiç bir şehirde binalar başkent Alger'deki kadar gösterişli değil ama Cezayir elbetteki sadece başkentten ibaret de değil!


-Araba kullanmak ne kadar gerekli?

Burada trafik büyük bir sorun. Sinyal kullanma ve kurallara uyma alışkanlıkları yok. Üst geçitler veya yaya geçitleri de kullanılmıyor genelde. O yüzden yollarda dikkatli olmak şart. Her an önünüze biri atlayabilir, karşıdan karşıya geçen birileri olabilir. Ayrıca düzgün bir yere park edeyim yolu kapatmayayım diye de düşünmüyorlar. Herkes rahatlıkla arabasını gönlü istediğince istediği yere bırakabiliyor. Başkentte tabi yine bu kadar rahat olamayabiliyorlar. Çünkü arabaların lastiklerini kilitleyen bir sistemleri var. Gidip ilgili yere paranızı ödemeden açtıramıyorsunuz. Bu yine temiz, güzel semtlerde daha çok karşılaşılan bir durum. Araba çok gerekli bir araç burada. Dağınık bir şehir yapısı var. Bir yerden başka bir yere gitmek saatler sürebiliyor. Taksi veya dolmuş da pek güvenli sayılmaz. Tanıdık taksiciniz varsa yardımcı olur elbette ama böyle berbat bir trafikte dolmuşa binmek büyük cesaret ister. Hele ki yabancıysanız, kadınsanız, sarışınsanız, güler yüzlüyseniz. Bir şoför de tutabilirsiniz imkanınız varsa. Yalnız bizim bulunduğumuz yerdeki özel şoförler bile başkenti bilmiyor olabiliyorlar. Ayrıca kadın şoför epey var trafikte. Kadınlar araba kullanabiliyorlar rahatlıkla. Yavaş gitmeleri de sorun olmuyor çünkü Türkiye'de olduğu gibi kornayı sık kullanmıyorlar. 


-Yemek kültürü nasıl?

Kendilerine has özel yemekleri var. Buna rağmen çok çeşitli yemek kültürleri olduğunu söyleyemem. Örneğin Tajin içinde yapılan yemeklerin orijini aslında Fas. Bu yüzden bu yemek çeşitini Cezayir mutfağına özgü saymıyorum. Basit birkaç gündelik yemekleri, örneğin kuskus, mechoui, frik çorbası, birkaç da kendilerine özel tatlıları var zlabia, kalbi louz gibi. Ayrıca şiş çok tercih ediliyor. Tavuk, ciğer, et şiş yapan pek çok lokanta var. Tavuk çok sık yeniliyor ucuz olduğu için. Her yerde tavuk çevirme yerleri var. Nutellalı krep çok yenen bir tatlı. Ekmek arası patates ve omlet en sevdikleri yiyecek diyebilirim. Bizim ofisimizde çalışan Cezayirliler neredeyse her gün patates omlet yiyorlar ekmek arası. Türk restoranları da eskisinden daha fazla. Fransız yemekleri yapan restoranlar, balık restoranları da var elbette. Yani yemek kültüründe etkilenme çok fazla. Yine de buraya geldiğinizde aç kalmayacağınıza garanti veririm. 

-Yalancı ve ahlaksızlar mı?

Bir toplumun geneli için yalancı veya ahlaksız demek asla yapamayacağım bir şey. Oldukça da yanlış bir düşünce tarzı bu bana kalırsa. Bana gelen maillerde yalancılık, ahlaksızlık çok sık dile geliyor. Herkes şanslı olamayabiliyor. Kimi dolandırılıyor, kimi iftiraya uğruyor, kimi kötü olaylara tanık olabiliyor. Hayat herkese iyi taraflarını göstermiyor. Bizim kadar ciddi bir yapıları yok evet bu doğru. Çok rahatlar. Genelde bizi yani Türkleri sabırsız ve aceleci buluyorlar. Her zaman sözlerinin arkasında durmayabiliyorlar da. Ama bu kesinlikle kişinin karakteri ile ilgili bir şey. Acil bir iş durumunda oyalanmak onlar için rutin bir durum. İnşallah dediklerinde işinizin ne zaman biteceğini bilemiyorsunuz. Ağır işleyen bir bürokrasisi var. Hala devlet dairelerinin çoğunda bilgisayarlı sistem yok evraklar kağıtlar dosyalar arasında kayboluyorlar. Yeni yeni modernliğe adım atmaya çabalıyorlar. Tüm toplumlar böyle dönemler geçirirler. Cezayir özgürlüğünü aslında yeni elde eden bir toplum. Terör hala etrafta kol geziyor. Halk hala pasif, korkmuş ve geçmişte yaşadıkları zulmü aklından çıkartamıyor. Böyle olmaları çok normal. Zamanla iyileşme gösteriyorlar. 2007 yılında buraya geldiğimden beri çok şey değişti. Bir ülkede yaşanan değişimlere bizzat tanıklık ettik. Daha hala geri kaldıkları noktalar elbette ki çok var. Yine de hayatın daha da iyiye gideceğine dair inancım var. Bazen Türkiye'de yaşanan son olayların ışığında düşününce Cezayir bizden daha bile modern kalabiliyor diyebilirim. Bizim gidişatımızda Cezayir'deki hayatı mumla arayabiliriz yakında. 


Son olarak şunları söylemek istiyorum. Burada kısa zaman kalmak burayı anlamak için yeterli değil. Uzun süre kalmak ise kolay değil. Ben Cezayir'deki yaşama, sessizliğe çok alıştım. Binaların ruhuna dokunmayı seviyorum. Tüm olanaksızlıklarına rağmen verdikleri yaşam mücadelesini yüzlerinde görmeyi seviyorum. Yükselmelerini izlemeyi seviyorum. Bu şehrin insanı kendine bağlayan sihirli bir tarafı var, etkilenmemek güç. Hele ki benim gibi eskiye düşkün nostaljiye bağımlı ve biraz da hüzünlüyseniz. Burada devamlı yaşamak istemezdim elbette çünkü Türkiye'de anılarım, çocukluğum, hayallerim var, ailem dostlarım var. Yine de bu bölgeyi görmek insana çok şey katıyor. Hayatın ritmini anlamak ancak böyle yerlerde mümkün oluyor. Fas Tunus ve Cezayir üçlüsü kesinlikle görülmeli. Bu kadar birbirine yakın kültürler aynı zamanda nasıl ve ne kadar farklılar anlayacaksınız. Hayata başka bir gözle bakacaksınız!

Soru cevaplar devam edecek...
İyi haftalar.

14 yorum:

  1. Tuğbacım ne güzel anlatmışsın canım.Fotoğraflar da çok güzel.Hep merak etmişimdir bu ülkeleri ama hiç cesaret edip ziyaret edemiyoruz bir türlü Avrupa hala çok cazip geliyor ama bir gün Tunuz Cezayir Fas oraları gezmek istiyorum ,sevgilerimle

    YanıtlayınSil
  2. "ballandıra ballandıra anlatma" sorusunu kim sorduysa blogu okumuyor diye düşünüyorum... daha kötüsü okuduğunu anlamıyor diyeceğim ama ihtimal vermek istemiyorum!
    yaprakları dökülmekte olan ağaca saatlerce bakmaktan zevk alıp bunu paragraflarca anlatabilen bir kişinin blogunu okuyoruz... hadi bulunduğu durum bok gibiyken bile oturup sürekli söylenmenin bir faydası olmadığını anlayanların sayısı gitgide azalıyor, bari başkasının bu yeteneğini rahat bırakın...

    hee evet, ben avukatıyım...

    YanıtlayınSil
  3. bu bölgede tunus görmek istediğimiz bir yer. özellikle deniz sezonunda tatil yapsak diyoruz ama avrupadan sıra gelir mi bilmiyorum. cezayirde 4 yıl yaşamış ve buraya geri dönmüş arkadaşım var. hayat kimyayı bilirsin. fabrika gönderdi. çocukları orada okudu, şimdi kızımla oğlu aynı sınıfta. çacuk çok iyi arapça biliyor. sen devamlı mı oradasın, dönüş umudu yok mu :)

    YanıtlayınSil
  4. Doğrusu yazdıklarını okuyunca bazı açılardan bizim ülkemizden farklı olmadığını düşündüm, türkiye sadece istanbul ve büyük sehirlerden ibaret değil, neler var ne imkansızlıklar var ancak tahayyül ediyoruz. Amsterdama geldikten sonra ülkemiz (ve tabi yazdığın gibi bu tipteki ülkeler) adına çok üzülüyorum ve isyan ediyorum. İnsan gücü daha dazla akılsa akıl da var, iklim coğrafi zenginlik tarım hayvancılık hepsi fazla fazla ama neden bizim ülkemiz burası kadar refah olamıyor o insanlardan ne eksiğimiz var neden basaramıyoruz diye sinir oluyorum

    YanıtlayınSil
  5. Çok faydalı olmuş bu yazı Tuğbacım.
    Herkesin algısı farklı olabiliyor tabii ama ben Cezayir'i balandıra ballandıra anlattığını hiç düşünmedim açıkçası.İlginç geldi o yüzden.

    YanıtlayınSil
  6. Smilena;
    Teşekkür ederim canım. Bu ülkeleri ben de görmeden evvel çok merak ederdim. Günün birinde de buralara geleceğimi hiç düşünmemiştim ama şimdi buradayım:)Tunus ve Fas daha çok tercih edilen turistik yerler. Aslında turlar eşliğinde tercih edilmesi de çok güzel ve avantajlı. Cesaret edilmeyecek bir durum yok. İlk fırsatta değerlendirin bence tatil zamanlarınızı:)Fas'ı çok seveceğinize eminim ama en güzeli bahar ayları veya yaz bana kalırsa:) Sevgiler

    YanıtlayınSil
  7. Saçaklı;
    çok güzel yazmışsın teşekkür ederim:) Ben de senin gibi düşünüyorum. Belki bir yazıma denk gelip çok şahane bir yer gibi yazdığımı sanabilirler. Sanırım neler yaşadığımızı nasıl hissettiğimizi uzun soluklu okumalarla ancak anlayabilirler. Elbette yaşamadan da yeterince anlayabilmek çok zor. Hayattan zevk almayı ne kadar şikayet edersem edeyim bana burası öğretti. Belki de o yüzden seviyorum buraları. Değiştim, büyüdüm, anlamayı kavradım. Aaaa bu arada evet avukatım olabilirsin seve seve:) Öpüldün

    YanıtlayınSil
  8. Buket;
    Dediğin gibi yazın Tunus çok güzel. Denize giriyorsun o kumların yumuşaklığı çiçeklerin görüntüsü, bahar ve yaz aylarında daha şahane oralar. Bence imkan yaratın. Tunus ve özellikle de Fas şahanedir. Hayat kimyayı biliyorum evet. Çok var buraya gelen Türk zaten. İlk geldiğimizde bu kadar çok değildi ama son yıllarda epey fazlalaştı. Çocuklar için dil bir artı oluyor tabi ama yabancı okullara gönderirsen iyi eğitim alıyorlar yoksa normal okullarda durum vasat gibi görünüyor. Biz artık yolun sonuna geliyoruz yavaş yavaş. Bir sene sonra dönmeyi planlıyoruz hayırlısıyla. Bakalım belki birkaç ay gecikmeli olabilir iş bitme durumuna göre. 6 sene yetti bana eşimin de 8 sene bitti. Bu kadar ayrılık yeter. Özlemlerimiz dorukta artık..Sevgilerimle

    YanıtlayınSil
  9. GeCe;
    Çok güzel ifade etmişsin canım. Ben de yazının sonunda belirtmeye çalıştım bu durumu. Bazen ciddi ciddi bakıyorum da şu haliyle bizden daha modernler inan ki. Yine de uzakta olunca insan memleketinin kıymetini anlıyor. Bizim orada her yer bir başka cennet. Keşke kafaların içindekiler de öyle güzel olsalar. Ben de her düşündüğümde sinir oluyorum. Birileri izin verse ahh ahh ne kadar harika olabilir her şey, elimizde çok imkan var ama kullanacak kapasite yok ne yazık ki. Yine de hep bir umut vardır. Göreceğiz..
    Sevgiler

    YanıtlayınSil
  10. Sezercim;
    Çok sevindim beğenmene. Zaman zaman bu tip yazıları yazmak iyi oluyor. Bazen geçmiş yazılara ulaşmakta güçlük çekiyor insanlar gerilerde kaldıkları için yazılar. Aslında aramaya düzgün yapılırsa her yazıya güzelce ulaşılabiliyor. Ben de şaşırıyorum inan senin gibi. Gerçekten ballandırmıyorum çünkü:)
    Sevgiler

    YanıtlayınSil
  11. Ne güzel fotolar, yazı... :)

    Ben de gezip yazıyorum. :)

    En son Rodos'u yazmıştım hatta. :)

    Yeni keşfettim blogunuzu, belki ikinci kez veya (?), ilk yorumumu yapayım dedim. Ben de Kafa Dergi ve Ters Düz adlı bloglarıma beklerim, ikisini ya da en azından ikisinden birini mutlaka seveceğinizden eminim. İyi blog'lamalar! :)

    YanıtlayınSil
  12. Çok güzel bir yazı olmuş Tuğba..Cezayir hiç bilmediğim be bir gün gitmek istediğim bir ülke olduğu için keyifle her bir satırını sindire sindire okudum..Bu yazına seyahat bloğumun facebook sayfasında da link vermek istiyorum. Umarım bir sorun olmaz .Sevgiler

    YanıtlayınSil
  13. Mert;
    Çok teşekkür ederim. Fotoğraflar netten alıntı, benimkilerin üzerine adımı yazıyorum yanlış anlaşılmasın diye. Daha önce yorum yazmıştınız bir defa. Ben de blogunuza baktım biraz okudum ama henüz devamını getiremedim. En kısa zamanda yeniden ziyaret edeceğim. Sevgiler

    YanıtlayınSil
  14. Sahildeki ev;
    Çok teşekkür ederim. Keyifle okunduğunu bilmek mutluluk veriyor. Bol bol bahsetmeye çalışıyorum buralardan. Link konusunda da sorun olmaz elbette aksine çok sevinirim teşekkür ederim bu nazik düşünce için. Benden de çok sevgiler selamlar:)

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız ve paylaşımınız için teşekkürler. Mutlu kalın:)